Öztin Akgüç - Krizin Maliyetinin Ödetilmesi
Ağustos 15, 2008 - CUMHURİYET, ÖZTİN AKGÜÇ
Kapitalist düzeni ve kârı haklı göstermek için genellikle şu gerekçe ileri sürülür. Sermayedar, girişimci risk üstlenir. Yanlış kararlar alır, uygulamalar yaparsa, sonuçta işletme iflas eder, batar; sermayedar kayba uğrar. Risk üstlenen sermayedarın, girişimcinin bunun karşılığında kâr elde etmesi haklıdır, meşrudur. Kâğıt üstünde haklı gözüken bu savın, uygulamada geçerliliği var mı? Küçük işletmeler için geçerli olan tasfiye, batma, iflas olasılığı büyük işletmeler, büyük sermaye grupları için geçerli değil. “Batmak, iflas için çok büyük” diye ifade edebileceğimiz İngilizce bir deyiş var: “Too big to fail”. Bunun anlamı, büyük işletmelerin, sermayedar grupların batmasına, iflasına izin verilmez. Bunlar bir şekilde kurtarılır. Nitekim dünyada yaşanan mali krizde, zor duruma düşen bankalar, mali kurumlar, doğrudan ya da dolaylı biçimde kurtarılmış, merkez bankaları tarafından desteklenmişlerdir; şirket, banka, mali kurum kurtarmanın, desteklemenin bir maliyeti vardır. Bu maliyeti kimler ödüyor ve kimler ödeyecek?
Bu konuda uygulamada kural şudur: “Kâr elde edildiğinde, kâr sermayedarlara, girişimcilere aittir. Zarar edildiğinde bu zarar bir şekilde geniş kitlelere dağıtılır.” Krizin maliyetinin ödetilmesinde de bu kural uygulanıyor. Krizin tetikleyicisi ABD’de taşınmaz (gayrimenkul) piyasasında durgunluk, taşınmaz finansmanı için çıkarılan varlığa dayalı menkul kıymetlerin ödenmesinde zorluk, taşınmaz ipoteği karşılığı verilen (mortgage) kredilerin geri ödenmemesi, finans kurumlarının tahsili gecikmiş alacaklarında artış olduğuna göre, bu krizin faturasının ABD finans piyasası tarafından ödenmesi gerekirken, krizin maliyetinin önemli bir bölümü ABD dışına aktarıldı. Bunun birkaç yolunu açıklayalım:
ABD, değeri düşen USD’nin faizini de indirdi. Böylece ABD dışında varlıklarının bir bölümünü USD’ye bağlamış olan bankalar, kuruluşlar, hatta kişiler para olarak USD tutan merkez bankaları, reel değer kaybına uğradılar. Hem USD’nin değeri düştü, hem de göreceli olarak düşük faiz geliri elde ettiler. Gerçekte gelirleri negatif oldu.
ABD finans kurumlarının çıkarmış olduğu varlığa dayalı menkul kıymetlerin riskli alanlarının (sub prime) faizleri de göreceli olarak yüksek olduğundan, bazı Avrupa bankaları bu tür kâğıtları almayı, kısa sürede yüksek kâr açıklamak için yeğlediler. Ancak geri ödemede sorunlar yaşanmaya başlandığında, zarar karşılığı ayırmak zorunda kaldılar. Yüksek kâr yerine zarar açıkladılar. Bu bankaların bir kısmı devlet desteği gördü, hatta kamulaştırıldı. Böylece maliyet ABD dışı ülkelerin vergi ödeyicilerine de yayıldı.
ABD sürekli cari işlemler açığı veren, bu açığının bir bölümünü karşılıksız USD basarak fonlayan bir ülke… Karşılıksız, değeri düşen bir para basarak açığı fonlayan bir ülke, bu yükün en azından bir bölümünü diğer ülkelere aktarıyor demektir.
Neoliberal politikaları serbest pazar ekonomisi sistemini benimseyen ülkelerde devletin küçülmesi, devletin ekonomiye müdahale etmemesi esastır. Ancak büyük sermayenin çıkarları söz konusu olduğunda bu kural da bir yana itilir. Devlet doğrudan ve/veya dolaylı biçimde şirket, banka, finans kurumu kurtarma, destekleme operasyonlarına girişir, “devlet desteklesin, devlet kurtarsın” demek bunun maliyetini geniş kitleler ödesin anlamındadır. Düşük gelir grupları lehine ekonomiye müdahale, serbest pazar ekonomisi kurallarına, aykıdırıdır ama büyük sermaya lehine müdahale, destek serbest pazar ekonomisi kurallarına, neoliberal politikalara uygundur.
Öztin Akgüç
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.