MÜMTAZ SOYSAL - Tehlikeli Belirtiler
Ağustos 13, 2008 - CUMHURİYET, MÜMTAZ SOYSAL
KAFKASYA’DA olanlar bir kez daha gösterdi ki, yeryüzünün bu köşesi çok netamelidir. Tarihsel hınçların yaşandığı, azgın hırsların çatıştığı, büyük hesapların yapıldığı bir köşe. Bu coğrafyanın göbeğinde duran bir ülkenin son derece donanımlı bir kadroyla yönetilmesi gerekmez miydi?
Tarihten ders almayı bilen, çevresinde dönen oyunları sezen, bunlara karşı her bakımdan güçlü, bütünleşmiş bir toplum yaratmaya yönelik bir kadro.
Oysa ne görüyoruz?
Bırakın tarihten ders almayı, henüz birkaç gün önce kıyısından döndüğü bir badireden bile ders çıkarmaktan uzak bir yöneticiler topluluğu.
Laiklik karşıtlığı eylemlerin odağı olduğu on bir üyeli bir mahkemenin on üyesince kesin hükme bağlanmışken “odak değiliz” diyebilen bir başbakan.
“Hiç olmazsa şimdi YÖK’ten gelen rektörler listesini onaylayarak uyum havası yaratır” diyenleri hayal kırıklığına uğratan bir devlet başkanı.
Bunlar, hukuku hiçe sayışın, fütursuz ama çapsız bir meydan okuyuşun belirtisi değildir de nedir? Çevresindeki büyük oyunların tehdidi altındaki bir ülkeyi yönetenler, “Yargı da bize diş geçiremez, paşaları da tutuklatırız” gibi küçük övünçlerin seline kendilerini bırakma lüksüne sahip olabilirler mi?
Şu sırada, bu konjonktürde?
Hıyanetten söz etmiş olmamak, ancak şöyle bir açıklamayla mümkün olabilir: Bu ülkeyi yönetenler herhalde tarih bilincinden öylesine yoksunlar ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl müthiş bir sürecin ürünü olduğunu, insanlık tarihi için ne anlama geldiğini, hatta İslam dünyasının çağdaşlaşmasına nasıl bir katkı getirmiş olabileceğini idrak edememiş durumdalar galiba. Bir yabancı devlet adamının Anıtkabir’e gitmeyi reddetmiş olması yüzünden ziyaret programını değiştirmeyi “ayrıntı” saymak ancak böyle bir cehalet özürüyle izah edilebilir.
Bu ayrıntıysa, esas olan nedir? Atatürk’ü yok saymak mı? Cumhuriyetin inkârı mı? Bunca yaşanmışlığın, “yedi düvel”in emperyalizmine başkaldırışın, son toprak parçası için feda edilen canların anısını silmek mi?
Öyleyse ne kalıyor geriye?
Bugünkü beylerin ve hanımların haşemalı ve tesettürlü saltanatı mı?
Son bir yılın olayları öylesine büyük bir hızla üst üste yığıldı ve bunlar karşısında cumhuriyetçi bilinen kurumların gösterdiği tepkisizlik öyle bir uyuşukluk yarattı ki, bütün bir toplum olarak nasıl bir tarihsel dönemeçten geçip hangi karanlıklara yöneldiğimizi henüz anlamış değiliz.
Anladığımız zaman çok geç kalınmış olabilir.
Böyle olduğu içindir ki, önümüzdeki aylarda bütün cumhuriyetçi kurumlara, partilere, üniversitelere, orduya, yargıya, basına düşen ödevlerin yerine getirilmesinde hiç geç kalmamak gerekecektir.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.