EMRE KONGAR - Can ve Patlıcan…
Ağustos 11, 2008 - CUMHURİYET, EMRE KONGAR
Halkımızın bazı özdeyişleri muhteşemdir.
Kendinden başka hiç kimseyi umursamayanlar için, günlük konuşma dilinde enfes bir deyiş vardır:
“Senin canın can da benimki patlıcan mı!” derler.
***
Diyelim ki gemi batıyor, çocuklar ve kadınlar önde, herkes cankurtaran sandalı sırasında.
Biri bağırıyor:
“Yol verin bana; benim canım çok kıymetlidir!”
Ya da aynı belaya kurban gitmişsiniz, hepinizin evi yanmış.
Bir kendini bilmez ağlayarak dövünüyor, sizden de merhamet ve ilgi dileniyor:
“Mal canın yongasıdır; ah en çok benim canım yandı!”
İşte böyle münasebetsiz durumlar için üretilmiştir “Senin canın can da benimki patlıcan mı!” deyişi…
***
Politikacılar, toplumun temsilcisidir…
Toplumun acılarını, sıkıntılarını dile getirirler…
Kendi başlarına gelmese bile, toplumsal felaketlerden, haksızlıklardan, bizzat kendileri etkilenmiş gibi davranırlar, acıları, sorunları dile getirir, gerekli çareleri ararlar…
Bu onların görevidir…
Hele sorumlu mevkilere seçilmiş olan politikacılar için…
Hele hele başbakanlar için…
***
Ergenekon iddianamesi dört büyük sorunu birden dikkatlere getirdi:
1) Birtakım katillerin, bombacıların, tetikçilerin, belli kişiler ve çevrelerce desteklenmiş olması ve bunların arkasında bir çetenin veya bazı çetelerin varlığı ihtimali.
2) Birtakım şüphelilerin, iddianamenin yazılış ve sunuluş aşamasında, henüz duruşmalar başlamadan, hatta iddianame bile ilan edilmeden, cezalandırılması, medya tarafından yargısız infaza tabi tutulması.
3) Olayların, hem tarihsel ve siyasal perspektif içinde ele alınmayıp bazı önemli noktaların dışarda bırakılmasından, hem de ilişkilerin ve belgelerin çok fazla yaygınlaştırılmasından dolayı, asıl sorumluların ve oluşumların (siz isterseniz buna “Gerçek Ergenekon” da diyebilirsiniz) dava dışı kalması.
4) Sanık ve tanıklara ek olarak, davada sanık ve hatta tanık bile olmayan pek çok kişi hakkında yalan, yanlış iddiaların ortaya atılması, bu kişilerin, davayla ilgili olmayan özel yaşamlarının ve özel konuşmalarının ortaya dökülmesi, kişiliklerinin ve ilişkilerinin zedelenmesi.
***
Böyle bir davanın siyasal tartışmalara konu olması da kaçınılmazdı.
Nitekim Başbakan kendini “Ergenekon’un Savcısı”, Ana Muhalefet Partisi Lideri de kendini “Ergenekon’un Avukatı” ilan etti.
***
Davayla ilgili ya da ilgisiz kişiler hakkında yalan, yanlış bilgiler içeren, davayla doğrudan ilişkisi olmayan yüzlerce belge “resmi evrak” olarak iddianameye girmiş…
Ve medyada çarşaf çarşaf yayımlanmış…
Pek çok insanın kişilik hakları zedelenmiş…
Kimse bunun üzerinde pek durmamış…
Ama hakkında belge yayımlananlardan biri de Başbakan olunca, işler birdenbire değişiverdi:
Kendini “Ergenekon’un Savcısı” yerine koyan Başbakan, iddianamede kendisi hakkında yalan, yanlış bir belgenin, (üstelik uydurma olduğu da vurgulanarak) bir gazetede yayımlanması üzerine kıyametleri kopardı.
Hangi Başbakan?
“Herkesi kucaklayacağını” iddia eden, ama vatandaşları haksızlığa uğrarken sessiz kalan Başbakan…
Hatta sessiz kalmakla da yetinmeyen, üstüne üstlük, kendine savcılık yakıştıran Başbakan…
Haklarındaki yalan, yanlış bilgiler, belgeler, telefon konuşmaları günlerdir gazete manşetlerinde dolaşan, kişilik hakları zedelenen vatandaşlar:
“Başbakan’ın canı can da bizimki patlıcan mı!”
Deseler…
Haksız mı sayılırlar?


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.