MUSTAFA BALBAY - Sevr’in 88. Yılı…
Ağustos 10, 2008 - CUMHURİYET, MUSTAFA BALBAY
ABD ile Rusya’nın karşı karşıya geldiği Kafkaslar’da, Gürcistan’ın toprak bütünlüğü sorgulanırken…
Irak Parlamentosu’nun gündemine işgalin hukuki olduğuna ilişkin bir yasa sokulurken…
Balkanlar’da, Karaciç’i kimlerin niçin kullandığı tartışılırken…
AB, artık daha fazla genişlemesem de, sınırımın etrafını kendi nüfuzum altına alsam, diye düşünürken…
Sevr Antlaşması’nın 88. yılını sütuna yatıralım…
Birinci Dünya Savaşı’nın kazanan tarafı olan İtilaf Devletleri, Osmanlı’yı nasıl paylaşacaklarına iki yılda karar verebildiler. Önce Paris’te bir Barış Konferansı düzenlendi, ardından San Remo’da… Zaten bu tür paylaşımların çoğu “barış” adıyla yapılır!
Mayıs 1920’de Osmanlı’ya kabul ettirilecek “Barış Planı” son şeklini aldı.
11 Mayıs 1920’de planı alan padişah bugün de çok yabancısı olmadığımız bir öneri geliştirdi:
Oysa İtilaf Devletleri’nin uzlaşmaya niyeti yoktu. Tam tersine Osmanlı’dan daha ileri neler istenebileceği üzerinde kafa yoruyorlardı. Plana göre; İstanbul ve Çanakkale Boğazı, kazanan devletlerin temsilcilerinden oluşan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecekti. Ege ve Trakya Yunanistan’a veriliyordu. İtalyanlarla Fransızlar Güney’den paylarına düşeni aldılar. Osmanlı’nın yönetiminde kalacak Orta Anadolu için de ekonomik kapitülasyonda karar kıldılar.
Padişah 10 Ağustos 1920’de Sevr’e evet dedi. Ancak bu anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için taraf ülkelerin parlamentolarında onaylanması gerekiyordu. Yunanistan’da işlem hemen tamamlandı. İstanbul’daki Osmanlı Meclisi, Ankara nedeniyle işlemez durumdaydı. Ankara’da yeni açılan Millet Meclisi, böyle bir anlaşmaya tümden karşıydı.
İtilaf Devletleri’nin acele etmesinin nedeni de Anadolu’da yükselen bağımsızlık ateşinin bacayı sarmasıydı. O bilinç öne çıkarsa Osmanlı’nın paylaşımı da zorlaşacaktı.
9 Eylül 1922’de noktalanan Kurtuluş Savaşı’nın ardından 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması bir bakıma Sevr’in yırtılmasıydı.
Ahmet Taner Kışlalı’nın sık kullandığı bir değerlendirmedir:
Geçmişinizi ne kadar iyi bilirseniz, geleceğinizi de o ölçüde sağlam kurarsanız!
Bu bağlamda Sevr Antlaşması’nı doğuran koşulları, bunu isteyenlerin hedeflerini ne kadar iyi bilirsek, bugünü ve geleceği okumamız da o kadar kolay olur.
Kimileri bu tür Sevr anımsatmalarını “sendrom” olarak niteliyorlar ve çıkışıyorlar:
Bu sendromdan kurtulun, bırakın bu tür korkuları!
Hayır… Sevr sendromu diye bir şey varsa o bizde değil, bu anlaşmayı yaşama geçiremeyenlerde var!
Girişte çevremizdeki güncel durumu kısaca özetledik… Kim ne derse desin, dünyanın yeniden kurulduğu bir dönemin içinden geçiyoruz. Pekin Olimpiyatları’na rekor düzeyde ülke katılıyor; 205. Neden rekor? Çünkü, her yıl birden fazla yeni devlet kuruluyor. Bu, dünyanın yeniden kurulması değildir de nedir!
En çok “yeni sınırın” bizim çevremizdeki coğrafyada çizildiği dikkate alındığında, Türkiye’nin konumu daha net ortaya çıkacaktır.
Tarihte bize iyi bakmayan ülkelerle kötü geçinelim, demiyoruz. Bu, çok saçma olur. Örneğin Avrupa’daki ülkeler böyle bir yöntem benimsese, bugün birbiriyle iyi geçinen 3 Avrupa ülkesi çıkmaz.
Uluslararası ilişkilerin tek belirleyicisi vardır; karşılıklı çıkar.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.