İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Hüseyin MÜMTAZ - KAFKASYA’DAKİ TENCERENİN KAPAĞI (1)

Ağustos 10, 2008 - HÜSEYİN MÜMTAZ, İLK KURŞUN

Geçen hafta nereden estiyse şeytan dürttü, Ralph Peters haritası “gerçekleştiğinde” pasaportsuz gidemeyeceğim Sarp Kapısı’nı bir göreyim demiştim.

                Hopa’nın devamında Karadeniz otoyolu “biterken” ard arda sıralanan tünellerin sonuncusunun hemen bitiminde futbol sahası kadar bir boşluk karşılıyor sizi.

                Soğuk Savaş döneminde, çok değil 18 yıl önce Hopa’dan öte yol ve dolayısı ile bu “kapı” yoktu.

                “Konsepte” göre Sovyetlerin “ana ilerleme istikametlerinin” kolaylaştırılmaması gerekiyordu.

                Devran döndü, Sovyetler yıkıldı, sınırın ötesi Gürcistan ve Ermenistan oldu.. Rusya ile sınırımız artık kalmadığı için “tehlike” de bitti, “Rus Pazarları” Karadeniz’i doldurdu. Akın akın, çeyizlerindeki malları çarşı-pazar satmak için gelen “eski sovyet” vatandaşlarının seyahat olanaklarını kolaylaştırmak için yol ve kapı açıldı.

                “Konjonktür” değiştiği için konuşlanmalar da gözden geçirildi, çeşitli kaydırmalar gerçekleştirildi.

                Evet, tünellerin başlangıç ve bitişini göremedik.. Çünkü Hopa’nın içinden itibaren yolun sağındaki ikinci şeridi, park edip beklemekte olan TIR’lar doldurmuştu. TIR’ların çevresi ve civarı da yıllar yılı Kapıkule’de görmeye alıştığımız şekilde TIR şoförleri ve refakatindekilerin “doğal konaklama alanları” haline gelmişti..

                Son tünelden çıktık ki yol bitmiş.. Bulunduğumuz yer Türkiye, karşı tepeler Gürcistan. Fon her iki tarafta da yemyeşil. Karşı tepenin en üstünde bir Ortodoks Gürcü kilisesinin “mürtesemi ufka düşmüş”, yamacın altındaki evin bahçesine de Gürcü kadın yıkadığı çamaşırları asmış.

                Kapının bu tarafında pislik, iğrençlik, sefalet ve karmaşa diz boyu.. Öte tarafını göremiyoruz..

                Yürüyerek geçen acayip kılıklı kadınlar, onları bekleyen acayip kılıklı adamlar ve arabalar. Kadınlar üçü dördü bir yerde yol kenarına oturup sigara içiyorlar, önlerindeki çuvaldan da yeni getirdikleri çotanak halde “Gürcü fındığını” pazarlıyorlar. Birine kilosunu soruyoruz, üç parmağını havaya kaldırıyor. Üç liraymış.. Daha bu tarafta fındık fiyatı açıklanmadı.

                Nece konuştuğunu anlayamadığımız tipsiz erkekler sahildeki çöplük haline gelmiş kayalıkların üstünde bira içiyorlar. Kayalıklarda neredeyse Sovyet döneminden kalmış çöpler, bira kutuları, su şişeleri, kağıtlar, sigara paketleri..

                Ve “koku”..

                Adım attığınız her yerdeki “bulaşıklar” ayağınıza bulaşmasın diye neredeyse sekerek yürüyorsunuz.

                Ve “deniz sahilinde” kocaman bir cami.. Belli ki karşıdaki kiliseyi “dengelemek” için yapılmış. Bahçesi ve içi boş. Şadırvanı susuz.. Her tarafı otlar bürümüş.

                Park yeri filan yok.. Giriş ve çıkış yapa boy ve yükseklikteki, çoğunun marka ve modelini hiç bilmediğimiz araçlar gönüllerinin istediği yerde, istediği kadar duruyor.

                Topuklayıp “kaçıyor”, Hopa Belediyesi’nin sahildeki plaj tesislerinde “self servis” bir nefesleniveriyoruz.. Asıl hevesimizi Rize’de Çaykur’un ünlü “Botanik Parkı”nda içeceğimiz “ince belli” siyah çaylara saklıyoruz..

                Bir hafta sonra, kapıdan şöyle bir seyrettiğimiz Gürcistan’ın kan ve ateş içinde kalacağını nereden bilebilirdik?

                Aslında Sarp Sınır kapısı, Gürcistan’ın “Acara Özerk Cumhuriyeti”ne açılıyor. 70.000 kilometrekarelik, 6 milyona yakın nüfuslu küçücük Gürcistan’da bundan başka bir de “Abaza Özerk Cumhuriyeti” ile “Güney Osetya Özerk Bölgesi” var.

                Problemin kaynağı da işte burada gizli..

                Son Gürcü-Rus savaşının niçini “enerji”, nedeni de “bu karmaşık etnik yapı”..

                “Küreselleştirenler”; “küreselleştirmeyi” düşündükleri ülkelerin sınırlarını Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana böyle çizmeye özen gösteriyorlar..

                İlk örnek, Syces-Picot haritası ise, son örnek de Ralph Peters haritası.

                Balkanlar, Kafkaslar ve Mezopotamya bu “proje”nin en canlı örnekleri.

                Bu coğrafyada ırklar, diller, dinler ve mezhepler mutlaka başka ülkelerin sınırı içinde birbirlerinin içine geçmiş halde bulunsunlar ki “lüzum hâsıl olduğu zaman” ve “icabı halinde” uygun şekilde “kullanılabilsinler”.

                Önce “neden”in ilk bölümü; yani “idari yapı”?

                Yaklaşık olarak 324.000 kilometrekarelik Kafkasya’da bugün 3 “bağımsız cumhuriyet”, 7 “özerk cumhuriyet” ve 3 de “özerk bölge” bulunmaktadır.

1.Bağımsız Cumhuriyetler: a)Azerbaycan, b)Gürcistan, d)Ermenistan.

2.Özerk Cumhuriyetler:                             a)Nahcıvan (Azerbaycan’a bağlı ama arada Ermenistan var)                                                                        

                                                                  b)Abazya (Gürcistan’a bağlı)

                                                                  c)Acaristan (Gürcistan’a bağlı)

                                                                  d)Çeçenya-İnguşetya (Rusya Federasyonuna bağlı)

                                                                  e)Dağıstan (Rusya Federasyonuna bağlı)

                                                                  f)Kabardin-Balkarya (Rusya Federasyonuna bağlı)

                                                                  g)Kuzey Osetya (Rusya Federasyonuna bağlı)

3.Özerk Bölgeler:                                      a)Karabağ (Azerbaycan toprağı ama Ermeni işgalinde)

                                                                  b)Güney Osetya (Gürcistan’a bağlı)

                                                                  c)Karaçay-Çerkez  (Rusya Federasyonuna bağlı)

                Osetya’nın kuzeyinin Rusya Federasyonuna, güneyinin ise Gürcistan’a bağlı olduğuna dikkat edin lütfen..

                Ve bu kadar karmaşıklaştırılan idari yapı ve iç içe geçirilmiş etnik varlıkların bulunduğu şişenin mantarının açılmasıyla içinden cinin ve kim bilir başka daha nelerin çıkmasına da şaşırmayın..

                Tabiî bitmedi..

                Tekrar ısıtılmaya çalışılan Kafkasya çorbasındaki dinî yapı ile etnik kimlikler de yarın..  

                                                                                                                                                             10 Ağustos 2008

 

57’İNCİ ALAY HERYERDE..

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.”

 

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS