İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

ALİ SİRMEN - Keşke Öyle Olsaydı…

Ağustos 09, 2008 - ALİ SİRMEN, CUMHURİYET

Ailesi ile birlikte kendilerine yakın yeni zengin bir işadamının yatıyla yaptıkları tatil görüntülerinin medyada yayımlanması Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü kızdırmış.

Demokrasiyi yalnızca sandıkta en çok oyu alanın egemenliği olarak kabul eden bir anlayışın doğal dışavurumu bu davranış.

Dünkü Vatan’da, Avrupalı liderlerin, tatil resimlerinin (arada Alman Başbakanı Angela Merkel’in mayo değiştirirken çekilmiş, münasebetsiz bir fotoğrafı da var) ülkelerinin medyalarında nasıl çarşaf, çarşaf yayımlandığını belgeleyen açıklamalı haberler yer aldı.

Olayın bu yönünün fazlaca üzerinde durmaya gerek yok.

Ben daha çok, beğendiğim, yazılarını ilgiyle ve gerçekten atlamadan okumaya çalıştığım bir arkadaşımın, Mehmet Tezkan’ın aynı gün yayımlanan yazısına değinmek istiyorum.

Tezkan, Cumhurbaşkanı’nın, bir işadamının yatıyla gezmesini yadırgıyor. Haklıdır, ben de yadırgıyorum. Devlet başkanlarının işadamlarıyla yatlarında tatil yapacak kadar içli dışlı olmalarını etik açıdan da çok yerinde bulmuyorum.

Ama Tezkan, daha da ileri giderek soruyor: AB üyesi olsaydık. Gül o yatla gezebilir miydi?

Üzülerek söylüyorum ki, gezebilirdi.

***

Maalesef, bu tür davranışlar AB ülkelerinde de, gittikçe artmakta, çok uzak değil, daha Fransa’da Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez, Sarkozy işadamı yakın dostlarının yatıyla tatile çıktı. Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in dokuz yıllık başkanlığı boyunca işadamı yakınlarının yatlarıyla tatil yapması yüzünden medyanın kendisine beleşçi diye takıldığı da aynı günkü Vatan’da yazıyordu.

İş dünyası ile politikacı ve konumu gereği devlet adamı olmak durumunda olanların artık gizlenmeye bile gerek görülmeyen yakınlıkları maalesef gelişmiş ya da gelişmiş olduğu söylenen demokrasilerde bile sık rastlanan olgular arasına girdi.

Ama çok şükür ki, söz konusu ülkelerin medyaları ve kamuoyları, hâlâ bu tür yakınlıklara olumsuz bakıyor ve eleştirilerini de esirgemiyorlar.

Nitekim, Sarkozy de, o özel yatlardaki gezilerden sonra kamuoyu yoklamalarında büyük bir darbe yemişti ve bir daha da aynı yanlışı yapmamak için özen göstermek zorunda kalmıştı.

Yine de, küreselleşen dünyada artık, politikacı-işadamı yakınlığının önüne geçmek güç görünüyor. Çünkü, olağanüstü boyutlara varan sermaye, devletin yerini alırken, onun saygınlığını da, kendisinden daha arka bir sıraya doğru itiyor.

Artık dünyanın egemenleri şirketler, devletler değil.

***

Geniş topluluklar bu gerçeği kolay içlerine sindireceğe benzemiyorlar, yine demokratik AB ülkelerinin, insanları bazı etik kurallarına uyulmasını, devletin itibarının böylesine alenen çiğnenmemesini istiyorlar.

Acaba aynı kurallara uymamız bizden de isteniyor mu ve de istenecek mi?

Keşke öyle olsaydıdiyeceğim ama, diyemiyorum. Çünkü onların kendileri için istedikleri şeyler ve kendilerine koydukları kurallar ile bize koydukları kurallar ve bizden istedikleri ayrı şeyler.

Bizden istenenler, kendileri için konan ölçüler değil. Bizden istenenler, onların çarkının dönmesine engel olmayacak, etkilerinin dünyanın başka ülkelerine de uzanmasını sağlayacak şeyler.

Tabii ticaretin işleyebilmesi için zorunlu olan düzenlemeleri talep ediyorlar. Ama aynı kalitede bir demokrasi, insan hakları, onların onsuz olmazı laiklik konusunda, yargı bağımsızlığı alanında, inanın ısrarcı bir talepleri yok.

Buna karşılık, kendilerinin uymayı düşünmedikleri, öbür üyelerinden talep etmedikleri şeyleri bizden isteyebiliyorlar.

Çünkü karşılıklı ilişkilerin amacı bizi aynı dünyaya almak değil, o dünyanın düzenini pekiştirecek biçimde içinde duracağımız ayrı dünyada çarkın dönmesini sağlayacak, bizim gibiler kulübüne özgüdüzen modelini oluşturmamız.

Onun için, Türkiye’nin yöneticileri, kimin gemisine binerse onun düdüğünü çalmayı kabul ettikleri sürece hiçbir şeye aldırmayacaklardır.

AB’ye öbürleriyle eşit koşullarda giremeyecek olmamızın nedeni de, Cumhurbaşkanı ya da Başbakan’ın kimin yatıyla tatil yaptığı hususundaki mülahazalar olmayacaktır.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS