İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

Sabahattin ÖNKİBAR - Türk Silahlı Kuvvetleri’nde anlayamadıklarım!

Ağustos 08, 2008 - SABAHATTİN ÖNKİBAR, YENİÇAĞ

Türklerde devlet askerle özdeştir. Orta Asya’dan Anadolu’ya devleti kuran ve onun omurgası olan hep askerlerdir.
Öyle olduğu için ülke insanının bilinç altında asker hep en güvenilendir.
Ülke bekası adına yanlış bir adım atılsa toplumun verdiği ilk refleks, asker buna izin vermez söylemini dillendirmektir.
Üzülerek ifade etmeliyiz ki asker ve onun kurumsal ifadesi olan TSK son dönemde bu imajı bağlamında aşındırılıyor.
Özellikle AKP iktidarıyla beraber TSK adete demokrasi öcüsü konumuna sokularak darbe ve ceberrut rejimin jandarması olarak sunuluyor.
Kuşkusuz yakın tarihi seyir sürecinde askerin yanlışları da olmuştur.
Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle TSK’nın  konumu ve hatta kısmen misyonu değişmiştir.
Ancak bütün bunlara rağmen Türkiye’de devletin reflekslerini gösteren en önemli kurum yine de TSK’dır.
Ankara’nın son 20 yılına şahitlik etmiş bu satırların yazarına göre  devlet-i ebed müddet bağlamında siyaset kurumuyla TSK arasında göletle okyanus misali asker lehine fark vardır.
Peki bu özelliğine karşın eleştirilecek tarafları yok mudur?
Tersine çoktur.
Bana göre NATO’nun gölgesi TSK için en büyük handikaptır.
Türkiye’nin NATO’ya girişi ve milli silah sanayinin tasfiyesi  dolaylı sömürgeleşmeye ilk fiili adımdır ki bunun müsebbibi yine siyasilerdir.
Askerde en çok eleştirdiğim husus toplumu ve taleplerini yanlış okumalarıdır.
1960 sonrasında lojman sistemine geçen asker, halkı algılamakta zorlanmış ve jakoben tarzlı siyaset mühendisliklerine yönelmişlerdir.
Eleştirdiğim bir başka şey de konjonktürel gelişmelere göre anlık vaziyet almalarıdır.
Oysa asker kurumsal olarak devletin beyni olduğu için taktik değil strateji üretmeli ve ona uygun bir yapıyı dizayn etmelidir.
Somut misallere gelelim:
Bana göre Mareşal Fevzi Çakmak’tan sonra gelen en başarılı iki Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile Hüseyin Kıvrıkoğlu’dur.
Bu hükmüme rağmen ben tanıdığım ve çok sevdiğim Kıvrıkoğlu Paşa’yı Hilmi Özkök olayı bağlamında eleştiriyorum.
Niye mi?
2002’de Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı ülke ve rejim için tehdit olur diyen ve onu engellemeye çalışan Kıvrıkoğlu Paşa’nın 99 Ağustos’taki depremde olağanüstü hali bahane edip görevini devretmek istemeyen ve bu şekilde Hilmi Paşa’yı tasfiye etmek isteyen Çevik Bir’in yanına gidip ona ültimatom vererek Özkök’ün önünü açtığı için!
Düşünebiliyor musunuz 99’da Hilmi Paşa’ya ikbal için depremle beraber hükümetçe ilan edilmesi gereken olağanüstü hali engelleyen Hüseyin Paşa, çok değil 3 yıl sonra aynı Özkök Paşa’yı engellemek için tam tersi bir tavrın içine giriyor.
Hayır hayır Kıvrıkoğlu Paşa’nın 2002 talepleri emin olun samimi  ve vatansever duygularının eseridir ve zerre bir hesabı da yoktur.
Peki o zaman 3 yıl içindeki bu çelişki neden mi?
TSK’da işlerin öyle tahmin edildiği gibi saat gibi işlememesidir. Düşünebiliyor musunuz bazılarının tehdit gibi gördüğü Hilmi Özkök’ün (onlara göre) rejim için tehlikeli olduğu, ancak son virajda, yani Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan sonra anlaşılabiliyor.
Söyler misiniz böyle bir şey TSK adına kabul edilebilir mi? Rejim için tehdit olarak görülen biri (Onların hükmü) terfide son basamağa çıkıyor, ama kurum olarak TSK bundan haberdar olmuyor.
Sadece bu örnek de değil, bakın 28 Şubat’ta şahit olduğumuz bir başka şey de TSK’nın Türkiye’deki İslamcı cemaatleri eski Filistin gerillası Marksist Faik Bulut’un kitabından öğrenmesi ve o kitabın  kılavuzluğunda hareket etmesidir. Sorarım size ülke bekasının teminatı olan bir kuruma böyle bir şey yakışır mı? Neden TSK’nın hafızasında ya da istihbaratında onlarla ilgili ayrıntılı bilgiler yoktur?
Keza bir başka çelişti 27 Nisan muhtırası olayıdır.
TSK gece yarısı bir ültimatom veriyor, ama ertesi gün bu ültimatom siyasiler tarafından buruşturulup çöpe atılınca suskun kalınıyor! Sorarım size TSK gibi bin yıllık mazisi olan ve devlet anlamına gelen bir kurum alternatif, yani B planı olmaksızın nasıl harekete geçer ve imajında gedikler açılmasına fırsat verir?
Keza son Ergenekon ve ihraç pardon ihraç etmeme olayları da ortadadır.
Hayır hayır amacımız TSK’nın çelişkilerini ortaya koymak ve onu yaralamak değildir, amacımız ülke bekası adına üstüne titrediğimiz TSK’nın daha dikkatli davranmasıdır. Tekrar ediyoruz, bütün bunlara rağmen TSK yine de bu ülkenin övünülecek en önemli  kurumudur. Bu yazının yazılış amacıysa son dönemdeki planlı aşındırma  gayretlerine önlem alınması içindir.

ZAMAN GÖSTERECEK
Fenerbahçe bu sene ne yapar?
Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme maçında Macar MTK’yı farklı skorla geçmesi gelecek adına ölçü değildir. İki maçta da gördük ki Macar takımı bizdeki ikinci lig takımı ayarındaydı. Dolayısıyla bu maçlara bakıp Fenerbahçe’nin geleceğine dair hüküm yürütmek pekâlâ yanıltıcı olabilir. İki maçtaki gözlemimizden hareketle söyleyeceğimiz Emre’nin iyi bir transfer olduğudur. İspanyol golcü Guiza ile ilgili hükmümüz ise henüz muğlaktır. İki maçta da görüldü ki Semih ondan daha iyidir. Bu vesileyle altını çizeceğimiz bir husus da Aragones’in oyun sisteminin Alex’i devreden çıkardığı ve bunun da gelecekte Fenerbahçe’nin aleyhinde olacağıdır. Alex ancak eskisi gibi forvet gerisinde oynarsa yararlı olabilir. Keza FB, Aurelio’nun boşluğunu dolduramazsa sıkıntı çekecektir. Orta saha bir Emre ile doldurulamaz. Emre sakatlanırsa takım adeta orta sahasız kalacaktır. Bu itibarla orta sahaya takviye şarttır… Peki yeni Fenerbahçe bu yıl ne mi yapabilir? Özellikle Avrupa’da başarıdan emin değilim. Yeni hoca ve yeni sisteme adaptasyon için FB’nin zamana ihtiyacı var. Ama her şeye karşın bugün Türkiye’nin en iyi takımı yine  Fenerbahçe gibi geliyor bize.

DÜN İTİRAZ, BUGÜN ALKIŞ
Rektör atamalarında Gül ve Sezer?
Üniversiteler, Cumhurbaşkanı Gül’ün rektör atamalarıyla ayaktadır. Söylenen Cumhurbaşkanı’nın neden seçim sonuçlarına uymadığıdır. Feryat edenler haklıdırlar. Her alanda demokrasiyi terennüm edip onu istismar edenlerin ilk fırsatta buna karşı tavır almaları elbette karşı çıkılacak husustur. Biz AKP ve kadroları için demokrasinin amaç değil araç olduğunu yıllar yılı hep yazdık. Bu, madalyonun bir tarafıdır, ancak öbür yüzü de bundan aydınlık değildir. Bugün Abdullah Gül’ün antidemokratik tutumlarına itiraz edenler, hatırlayın, dün, yani Ahmet Necdet Sezer döneminde alkış tutuyorlardı. Sezer’in ikinci ya da üçüncü olanı atamasına sesini çıkarmayanlar bugün feveran etme hakkına sahip değildir. Bakın girin arşive biz dün Sezer’e karşı çıktık, bugün de Gül’e karşı çıkıyoruz. Evet Ahmet Necdet bey sadece Türk milliyetçisi olduğu için pek çok kaliteli akademisyenin üstünü çizmişti. Onu da görmezden gelemeyiz… Tam bu noktada bir parantez açıp her fırsatta demokrasi istismarı yapan AKP beslemesi sözde demokratlara çağrı yapmak istiyorum. Ne oldu sizin demokrasi aşkınıza! Bakın şekilde görüldüğü gibi demokrasi her yerde geçerli olmuyor! Ne o yoksa AKP yapınca mubah mı oluyor! Hadi oradan tramvay demokratları!

KİM DUR DİYECEK…
Ergenekon devlet trajedisine dönüştü!
Birileri ortaya çıkmalı ve komedinin ötesinde adeta devlet trajedisine dönüşen bu Ergenekon hikâyesine dur demelidir. Türkiye’de hiçbir dava adalet tecellisi iddiasıyla adaleti bu kadar örselememiştir. Herkes hakkında soyut rezil iddia ve ithamlar var. Medya da malzemeyi işine geldiği gibi kullanıyor. AKP beslemesi matbuat iddianamedeki Tayyip Erdoğan’ın 60 milyon dolar rüşvet verdiği gibi satırları görmezken gelirken, diğerleri de 28 Şubat’taki filmleri görmüyor. Sonuçta yıpranan devlet, ama kimsenin umurunda değil. Neymiş efendim yargı bağımsızmış! Yahu yargı bağımsızlığı adıyla devletin imajı ve kimliği paspas yapılıyor. İnsanlar olmadık şeylerle hedefe oturtuluyor. Ergenekon bu haliyle maalesef   Türkiye’nin genel imajını hedef alan bir kimliğe büründü. Soner Yalçın’ın kitabında bulunan pasajlar aynısıyla iddianameye alındı. İlhan Selçuk için, cep telefonu kullanmadığı için örgüt lideri olabilir deniliyor. Hiç alakasız isimler iddianamede hedefe oturtuluyor. Birileri bu yanlışa dur demelidir. O birileri de Ergenekon yargıçlarıdır.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS