“OPERATÖR” İZİNDE-Hüseyin MÜMTAZ
Ağustos 08, 2008 - HÜSEYİN MÜMTAZ
İçişleri Bakanlığı’nın resmî santral numarasını çeviriyorsunuz, bilgisayarın bildik mekanik sesi cevap veriyor; “Aradığınız abonenin dâhili numarasını biliyorsanız çeviriniz, bilmiyorsanız operatöre bağlanmak için lütfen bekleyiniz”.Bekliyorsunuz, bekliyorsunuz numara düşüyor. Operatöre bağlanamıyorsunuz..
Operatöre bir türlü bağlanamıyorsunuz, bir aydır bağlanamıyorsunuz..
Çünkü operatör “izinde”.
Atatürk’ün izinde değil, resmen izinde, yani tatilde..
Bahse konu İçişleri Bakanlığı, KKTC’nin İçişleri Bakanlığı..
Böyle bir devlet olabilir mi?
Devletin “erkek” vatandaşları, belli bir yaşa gelince askerlik hizmetiyle yükümlü.. Yurt dışında yaşayanlar belli koşulları yerine getirince kısa dönem askerlik yapıp, bazı durumlarda da tamamen “muaf” tutulabiliyorlar.
Ama takibi mümkün değil.. Çünkü kayıt yok, kayıt tutulamıyor.. Denk gelirse tuttuklarını askere yolluyorlar.
Çünkü örneğin Avustralya’da oturan bir “mükellef” KKTC’ye girerken “saptanabilirse” kayıt altına alınıyor ve süreç işlemeye başlıyor.
Ama saptanamıyor. Çünkü KKTC’nin girişi-çıkışı belli değil..
Larnaka’dan geliyor, Lokmacı’dan geçiyor, tatilini yapıp işlerini görüyor, bu sefer Metehan’dan elini kolunu sallaya sallaya güneye geçip, yine Larnaka’dan, üstelik KTHY’den daha ucuza yine Melbourn’a dönüyor.
Çünkü kuzeyi-güneye bağlayan onlarca geçiş kapısında kayıt-kuyut yok.
Sorgu sual yok.. Arabayla üç kişi çık, beş kişi dön aldıran yok..
Askerliği, “KKTC’de oturup da tutulabilenler” yapıyor.
Öbürleri ahkâm kesiyor..
Böyle bir devlet olabilir mi?
“Kıbrıs konusu artık sıktı” mı diyorsunuz?
“Bıktık, kabak tadı verdi, yeter” mi diyorsunuz?
Zaten istenilen o..
Bıkın, ilgilenmez hâle gelin, arkanızı dönün ki küresel düzenin dahili ve harici aktörleri malı götürüversinler.
“Kıbrıs” Gazetesi bile, 1 Ağustos dolayısı ile Ankara’da verilen resepsiyondan, ” KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın kuruluş yıldönümü Ankara’da da kutlandı” diye bahsediyor..
Okuyucu hatırlayacaktır, 1 Ağustos; önce TMT’nin 1958′de kuruluşunun yıldönümüdür. Sonra 1975′de Güvenlik Kuvvetleri haline “dönüşünün” yıldönümüdür. Nihayet aynı gün 1571′de Lefkoşa’nın fetih yıldönümüdür..
Resmi adı da “1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı”dır.
Gazete bunu bile kullanmıyor.
Böyle devlet olur mu?
Gazetenin 1 Ağustos 2008 tarihli, konuyla ilgili haberine göre resepsiyona katılan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt bakın ne demiş..
“Bireysel olarak bazı endişelerim var. Tabii Türkiye Cumhuriyeti çözüm istiyor, ama çözüm hep söyleriz adil ve kalıcı olmalı. Nasıl olursa adil olur, kalıcı olur? Buna dikkat etmek lazım. Ama kimin dikkat etmesi lazım? Kıbrıs Türkü’nün en çok dikkat etmesi lazım. Barış olur da adil olmayabilir, kalıcı olmayabilir. Bizim bu iki kavramın içini iyi doldurmamız lazım. Biz sözleri söylüyoruz ve içini doldurmuyoruz. Bu çok önemli. Adil ve kalıcı… Çok dikkatli bakmamız lazım”.
Olur Paşam, emriniz olur..
Kıbrıs Türkü’ne söyleriz, “en çok o dikkat eder”..
Başka bir arzunuz olur muydu acaba?
Hem neden endişeleriniz “bireysel” oluyor da “kurumsal” olamıyor?
O resepsiyona üniformayla ve bir kurumu temsilen gittiniz.. Fener taraftarı bir sivil spor köşe yazarı olarak değil..
Halbuki Büyükanıt, iki yıl önce 28 Ağustos 2006′da, Genelkurmay Başkanlığı devir-teslim töreninde yaptığı konuşmada Kıbrıs konusunda bakın ne demiş..
“Yüksek huzurlarınıza getirmeyi istediğim diğer bir husus, Kıbrıs’la ve Silahlı Kuvvetlerle ilgilidir. Bilindiği gibi, Kıbrıs’ta önemli bir askeri güç bulundurmaktayız. Kıbrıs’ta bulundurduğumuz ve otuz yılı aşkın süredir Kıbrıslı Türklerin güvenliğini büyük bir başarı ile sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri birliklerinin, adil ve kalıcı bir barış sağlanmadan Ada’dan çekilmeyeceği, Genelkurmay Başkanlığı ve hükümet yetkilileri tarafından açıklanarak devlet politikası haline gelmiştir. Bu politikanın takipçisi olacağımızdan da kimsenin şüphesi olmaması gerekir”.
İki yıl önce “Türk Silahlı Kuvvetleri birlikleri adil ve kalıcı bir barış sağlanmadan Ada’dan çekilmeyecektir” diyor olayı üstleniyor, şimdi ise “Buna dikkat etmek lazım. Ama kimin dikkat etmesi lazım? Kıbrıs Türkü’nün en çok dikkat etmesi lazım” diyor, faturayı Kıbrıs Türkü’nün önüne uzatıyor..
Vallahi bence mahzuru yok..
“Bireysel” olarak sizin de yok tabii Sayın Büyükanıt..
Büyükanıt’a bol Audi’li, bol Metin Tümer ve İbrahim Kutluay’lı, sağlıklı ve uzun bir emeklilik dönemi diliyoruz.
Ama Büyükanıt emekli oluyor diye dünya durmuyor.
Yine de dönüyor..
Talat’ın kızının Girne’de Merit Crystal Cove Hotel’de yapılan 5000 kişilik düğününe kıuzey ve güneyin “kaymak tabakası” ve sosyetesi” katılmış. Rum kesiminin eski devlet başkanı Yorgo Vasiliu, ana muhalefetteki Demokratik Seferberlik Partisi’nin lideri Nikos Anastasiadis ve bazı tanınmış Rum siyaset adamları da davetli oldukları için gelmiş, Rum basını büyük ilgi göstermiş.
Ama bir tek Hristofiyas gelmemiş..
Gerekçesi, “Düğünün yapıldığı otel Rumun tapulu arazisine inşa edilmiş”miş..
“Bireysel” ve de “Kurumsal” ilke ve tepki nasıl olurmuş, görüyor musunuz.?
“Ezandan değil, Türk askerinden rahatsızız” diyen Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos hem Kıbrıs sorunundaki gelişmeler hakkında bilgi almak hem de Kilise’nin bu konudaki tezlerini ileri götürmek amacıyla Rum siyasi partileri ve Rum yönetimiyle temaslarda bulunuyor.
FİLELEFTHEROS, papazın “başkan” Dimitris Hristofyas′la görüşmesini “Kilise′nin Başı Başkan Hristofyas′ı Destekliyor - ′Bana, Başkalarına Söylemediklerini Söyledi′ - Görüşmeden Sonra Başkan′ın İcraatlarına Tam Destek Veriyor” başlığıyla yansıtarak Hristofyas′a Rum Ortodoks Kilisesi′nin tam desteğini beyan ettiğini yazıyor.
Gazeteye göre yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından basına açıklama yapan II. Hrisostomos, “Bugün, Başkan′ı görme ve Kıbrıs sorununun bütün aşamaları hakkında verdiği bilgilere ve yaptığı analizlere teşekkür etme mutluluğunu yaşadım” diyor..”Başkan, sonuna kadar bu ilkelere sadık kalacağını, halkımızın adaletini talep edeceğini ve halkımızın ata toprağında yaşayabileceği bir çözüm talep edeceğini söyledi, ben de kendisine katıldım ve bu beni fazlasıyla memnun etti” diyen II. Hrisostomos, Hristofyas′ın kendisine, başka kimseye söylemediği şeyleri söylediğini de belirtiyor. “Öyle bir noktaya ulaştık ki; kendisine saklaması, başka hiç kimseye söylememesi gereken şeyleri bana söyledi” ifadesini kullanan II. Hrisostomos, bu nedenle Hristofyas′a başarı dilediğini, “çünkü onun başarısının, halkın ve vatanın başarısı olacağını” söylediğini belirtiyor..
“Ezan değil, asker düşmanı” papaz “gelinen noktadan” çok memnun oluyor. Çünkü “halkının ata toprağında yaşayabileceği bir çözüm” müjdesi alıyor.
Evet, “Kıbrıs Türkü’nün çok dikkat etmesi lâzım”..
Söylendiğine göre, “papazın çok umutlu olduğu” Talât-Hristofiyas anlaşmasının sonuçları her iki tarafta da referanduma götürülecekmiş.
Gelsin gene 2004 Nisan ayları..
Yerleşikler nasıl oy kullanacak acaba?
Annan Planının kabul edildiği gece gemiye bindirilip çulsuz-.çaputsuz geriye yollanacak olan Karpaz yerleşiklerinin, 2004′te neden “evet” oyu verdiklerini yeni anladım..
Plan ile yerleri elinden alınıp her iki tarafta da denize kadar Rum’a verilecek olan Karpaz’da yerleşikler geçen süre içinde (madem verilecek) ellerinde ne varsa satıp-savarak milyoner olmuşlar.
Kime denk geldiyse.. İngiliz’e, Rum’a, Yahudi’ye..
Şimdi sırtlarında yumurta küfesi de kalmadığına göre pekalâ oylarını açık arttırmaya çıkarabilirler..
“Cash” para geçici işlerde keyif için çalışıyorlar.
Bir “Bi Em Dabılyu’cuk” alıp işten ayrılıyorlar
Fakat asıl soru şu..
Yerleşikleri hiç sevmeyen…
Çocuklarını bile onların çocuklarının okuduğu okullara kaydettirmeyen, ekmeği-hıyarı Rum tarafından alan..
Aldıktan sonra da ellerindeki hıyarları sallayarak kuzeye geçip protesto gösterileri yapan, Rum yanlısı “kıprıslıtürkler” bu “taktik koalisyonu” nasıl olup içlerine sindirecekler?
HARAVGİ Girne kökenli Rumların, BM Genel Sekreteri′ne de iletilmek üzere Genel Sekreter′in Kıbrıs′taki Özel Temsilcisi′ne ve İngiliz Yüksek Komiserliği′ne birer karar sureti verdiklerini ve böylece; GüvenlikKonseyi Daimi üyesi 5 ülkenin Güney Kıbrıs′taki büyükelçilerine ziyaret turlarını tamamladıklarını yazdı.
Gazete; ‘Üç Göçmen Belediyesi ve Örgütleri Kararları İle Türkiye′ye Baskı Yapılmasını İstiyor’ başlığıyla yansıttığı haberinde ‘Lapta Belediye Başkanı’ (Şimdi kuzeydedir) Athos Eleftheriu; ‘Karar suretimizle BM Genel Sekreteri′ni; ilkeleri ve Güvenlik Konseyi kararlarını uygulamaya özen göstermeye çağırdık’ dediğini bildirdi. Eleftheriu; ‘Girne Kazası′nın belediye ve göçmen örgütleri olarak Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin ilkelerimizi yeniden anlattık ve çözümün BM kararlarına, Uluslararası Hukuk ve Avrupa Hukuku′na dayanmasını; güvenlik şartları altında, işgal askerleri ve yerleşikler olmadan geri dönüş hakkımızın tesis edilmesini, insan haklarımızın ve temel özgürlüklerimizin tesis edilmesini istedik’ dedi.
‘Girne, Lapta ve Karava belediyeleri (Şimdi kuzeydedirler) ve göçmen örgütleri uluslararası camianın; taksimci planlarını terk etmesi ve Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulunması yönünde çalışmaya başlaması için Türkiye′ye baskı yapacağı beklentisi içerisindedir. Girne Kazası′nın yasal sakinleri olan bizler; darbeyi ve Kıbrıs Cumhuriyeti toprağının % 37′sinin Türk askerleri tarafından işgal edilmesi, binlerce ölü ve kayıp, ev ve mallarımızdan zorla sökülmemiz sonucunu getiren Türk istilasını bir kez daha kınıyoruz.’ Dediler.
Gazete; ‘Karpaz Kıbrıs Rum İdaresi Altında Olsun’ ara başlığıyla yansıttığı haberinde ise, sözde ‘Karpaz Eşgüdüm Komitesi’ heyetinin, dün Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu′yla görüşerek; Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde olmasını istediklerini ilettiklerini yazdı.
Gazeteye göre Komite; Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde ‘Akathu’dan (Tatlısu) Apostolos Andreas Manastırı′na kadar Karpaz′ın (Şimdi kuzeydedir) Kıbrıs Rum idaresi altında olacak bölgeye dâhil edilmesi veya Merkezî Federasyon Hükümeti′nin altında olacak bir üçüncü bölge teşkil etmesini talep ediyor.
Sözde ‘Karpaz Eşgüdüm Komitesi’ Başkanı Nikos Falas, Markos Kiprianu′yla görüşmelerinin ardından yaptığı açıklamada; ‘çokdeğerli’ olarak nitelediği görüşmeden memnuniyet duyduğunu söyledi.
Papaz çok memnun, Talât’ın “acelesi” var, Büyükanıt “Kıbrıs Türk’ü dikkat etsin” diyor.
Barthalemeos Ukrayna’da Moskova Kilisesi’ne meydan okuyor, küresel düzen”de yerini alıyor.
Papaz Hristostomos Kıbrıs’ta politikaya-görüşmelere şekil veriyor.
Ama Batı Trakya’da minarelerin boyu 7.5 metre ile sınırlandırılıyor. 24 Temmuz 2008 tarihinde alınan karar doğrultusunda Meriç (Evros) ilinin Hasanlar Köyü’nde inşaası devam eden minarenin yapımı Evros İli İnşaat Bürosu tarafından inşaat izin kurallarına uyulmadığı gerekçesi ile durduruluyor. Minare inşaat izni 9,5 metre olarak alınmış olmasına karşın yürürlükteki yasa minarelerin yüksekliğini 7,5 metre olarak sınırlandırdığından Hasanlar Köyü camisi minaresinin yapımı emniyet güçleri tarafından durduruluyor.
Ama Rumlar Apostolos Andreas Manastırına kadar bütün Karpaz’ı istiyor.
AB üyesi Yunanistan’da minare boyu kısıtlandığı yetmiyor, AB üyesi Almanya’da camilerin gereğinden fazla büyük ve gösterişli olması istenmiyor.
Alman Katolik Kiliseleri Başkanı Başpiskopos Robert Zollitsch, Almanya’da yaşayan Türklerin cami kurmalarının doğal hakları olduğunu, bu hakkın Türkiye’de yaşayan Hıristiyanlar için de geçerli olması gerektiğini ifade eiyor. Zollitsch ayrıca, Almanya’da yapılan camilerin de gereğinden büyük inşa edilmemesi gerektiğini de savunuyor.. Katolik Haber Ajansı’na (KNA) ait yerel televizyon kanalında konuşan Zollitsch, din ve insan hakları konusunda güvence veremediği takdirde Türkiye’nin, Avrupa’nın bir parçası olamayacağını öne sürüyor.. Türkiye’nin dini haklar ve insan hakları konusunda daha fazla çaba harcaması gerektiğini savunan Zollitsch, “Haklar teminat altına alınmazsa, Türkiye Avrupa’nın bir parçası olamaz” uyarısını yapıyor. Robert Zollitsch, Deutsche Welle tarafından yansıtılan açıklamalarında, Almanya’da yaşayan Türklerin cami kurmalarının doğal hakları olduğunu, bu hakkın Türkiye’de yaşayan Hıristiyanlar için de geçerli olması gerektiğini ifade ederken Almanya’da yapılan camilerin de gereğinden büyük inşa edilmemesi gerektiğini de savunuyor.
Üyesi Belçika’nın ve AB’nin başkenti Brüksel’de, uluslararası havalimanının bulunduğu Zaventem Belediyesi, kamusal alanda sadece Flamanca konuşulacağını, bu lisanı bilmeyen Belçikalı ve yabancıların yanlarında tercüman getirmelerinin şart olduğunu açıklıyor. Fransızca, Flamanca ve Almanca’yı resmi dil olarak kabul eden federal yapılı Belçika’da, Brüksel’de bulunan ancak Flaman kesimine dahil gözüken Zaventem Belediyesi, memurlarına Flamanca dışında bir dil konuşmayı yasaklayarak bunu yapanların işten çıkarılacağını bildiriyor. Belediye binalarına, havuzlara ve çeşitli hizmet bürolarına afişler astıran yetkililer, 100′den fazla değişik uyruktan yabancının da yaşadığı bölgede Flamanca konuşmayanların, “tercüman bularak başlarının çaresine bakmalarını” istiyorlar.
Aynı belediyede, Flamanca bilmeyenlere ev ve arazi satımında da büyük zorluklar çıkarıldığını hatırlatan bazı kesimler ise “etnik temizlik” yapıldığını savunuyor. Belçika’da yasalar, yüz binlerce yabancının bu ülkenin tabiyetini kolaylıkla ve lisan bilmeden elde etmesine olanak tanımıştı.. Brüksel’de bir belediye memuru, yaşanan kargaşayı şu ifadeyle anlatıyor: “Belçikalılar arasında ülkenin 3 resmi lisanından birini bile konuşmayanlar çoğunlukta. Bazı Belçikalılar sadece Çince, Arapça veya Türkçe konuşuyor”.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde “Yerleşikler” ellerinde ne varsa satıyor.
Karpaz Rumları bütün Karpaz’ı istiyor..
Papaz politika yapıyor.
Papaz minare boyu, caminin büyüklüğü ile uğraşıyor, ille de “flamanca” öğren diyor.
“Kıprıslıtürkler” düğün bayram, Rumun yamacında güya birleşmeye yelken açıyor, ama aslında Türkiyesiz AB’ye girmek istiyor.
Hristiyanlık, çağdaş emperyalistler tarafından yeni küreselleşme düzeninin kuvvetli bir argümanı olarak kullanılıyor.
Kiev’de kullanılıyor, Moskova’da kullanılıyor, Vatikan’da kullanılıyor, Fener’de kullanılıyor.
Eh, elbet “Nicosia”da da kullanılıyor.
Birileri bir şeyler biliyor.. Bir şeyler yapıyor. Çok şeyler yapıyor.
KKTC’de “Operatör”e “izinde” olduğu için bir türlü “ulaşılamıyor”..
KKTC’de 20 Temmuz ve 1 Ağustos’u işte böyle bir ortamda “kutluyoruz”.
Orada, Lefkoşa’da kimse var mı?
Orada “devlet” var mı? 8 Ağustos 2008
57′İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57′İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.”


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.