ALİ SİRMEN - Demokrasimiz Neyin Vesayeti Altında?
Ağustos 07, 2008 - ALİ SİRMEN, CUMHURİYET
Son zamanlarda, lumpen liberaller ile sivil darbeciler, gemi azıya almış iktidarın önündeki engelleri kaldırmak için yeni bir formül ürettiler: “Vesayet demokrasisi”.
Kendilerince “vesayet demokrasisi”nden kasıt, siyasal iktidarın eylemleri üzerindeki yargı denetimi.
Oysa idarenin eylemlerinin yargı denetimi dışında kalmaması gibi, yasamanın eylemlerinin anayasaya uygunluğunun da anayasal denetim altında bulunması çağdaş demokrasinin temel kurallarından biri.
Türkiye’de vesayet demokrasisi olduğunu ileri süren lumpen liberaller ile AKP’nin destekçisi İtilaf Devletleri de, her ne kadar bu görüşü destekleseler bile kendi yapıları içinde bu iki denetim mekanizmasını canlı tutmayı sürdürmekteler.
Çünkü İtilaf Devletleri’nin amaçları, kendileri tersini ileri sürseler dahi, Türkiye için çağdaş evrensel kurallara uygun bir demokrasi değil, Fransızların “Bon Pour l’Orient” dedikleri türden yalnızca Doğu’da geçerliliği olan bir rejimdir.
“Ilımlı İslam Demokrasisi”ni bu şekilde okuyup, anlamak gerekiyor.
***
Kimse yanlış anlamasın!
Türkiye’de demokrasinin vesayet altında olmadığını ileri sürecek değilim. İtirazım yalnızca, demokrasinin üzerinde vesayet gibi gösterilen yargı denetiminin aslında böyle bir niteliği olmadığı noktasında düğümleniyor.
Siyasetin evrensel kurallara uygun şekilde cereyan etmesi için getirilen ilkeler, buna uyulmasını sağlamak amacıyla konmuş olan yasa denetimi demokrasi üzerinde vesayet anlamını taşımıyor.
Fakat, demokrasimizin vesayet altında olduğu tanısı doğrudur. Ama bu vesayet, lumpen liberallerin iddialarının aksine, yasal denetim değildir.Peki demokrasimizi vesayet altında tutan nedir o zaman?
Dilerseniz son zamanlarda meydana gelen olaylara şöyle kısaca bir göz atalım.
Türkiye’de kaçak Kuran kursunun yapıldığı ruhsatsız kaçak bina gaz kaçağı ile çöküyor. Binada enkaz altında kalıp ölen kız çocuklarının bazılarının oraya biraz da karınları doysun diye gönderildiklerini, ailelerin gazetelere yaptıkları açıklamalardan öğreniyoruz.
Kazanın nedeni araştırılırken, kimi aileler ile kimi yöneticiler olayın nedenini açıklayıveriyorlar: Kader.
Kader dediğiniz anda, her şey durur, sebep sonuç ilişkisini araştırma gereği kalmaz.
***
Türkiye’de radyo ve televizyon yayınlarını denetleyen iktidarın kontrolü altında bir kurum var RTÜK. RTÜK’te, hastalıkların dua ile iyileştirileceği yolunda yayın yapan bir yayın organına ne gibi bir yaptırım uygulanacağı tartışılırken, kurulun AKP’li üyelerinden biri, kimi hastalıkların gerçekten dua ile iyi olabileceğini ileri sürerek, yaptırıma karşı çıkıyor.
Her yıl Türkiye’nin ormanları cayır cayır yanıyor. Bu gibi durumlarda, olaya anında müdahale edebilecek yeterli helikoptere sahip olmanın ne kadar önemli ve etkili olduğunu, bu yıl mavi yolculuk sırasında tanık olduğum olaylarda gördüm.
“Peki Antalya’yı kasıp kavuran yangın olayında yeterli araç var mıydı” diye soracak olursanız, buna yanıtı değerli yazar Yılmaz Özdil’in dünkü Hürriyet’teki köşesinde bulabilirsiniz.
Özdil dünkü yazısında, devletin 81 valisine karşılık 209 tane valilik makam aracı olduğunu, devletin tüm makam aracının sayısının ise 130 bini bulduğunu belirttikten sonra, elde bulunan yangın söndürme helikopterlerinin sayısının sadece 18 olduğu ve bunun da 12’sinin kiralık olduğunu yazıyordu.
Bütün bu olayları bir araya getirdiğimiz zaman demokrasimizin neyin vesayeti altında olduğunu kolayca anlayabilirsiniz.
Evet, Türkiye demokrasisi vesayet altındadır.
O, sefaletin, cehaletin, irticaın, hamakatın ve vurdumduymazlığın vesayeti altındadır.
Bugünkü koşullarda da, demokrasimizin bu vesayetten kurtulması çok güç görünmektedir.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.