Kuyu - Deniz SOM
Temmuz 29, 2008 - DENİZ SOM
TELEVİZYON seyrediyorum. Türkiye’de televizyon yayıncılığı başladığından beri hiç bu kadar güzel programlar izlememiştim. Şu sıra seyrettiğim her programın içeriği aynı; kuyuya bir taş atılmış, kendini akıllı sananlar taşı çıkarmaya çalışıyor. Neler yapıyorlar neler!
Örneğin Ali, Etyen, Oral’ın yanlarında bir hatunla ama adı Yasemin olmayan bir kadınla yaptığı varyete. İnanılmaz komik. Hele Oral; profilden ekrana geldiğinde ve suratına dikkatli bakınca açıkça görülüyor burnunun Pinokyo gibi uzadığını.
Bu görüntüye İpek ne diyordur kim bilir! Uzman sıfatı takınan Ergun çıkıyor ekrana. Söylediğine kendisi de inanamadığı için, yutkunurken tükürüğünü yutamıyordu. Kameraman görüntüyü yakalamış, Ergun’un gırtlağı düğümleniyor; boğum, boğum. Amerika’daki stajı sırasında gereksiz yere “ııı” dememesini anlatmışlar ama dersini yeterince çalışmamış belli oluyor. Gözlerim Cengiz’i arıyor. Bulamıyorum şu ara. Ahmet de yok ortalarda; oysa demokrasiye taraf değil miydi bizatihi kendisi. Sanırım, manşetine kafiye arıyordur. Neyse ki biraderi Mehmet dolaşıyor ekranlarda; kurduğu cümleleri daha da uzatıyor ki ne demek istediğini daha da anlamsız hale getirmenin tatlı telaşı içinde kıvranıyor. Babasını düşünüyorum Ahmet’le Mehmet’in ve kulaklarını çınlatıyorum Çetin ustanın, viski şişesinden kim bilir kaçıncı bardağı devirmiştir diye düşünüyorum çamurlu göl kıyısında! Günlükçü Alper’i de arıyor gözlerim; ama günlüklerin eklenmesini beklediğini anımsıyorum hemen. Her derde maydanoz Kezban hanımın toz kondurmadığı gizli tanıklarla şeffaf yargılamaya sığınması da ayrı bir alem yaratıyor doğrusu! Bir de Nazlı hanım, nazlı cümleleri yine çok güldürüyor beni. Ama en komiği Alilerden her şeye bulaşan Ali’nin televizyondaki “Benim Annem Dans Edemez” programındaki yarışmacılara pabucunu ters giydiren yaklaşımı oluyor. Sonuçta görüyorum ki hem akılları kuyudaki taşta hem de eteklerindeki taşları döküyorlar.
Derken bir mesaj düşüyor elektronik postadan; Kemal Öncü göndermiş; patlatıyorum kahkahayı: “Sanığı İlhan Abi tanığı Nuriş olan bir dava; Karagöz’üm sen beni biraz oyala!”
Kaos senaryosundan terör gerçeğine!
KANLI kaos senaryosu yazanlar kına yakabilir. Kurguladıkları terör varsayımlarıyla hayalini kurdukları dehşet ortamı İstanbul Güngören’de patlatılan bombaların yarattığı sahneye benziyor olmalı. Caddelere saçılan kanlı bedenleri, korku imparatorluğunda tepe, tepe kullansınlar! 16 Mart 1978’deki İstanbul Üniversitesi katliamını önceki gün Ergenekon’da arayıp da bombayı Kara Kuvvetleri’nin üzerine ihale eden şaşkınlar, önceki gece atılan bombaların ihalesini yapmakta da gecikmesinler.
Generalleri dinleyenler, yüksek yargıçları gözleyenler, gazetecileri izleyenler, işadamlarını fişleyenler, yurtseverlere gözdağı verenler, terörle mücadele edenlere bile hiç çekinmeden terörist damgası vuranlar bir düşünsünler bakalım: Dağdan caddeye inen teröristlerin hesabını kim verecek?
Hayali senaryoları bırakıp gerçeklerle yüzleşelim; Türkiye’nin başındaki iki büyük belaya bakalım. Birinci bela ayrılıkçı ve bölücü terördür, hedefi üniter devlettir. İkinci bela “Ilımlı İslam” maskesi taktırılan şeriatçı yapılanmadır, hedefi laik cumhuriyettir.
İskelet
Fatoş Sezer Ulusoy: “Ergenekon davası toplu mezarlardan iskelet çıkarmaya benziyor. Bir de DNA tespiti yapabilseler!”
Yardım
Yaşar Şengel: “İntihar eden vatandaşın vücudundan dört tane de polis kurşunu çıkmış. Ne var yani? Polis vatandaşa yardım edemeyecek mi!”
Çoğunluk
Nihat Aksoy: “Çoğunluk edebiyatına sığınarak ne kadar çok oy demek o kadar çok hırsızlık demektir!”
Formül
Hamza Saykan: “Keneye karşı karınca formülü bulunmuş. Erdoğan’a karşı da halk!”
Yağmur Deniz
Tayyip Mehmet Ağar’a 60 milyon dolar vermiş.
Allah bana ben sana!
- Bir numaranın eşkali belirlenmiş…
“İyi numara!”
İddianame gibi adamsın be abi!
Ufak at da civcivler yesin!
Yüksek Yerilim Hattı


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.