Kaos Senaryoları - ŞÜKRAN SONER
Temmuz 29, 2008 - ŞÜKRAN SONER
Kaosun içine, bataklığa gömülmüşken kaos senaryoları yazmanın, kafa karmaşası, bilinç saptırması, gerçeklerden uzaklaştırmanın ötesinde bir anlamı yok…
Yaz sıcağında, gecekondudan çarpık kentleşmeye geçilmiş, nüfusun çok yoğunluklu olduğu Güngören’de, insanların gecenin bir saatinden sonra uyuyabilmek üzere, çoluk çocuk kendilerini sokağa attıkları bir saatte, çok kalabalık oluşturdukları trafiğe kapalı soluk aldıkları bir caddede, önce ses bir bombasıyla daha büyük kalabalığın oluşmasının hesabını yapıp ikinci bir bombayla tümü sivil, kadın, çoluk çocuk insanları katletmek nasıl bir vahşet, terör eylemi boyutudur?
Zaten yeterince gerilimli bir gündemle hafta başına girmeyecek miydik? Hasta ve çocuklarımızın, hatta en sağlam sayılanlarımızın ruh sağlıklarının korunabilmesi için yakın plan izlemememiz, gösterilmemesi gereken, can pazarını kan revan görüntüler, çığlıklar arasında canlı aktaran yayınlar içinde, en olmayacak kaos senaryolarını üretebilen gazeteci, uzman, teorisyen arkadaşlarımızın asıl ruh sağlıklarını sorgulamak gerek; kuru bir “mazoşist-sadist” tanımlaması çok yetersiz.. Olayın dehseti içindeki insanların anlattıklarından yola çıkılarak, patlayıcı tanımlarına, Ergenekon’a uzanan, Ergenekon-kapatma davaları arasında sıkıştırılması hesaplarına uzanan.. Yorum ve senaryoları üreten kafalardan sizi bilmem, ama benim midem iyice bulandı…
Kaosun içinde, ayrıca kaos senaryoları neden üretilir ki?
***
PKK terör örgütüyle ilgili gelişmelerin yeterince açık, kendi kaos ilişkileri yok mu ki? İç ve dış odaklı dinamikleri… Akşamdan sabaha PKK terör eylemleri dinamiği içinde polisin de ortaya çıkardığı pek çok ayrıntı, kanıt karşısında, bu artık çok beylik, ucuz senaryoları yazıp çizenler hiç utanmazlar, kendilerine aynada bakmazlar mı ki? Hiç heveslenmeyin, medyatik yönlendirmede yazılan senaryoların gerçeğe uygun düşmesi, inandırıcılığının önemi, anlamı yok. Bilinçaltında önyargıların oluşturulması, düşünce sisteminde istenen çarpık şablonların yaratılabilmesi, önyargıların oluşturulması önemli.
Kaos senaryolarını yazanlar, görünmeyen reklamlarda olduğu üzere, bilinçaltımızda, bize, çıkarlarımıza, kimliğimize, yerleşik değerlerimize karşı çarpıtmada üzerlerine düşen görevi başarıyla gerçekleştirmiş oluyorlar.
Yani terör vahşetinin ertesi sabahında bile kanıtlar, bizi çok mantıklı bir biçimde PKK terör eylemine yönlendirmiş olsa da bilinçaltımızda bir yerlerde “Ergenekon”, “kapatma” davası ilintili komplo teorileri de iz bırakmış oluyor. Zaman içinde izlerin üst üste gelmesiyle de komplo teorileri, senaryoları, önyargıları toplumları daha kolay yönlendiriyor…
***
Oysa günümüzde kaos, içinde bulunduğumuz bataklık yeterince karmaşık. Yani İstanbul’daki bizi çok çarpan, PKK terörü bağlantılı olduğu gerçeğine çok yakın terör eyleminin dehşetinden, sıcaklığından kurtulamadan, göreceli uzağımızda, aslında çok yakınımızda bir başka vahşet, terör eylemi gündeme geliyor. Bu kez Kuzey Irak Kürtlerinin Kerkük eyleminde ölü yaralı sayısı, vahşet boyutu bizimkini aratmayan, rakamlar sürekli değiştiği için ölü yaralı sayısını vermenin çok da anlamlı olmadığı, bir başka, nedenleri tersine gibi görünen terör eylemi yaşanıyor.
Terör eylemi dehşeti üzerinden değil, siyasi güncel gelişmeler üzerinden kaos senaryolarında da tablo değişmiyor; ABD, AB medyası emperyal çıkarları, hesapları üzerinden Türkiye’de çizdikleri modelin, iktidarın sallanmasından kaygılı, panik içinde, AKP kapatma davası çerçevesinde son saldırı yorumlarında ne kadar da ataklar; İsveç televizyonu adına sözde demokratik görüş istemek üzere arıyorlar; “AKP’nin kapatılmasını savunan karşı görüş için görüşmek istiyoruz” diye söze girmelerinden bıkmış olmalıyım ki tepki veriyorum: “Cumhuriyet gazetesinde parti kapatılmasını savunan, isteyen taraftan yazar bulamazsınız. Ancak laik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı emperyal çıkarlar projeleri çerçevesinde öngörülen ılımlı İslam cumhuriyetine, sivil darbeye karşı duruşu duymak istiyorsanız..” Cumhuriyet okurlarının kolayca varabilecekleri sonuca göre, çok demokratik(!) Batı medyası görüşmeden vazgeçiveriyor.
Batı medyasında karar arifesinde yargı bağımsızlığına tehdit içeriğinde, son saldırgan yorumlar birbirinden çarpıcı; en hafif suçlamalar Türkiye’de halk iradesinin, demokrasinin ayaklar altına alındığı çerçevesinde. Ancak öfkeler denetlenemediği için olacak, hayıflanmalar yeni tehditler daha bir düşündürücü: “AKP hükümetinin düşmesinden sonra seçime gidilecek. AKP’den daha militan bir parti iktidara gelecek. Ancak bu arada AB ilişkilerinde, Kıbrıs’ta, Ortadoğu projelerinde varılmış olan anlaşmalar, alınmış yol ne olacak? Hele çok kritik savaş bölgesinde güncel gelişmelerde nasıl sonuç alınacak…” Koyun can, kasap et derdinde yani…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.