Üç Konferans, Bir Kitap, Tarihin Didim’deki Derinliği ve İlhan Abi… - EROL MANİSALI
Temmuz 28, 2008 - EROL MANİSALI
19, 20 ve 21 Temmuz 2008’de üst üste üç konferans verdim. İçinde yaşamakta olduğumuz kaosu ve faşizmi konuştuk.19 Temmuz Mavi Şehir, 20 Temmuz Didim, 21 Temmuz Akbük. Düzenleyen ADD ama.. 15 dolayında kurum ve sivil toplum örgütünün “ortak girişimleri” ile gerçekleştirilmiş, bu çok önemli konferanslar.
CHP, İP, DSP siyasal partiler olarak destek veriyorlar. Belediyelerden Cumhuriyet’e, Atatürk devrimlerini, çağdaş değerleri savunan dernek ve meslek odalarına kadar geniş cephe var.
- İlk konferansım Mavi Şehir’deydi. 700-800 dolayında katılım olduğu söylendi. İnsanlar ne istediklerini çok iyi biliyorlar ama nasıl yapacakları konusunda kafalar karışık. Ancak, yine de bir güç gösterisi niteliğine dönüşüyor. Kime karşı? Türkiye’yi sömürge haline dönüştürmek isteyen iç ve dış çevrelere karşı.
- İkinci konferansım Didim’in içindeki tarihi başyapıtın içinde.. olağanüstü bir ortamda konuşuyorum. Tarihin içinden gelip geçit resmi yaparcasına o dev sütunların arasında söyleşiyoruz. Dev sütunlara bakıyorum, dostlara bakıyorum, gökyüzünde Ay’a bakıyorum, tam da dolunay, hafif kızarmış, Türkiye’nin halinden utanırcasına…
- 21 Temmuz’da Akbük’teyim.1200 kişi gelmiş, her yer tıklım tıklım. Destek veren kurumlar ve örgütler 20’yi bulmuş, tam bir güç birliği ve demokratik dayanışma.
Güçler emperyalizme karşı birleşmiş, bir yumruk olmuş. Pırıl pırıl insanlar. Avustralya’dan Gül Hanım bile gelmiş, kitabının Türkçesini Bilgi Yayınevi’nden çıkartmaya çalışıyor; Ahmet Küflü’ye göstermiş. Askerlik arkadaşlarım gelmiş, Polatlı’dan, yedek subay okulundan. Aramızdan uçup giden Barış Manço’yu anıyoruz.. o da Polatlı’daydı bir zamanlar.
Konferanslar öncesinde Gümüldür’de bir ay inzivaya çekilmiştim. Kapanmış kitabımı yazıyordum; “Batı’nın Yeni Türkiye Politikası”nı, Graham Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabına inat…
Üç konferansımda, bir aylık yoğun çalışmanın satır aralarını da anlattım.
- Açık işbirlikçiler yanındaki, “örtülü işbirlikçilerden söz ettim”.
Açık tehdit, kapalı tehdit
Açık tehlikeyi görürsünüz, gördüğünüz şeye karşı çözüm yollarını araştırırsınız. Mikrop bellidir, o mikrobu nasıl etkisiz hale getireceğinizi sonunda bulursunuz.
Ama örtülü tehlike, bilinmeyen mikrop en kötüsüdür. Onu yararlı sanırsınız, zararlı olduğunu bilemezsiniz, o kendini gizlemiştir.
- İşte bu örtülü tehlikeden söz ettim gelen dostlara. “Açık tehlikeyi yaratanın da besleyenin de” örtülü, saklı, gizli mikroplar olduğunu anlattım.
Attilâ İlhan’ın dediği gibi çoban ateşleri her yerde yanıyor. İnsanımız diri, akıllı görüyor tehlikeyi. Hatta gizli olanını da anlamaya başlamış. Dindarı, “kendisini Allah’la aldatanları görmeye başlamış”, yavaş yavaş…
Ve bir örnek…
Didim’de İngiliz turistlerin yerli işadamı haline gelip “Bizimkileri nasıl kazıkladıklarını tartıştık”.
- Onlar bizimkilerden akıllı mı? Bireysel olarak kesinlikle “hayır”.
- Peki sorun ne, nasıl oluyor da Didim’de turizmi onlar yürütmeye başlıyor? Bizimkiler hava alırken onlar parayı nasıl cebe atıyor?
Yanıtı çok basit:
- Türkiye hükümetlerinin turizm politikaları, bir makro programları, planları yok.
- “………..saldım çayıra demişler”, işleri piyasaya bırakmışlar.
- Piyasada onlar egemen olur; çünkü arkalarında İngiltere’nin yönlendirmesi ve desteği var.
- Bir de unutmamak gerekir, İngilizler sömürgeciliği 300 yıldır sürdürüyorlar, genlerine işlemiş, sömürmeyi biliyorlar.
- O zaman bizim işleri, “piyasada kendi haline bırakmadan” makro (ve ulusal) politikalarla yürütmemiz gerekecek.
- Ama AKP bunu istemiyor ki, gelişmelerden memnun. Ne var ne yok her şeyimizi satalım ki, “cari açık” daha da zorlamasın…
Didimlilerle bunları da konuştuk. İngiliz dün askerleriyle işgale geldi. Bugün insanlarıyla, şirketleriyle bizi kendi ülkemizde esir alıyor.
Çözüm mü? Önce aramızda birlik olmayı, ortak hareket etmeyi öğreneceğiz. Turizm gelirlerimizi İngiliz’e yedirmemek için aramızda örgütlenmemiz gerekiyor. “Hükümetten hayır yok, önce siz başlayın aranızda bütünleşmeye” diyorum.
Sizler bunu yaparsanız Ankara’dakiler de size uymak zorunda kalacaklardır eninde sonunda.
Bugünlerde olmasa bile yarın, öbür gün…
Emperyalizmle yüzleşme davası…
İstanbul’a döndüğümün ertesi günü “dava”nın açıldığı haberleri ortalığı çınlatıyor. Türkiye, 70 milyon emperyalizmle yüzleşiyor.
İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu ve daha nicelerinin, emperyalizmle yüzleşmesi başlıyor. Bu köşede hep yazmaya çalıştım:
- Türkiye Kıbrıs’ta emperyalizmle yüzleşiyor, “Kıbrıs Davası” böyle bir davadır…
- Türkiye Irak’ın kuzeyinde ve Güneydoğu’da PKK ve Barzani’yle değil, emperyalizmle karşı karşıya…
- Ermeni sözde soykırımı da “Ermeni meselesi” değildir, “Türkiye’nin emperyalizmle yüzleşmesi meselesidir”…
- Fener’de Patrik, Batı emperyalizminin “Lozan’a karşı davasını yürütmektedir”…
- Sonra “İlhan Abi’nin davasındaki” iddialara baktım, şaştım kaldım; “Sen meğerse neymişsin be İlhan Abi”, seni hiç tanıyamamışım…
İçim sıkıldı, karardı, rahatlamak, boşalmak için raflardan Kafka’yı çıkardım, iki sayfa okudum, Ceza Sömürgesi’nden… Sonra gülmek istedim, Aziz Nesin’in Mahallenin Namusu’ndan sayfaları biraz karıştırdım…
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.