Olağanlaştırma - Mümtaz SOYSAL
Temmuz 22, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
BİR ÜLKENİN kendi anayasa düzenini olağanüstü, benzersiz, katlanılması zor, içinde yaşanması olanaksız sürekli bir çerçeve sayar durumda kalması kadar ters ve yanlış bir durum olamaz. Her toplumun şu ya bu nedenle kendisine kabul ettirilmiş bir anayasa düzenini kısa sürede asıl istediği biçime sokabilmesi, bunu başararak onu içinde yaşanabilir bir belge durumuna getirmesi gerekir.
Aslında, 12 Eylül 1980 sonrasındaki yıllar boyunca olan da tam budur.
Şimdi uygulanmakta olan anayasanın hangi koşullarda yapıldığı, nasıl ve niçin büyük oyçoğunluğuyla kabul edildiği ya da ettirildiği hep biliniyor. Ama, bilinen bir başka şey de, aynı anayasanın o yıllardan beri büyük değişiklikler geçirdiği ve içinde yaşanabilir duruma sokulduğudur.
Bu bakımdan, Fransa’nın geçirdiği deneyime benzer bir yanı var bizim anayasal düzenimizin. Orada şimdi uygulanan 1958 Anayasası, Cezayir’i elden çıkarıyor olmanın şokunu yaşayan askerlerin Paris’e paraşütçü işgal taburları indirmeye kadar varan tehditleri altında General de Gaulle’e sığınmak zorunda kalan ve onun zorladığı anayasayı ister istemez benimseyen bir toplumun anayasasıdır. O anayasa da zaman içinde rötuşlardan geçmiş, olağanlaştırılmış, hatta bazı yönleriyle işe yaradığı anlaşılarak ileriye dönük bir yaşam çerçevesine dönüştürülmüştür.
Şimdi Türkiye’nin bugünkü ortamında gerilimler doğdukça, kabul edilmez hoyratlıklar yaşandıkça ya da seçmenlerden oy toplamayı becermiş bir iktidar aynı çerçeveyi bu haliyle bile kabul edilmez gördükçe, “yeni anayasa” sözü gündeme egemen olmaya başlamakta, çeşitli anayasa modelleri ve bunları gerçekleştirme biçimleri ileri sürülmektedir.
“Sivil anayasa” yapma tutkusu diye adlandırılabilecek olan bu istek, elbette kendini şu sıra güçlü gören ve gücünü değişik bir anayasayla perçinleme amacı güden bir iktidarın dile getirmeden duramadığı bir hevesten başka bir şey olamaz. Çünkü, bu heves başkalarınca paylaşılmıyor. Öyle bir ortak beklenti yok ortada. Dolayısıyla, böyle bir girişim toplumda yeni gerginlikler yaratmaktan, başka çatışmalara yol açmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
O halde, Türkiye’nin şimdiki devlet düzenini parlamentosuyla ve onu anayasaya uygunluk denetimi altında tutan yüksek mahkemesiyle, tarihten gelen gelişmelerin ve birlikte yaşanan olayların doğal sonucu saymaktan ve rötuşlarını yeterli görüp onunla barışık olarak bir süre daha yaşamaktan başka çare yoktur. Böylesine duyarlı dengeler içinde sürüp giden bir siyasal ortamda, gereksiz vehimlere, ucu açık suçlamalara ve hoyratça uygulamalara yer olmasa gerek. Bunlara başvurmak, gereksiz gerilimi daha da arttırmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Olağanlaştırılması gereken, bunlar değildir.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.