İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Dr. M. Galip Baysan - OLMADI SAYIN AMİRALİM, BU SİZE HİÇ YAKIŞMADI!…

Temmuz 17, 2008 - DR.M.GALİP BAYSAN, İLK KURŞUN

Ergenekon Dosyası nedeniyle son günlerdeki gelişmeleri izledikçe inanın tüylerim diken diken oluyor. İddialara, suçlamalara, yayınlara katılmak veya inanmak bir yana ortaya konan abartılı tablo karşısında şaşkınlığa düşüyorum. Bana bazı iddialar, yakıştırmalar.  “Da Vinci Şifreleri” benzeri gibi geliyor veya birileri sanki video oyunu planlıyor. Savcılığın başlattığı Tahkikat Dosyası’nı bizlerin değerlendirmesi Yargıya saygısızlık oluyor, ama ne hikmetse Savcılığın elindeki en gizli dokümanlar ertesi gün el altından başta Sabah Yayın Grubu olmak üzere, radikal dinci yayın organlarının eline geçiyor ve onlar da çağdaş Türk Demokrasisinin tarafsız! Özgür! ve sağlam bekçileri olarak hemen yayına sokup kamu oyunu  aydınlatıyorlar!..

Eski bir “Atatürk İlkeleri Dersi” hocası olarak bu gelişmeleri ibretle izliyor ve gariptir ama kızmak, sinirlenmek yerine, bir ömür boyu haklarını savunmak için yapmadığım kalmayan güzel ülkemin ve halkımın samimi ve sevecen oylarına rağmen içine sokulduğu bu durum için üzülüyorum. Atatürk İnkılâplarının üzerinden 75–80 yıl kadar bir süre geçmiş olmasına rağmen bu Atatürk, bu İnkılâp, bu Ordu düşmanlığı ve bütün bu duyguların değişik meslek mensupları, özellikle siyasiler, bazı öğretim elemanları ve basın-yayın organlarında yoğunlaşmış olması gerçekten üzücü.

Kabul etmek gerekir ki; Türk Aydınlarının Mücadele etmek mecburiyetinde olduğunu iddia ettiğimiz en önemli cephe olan İRTİCA, son günlerde zafer üzerine zafer kazanıyor. Basın yayın organları, özellikle şu veya bu nedenle iflas ettirilip, Kamu Alacakları Fonuna devredilen bütün yayın organları hükümetin teşvik ve desteği ile tamamen Radikal kesimin eline geçiriliyor. Bağımsız olması lazım gelen ve bütün dünyaya 4 kanaldan yayın yapma kapasitesindeki TRT, tıpkı YÖK gibi pek çok resmi, gayri resmi kurum iktidar partisinin bir organı haline getirildi.

Hükümet Atatürk İnkılâpları ve özellikle Laiklik ilkesini sarsmak, din egemenliğini başta kadınlarımız olmak üzere, bireylerin beyinlerine yerleştirmek için Devlet gücünü de tümüyle arkasına alarak;  kanunları, temel anlayış ve görüşleri değiştirmek için büyük gayret gösteriyor. Buna karşılık Demokratik, Liberal, çağdaş ve eğitimli görünümdeki pek çok insanın olaylara seyirci kalması, hatta destek vermesi inanılmaz bir görüntü veriyor. Ama bu gidişin böyle olacağı zaten baştan belli değilmiydi.

          Radikal dinciler, tıpkı 1920lerin Hilafet orduları gibi Atatürk İlkelerine ve İnkılâplarına sempati duyan bütün kesimlere, her fırsattan istifade ile aman vermeden saldırıyorlar. Ellerine geçirdiklerini de hırpalıyor, yok etmeğe çalışıyorlar. Hele bu kişiler Asker kökenli iseler tıpkı Hilafet Ordusu mensuplarının o dönemde Halifenin emirlerine karşı çıkanlara yaptıkları gibi büyük bir kinle saldırıyor, savunmasız bıraktıklarını maddi ve manevi açıdan parçalıyorlar. Özetle belirtmek gerekirse gün artık Radikal kesimlerin günü olmuş.

 Taraftarları olan basın yayın grubunun sürekli yaptığı yayınlardan öğrendiğimize göre; bir emekli Kuvvet Komutanının nasıl yaratıldığı meçhul günlüklerine dayanılarak, 2003 yılında görevde olan bazı komutanların darbe planladıkları iddia ediliyor. Bu komutanlar bu gün emekli statüsünde olmalarına rağmen yapacakları toplantılar ve mitinglerle halkı hükümet aleyhinde kışkırtacakları ve meydana gelen karışıklıkla Orduyu darbe yapmaya mecbur edecekleri iddia ediliyor. Bu iddialar temel alınarak Ergenekon tabir edilen bir tahkikat başlatıldı, tahkikatın soruşturma safhasında şüpheli görünen herkes tevkif edildi. Tevkif edilenlerin biri yaratılan ağır şartlara dayanamadı kanser oldu ve öldü. Diğerlerinden bazıları bir yıla yakın bir süredir hapiste yatıyor. Ortalıkta yeni dinlemeler, takipler, izlemeler var. Askerlerle şu veya bu nedenle ilişki kuran siviller hemen şüpheliler listesine alınıyor ve takip ediliyor. Eminim ki konuşmaları da muhtemelen dinleniyordur.

Normal bir seçimle iktidara gelmiş bir siyasi örgütün hem demokratik rejimi ve hem de kendi iktidarlarını savunmak için, İhtilal gibi yasa dışı çözümler üreten bir organizasyonun faaliyetlerini önleme konusunda aldığı tedbirleri yasal ve haklı buluyoruz. Suçlular yakalanmalı ve cezalarını çekmelidirler. Ancak bunun için elde kesin ve haklı deliller olması gerekir. Ortada gösterilen delil olarak bir yıl kadar önce bir evde bulunan 20–30 el bombası var. Yine taraftar basından öğrendiğimize göre onlar da dava sonuna kadar korunması gerekirken, bilmediğimiz bir nedenle imha edilmişler. Yine ortada birkaç yaşlı emekli, birkaç tabanca ve son günlerde moda akımla sağda, soldaki bazı cinayetlerin bu olayla birleştirilmesi sonucu birkaç da katil bulma gayretleri var. Hatta daha dün Amerikan Konsolosluğuna yapılan bir saldırı bile ertesi günkü Sabah gazetesinde Ergenekon işi diye soruşturmaya dâhil edilmeye çalışılıyor.

Hukukçu değiliz ama tutuklamalar, özellikle Paşaların ve bazı aydınların tutuklanmasında keyfi ve fevri davranışlar gördük. Kimler tutuklu, kimler tutuksuz yargılanır bunun bir kuralı olması gerekmez mi? Yeri yurdu mevkii belli, kaçma, ülkeyi terk etme veya aklı başında olup kendisine zarar verme tehlikesi olmayan, toplanan delilleri yok etme imkanı olmayan, ülkesine 40–50 yıl şerefi, onuru ile hizmet etmiş birini, hele Orduevi gibi yasalara uyumu çok iyi bilinen bir mevkiden önce kibar kibar, sonra yaka paça alınıp, bir mahkemede acele yargılayarak tutuksuz yargılama hakkı tanınmadan hemen hapse atılması bize soruşturmada Hükümet destekli bir baskının sonucu gibi geliyor.

 Tutuklanan cemiyette saygın isim yapmış kişilerin ellerine kelepçe takılması, onların adi suçlular ve hatta bazılarının ülkelerinin menfaatlerini savunmak için gırtlak gırtlağa dövüştüğü PKK Militanları ile yan yana konması ve aynı muameleye maruz bırakılmaları acaba hangi adli ve ahlaki kurallara uyabilecektir?

Doktora tezi olarak 1700–1950 yılları arasında Ordu-Politika ve Demokrasi ilişkilerini inceleme şansı bulmuş, Adalete, yasalara saygılı,  Demokrasi ve özgürlükler aşığı bir vatandaş olarak belki ilgililere yararı olabilir düşüncesi ile bir iki hususu dikkatlere sunmak isteriz.           Halkı sokağa dökerek ihtilal yapmayı tarihimizde Kabakçı Mustafa isyanı (Mayıs 1807) ve 31 Mart Vakası (1909) gibi isyanlarla sadece Radikal Dinci kesim başarabilmiştir. Onlar da önce ellerindeki askeri birlikleri öne sürmüş ve başarı elde edilince ortaya çıkıp duruma hâkim olmuşlardır.

— 1876 yılı sonu Mithat paşa’nın Sultan Abdülhamit tarafından azledilmesinden beri, onun tavsiyesine dayanarak Türkiye’de reform, atılım ve özellikle darbe yapmak isteyen her kesimin mutlaka Orduyu kontrol etmesinin gerekli olduğu bir temel ilke olarak kabul edilmiştir. Çünkü Birinci Meşrutiyetin başarısız oluşunun en önemli nedeni, Serasker Hüseyin Avni Paşanın, bir hükümet toplantısı sırasında, bir Yüzbaşı ( Çerkez Hasan)’ın yaptığı bir intihar saldırısında öldürülmesi ve Ordunun Sultanın yanına geçerek sivillerin yalnız kalması olarak gösterilmektedir.

— Yine o günlerde rahatsızlığı nedeni ile tahttan indirilen V nci Murat’ı yeniden tahta çıkarmak için biri Ali Süavi, diğeri de Kleanti Skalieri –Aziz Bey Komiteleri tarafından yapılmış ve başarısız olmuş sivil yapıdaki hareketlerdir. Detayına girmek istemediğimiz halde Ergenekon İddialarından anladığımız kadarı ile bu halk tipi hareketler ancak Ergenekon Senaryosunu şekillendirmiş olabilir.

—Bir başka örnek Enver Bey ve arkadaşlarının 23 Ocak 1913 günü Babıâli’ye yaptıkları bir baskınla iktidarı ele geçirme olayı olabilir. Ancak Enver Bey o günlerde hem Meşrutiyet ve hem de Trablusgarp kahramanı ve üstelik Padişahın damadı sevilen bir askerdir ve Hükümetin çevresi ona bağlı askerler ve silahşorlarla doludur.  İşin özü ne Şener Eruygur Enver Beydir, ne de Cumhuriyet mitinglerine veya Atatürkçü Düşünce Dernekleri mensupları silahlı asker veya silahşordurlar.

— Cumhuriyet mitinglerinde olay çıkması, kan dökülmesi vs. durumunda Ordunun müdahale edeceği bir ortamın oluşturulması, bize göre Türk Ordusuna yapılacak en büyük hakaret kabul edilmelidir. Türk Ordusu kendi değerlendirmesini kendisi yapar ve kimsenin de oyuncağı veya aleti olmaz, olamaz.

— Sivil dünyanın pekiyi bilmediği bir hususa temas etmek isteriz. Bir subay, bir komutan emekli olduktan sonra artık Ordu ile işi biter. Nezaket ziyaretleri veya davetler dışında kimse birliklere uğramaz. Rütbesi ne olursa olsun eğer o emekli siyasete bulaşmış ise kendisi ile artık ilişki de kurulmaz. Bu nedenle Generallerin Ordudaki arkadaşları ile ilişkide oldukları ve bir hareket halinde onların İhtilale destek verebileceği faraziyesine de iltifat etmemiz mümkün değildir.

— Bir İhtilal teşebbüsünün asker tarafından desteklenmesi hareketlerine gelince; yine incelemelerimize göre şu veya bu nedenle kamunun tepkisini çekmiş, deşifre olmuş isimlerin peşinden hiçbir komutan gitmez, gidemez. Çünkü bir ihtilal teşebbüsü genellikle sehpalarda son bulur ve bu nedenle de tıpkı İttihat ve Terakki Organizasyonunda olduğu gibi çok dikkatli ve çok gizli hazırlık yapmayı gerektirir.

 — Bu olayda en fazla dikkatimizi çeken husus; Hükümet, Radikal dinci kesim, PKK ve Ermeni Diyaspora’sı ile onlara destek veren Neo Liberal kesimin olaya bütün güçleri ile destek vermeleridir. Mesela bir yıldır Hrant Dink davası ne zaman bir askeri uca dayandırılacak diye merak ediyorduk, sonunda o da oldu. Önce Trabzon ili Jandarma Komutanını buldular, sonra bir adım daha atarak olayı diğer cinayetlerle birlikte Ergenekon soruşturmasına bağladılar. Bu arada Hıristiyan din adamlarının katledilmesi ile ilgili davada, katillerden birinin “büyük başkana selam” diye BBP Başkanını anması hemen geçiştiriliyor bu dava da Ergenekon davasına bağlanmak isteniyordu.         

— Bu arada saldırılar ne kadar güçlü ise, Atatürkçü Düşünce Derneklerinin o kadar güçsüz olduğu ortaya çıktı. Kabul etmek gerekir ki hedef sadece çamura bulaştırılan başkanları değil bu kurumun Laikleri toplama konusundaki gücü nedeniyle Atatürkçü Düşünce dernekleri ve bu kuruma bağlı insanlardı. Onları tasfiye etmeden veya sindirmeden arzu ettikleri inançsal reformların uygulamaya konamayacağını çok iyi biliyorlardı. Biz bu olayda üyelerin Başkanlarını savunmak için canla başla çalışmalarını beklerdik. Hiçbir şey olmasa bile isnat edilen İhtilalci ve terörist yakıştırmalarına bakmadan çoğu emekli ve idealist bu insanları savunmak için yüzlerce gönüllü avukatın ortaya çıkması gerekirdi. Bu davanın sonunda devlet aleyhinde büyük tazminat davaları ile karşılaşılması ihtimali çok fazla. Bütün bunların nedenine gelince, o da emekli bir Deniz Kuvvetleri Komutanına ait olduğu iddia edilen ve Ordu ve Atatürkçü Düşünce sisteminden hoşlanmayanların basın yayın organlarında yayınlanan günlüklerdir. Hikâye ibret vericidir. Olası Darbenin anılarının yazıldığı 2003 yılında, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in eşi Sevil Örnek’in İstanbul Gaziosmanpaşa’da bir handa iki odalı bir mülkü varmış. Belediye bu hanı yıkmış. Sevil Örnek’e de 1995 yılının parasıyla 6 milyar lira ödemiş. Ancak Sevil Örnek, bu han odasına verilen değerin düşük olduğunu ileri sürerek mahkemeye gitmiş ve mahkeme “75 Milyar lira daha ödenmesine karar vermiş. Belediye bu parayı ödemek istemeyince durum Başbakan Erdoğan’a intikal ettirilmiş ve onun talimatı ile para hemen ödenmiş. Bundan sonra her halde Başbakanla artık Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Özden Örnek arasındaki dostluk her gün daha çok gelişmiş olmalı ki, Özden Örnek’in iki oğlundan küçüğü Çalık Grubu’nun Bursa’daki doğalgaz şirketinde işe giriyor, büyük oğlunun “çektiği belgesel filmlere” de aynı grubun tek kişilik ihale ile aldığı Sabah Yayın grubundan ATV’nin sponsor olması sağlanıyor. Örnek Paşanın küçük oğlu da aynı şirkette bir yönetim kurulu üyeliğine getiriliyor.Okurlarımız Başbakanın damadının da ortakları arasında bulunduğu Çalık Grubunun devlet bankalarından nasıl 350 şer Milyon dolarlık karşılıksız kredi aldığını, kalan borcun da bir Körfez ülkesinden Başbakanın aracılığı ile nasıl temin edildiğini ve Sabah Gazetesinde acele yapılan atamalarla bu yayın grubunun AK Partisi ve Radikal Dinci grubun nasıl propaganda aracı haline getirdiklerini herhalde gayet iyi hatırlıyorlardır.İşte eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral ile Çalık grubunun ilişkisi sonucu bu yapılmamış ihtilal hikâyesi ortaya çıkmış ve özellikle bu gazete yazarlarının devamlı baskı ve kışkırtmaları sonucu her halde Başbakanlığın talimatı ile soruşturma başlatılmıştır. O günlükler nedir? Ne kadarı doğrudur? Ne kadarı yanlıştır? Bu artık yargıyı ilgilendirir. Ama tarihsel olarak bizi ilgilendiren en önemli olay o kadar fazla düşman sahibi Türk Ordusunun Komutanlarının ve Atatürkçü Düşünce sistemine inanan insanların arkalarından vurulmasıdır.Atatürk ilke ve inkılâplarının İktidar Partisi ve destekçileri tarafından yerle bir edilmek istendiği bir dönemde, Kuvvet Komutanlığı şeref ve rütbesi kendisine verilmiş bir komutan kendi kardeşlerini resmen satmış pozisyonuna düşmüştür. Ne cumhuriyet ne de Osmanlı tarihinde böyle bir davranışın benzeri yoktur. Bunu Demokrasiyi korumak, demokrasiye bağlılık gibi yuvarlak lafların arkasına saklanarak izah etmek de mümkün değildir.Sahip olduğu iki evin kaynağını açıklayamaması nedeniyle askeri mahkeme tarafından mahkûm edilen ve her şeyini kaybeden eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil Paşayı da Özden Örnek Paşanın jurnal ettiği ve mahkemeyi etkilediği yolunda ihbarlar vardır. Sayın Amiralim galiba siz Türk Silahlı Kuvvetleri içine Ordu düşmanları tarafından sürülmüş bir Truva atı pozisyonunda gibiymişsiniz. Bir açıklama yapar, böyle olmadığını söyler ve bizleri aydınlatırsanız memnun oluruz. Ancak o zamana kadar sizi arkadaşlarının arkasından gizli işler çeviren, gerektiğinde sır tutmasını bilmeyen bir subay olarak hatırlayacağız. Olmadı Sayın Amiralim, size aileniz ve çocuklarınıza getirdiği bütün maddi imkânlara rağmen, davranışınız bırakın komutanlığı, mütevazı bir deniz subayına bile yakışmadı. Oysa biz gençliğimizden beri Heybeli Adadan mert yürekli, sağlam karakterli, güvenilir subaylar ve Atatürk çocukları yetiştiğine inanırdık. Dr. M. Galip Baysan  

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS