SABAHATTİN İSMAİL - Stratfor′un raporu eleştirilerimizin doğruluğunu, endişelerimizin haklılığını ve Talat′ın yalan söylediğini kanıtladı
Temmuz 16, 2008 - SEBAHATTİN İSMAİL, İLK KURŞUN
| Annan Planı tartışmaları sırasında, KKTC′yi savunan ulusal güçler ” bu plan KKTC′yi ortadan kaldıracak, Kıbrıs Türk Halkını Rum egemenliğine sokacak” diyordu… Planın savunucuları ise, ” böyle bir şey yok, planda egemenlik de var, KKTC Devleti de var, egemenlik de var…” diyerek, göz göre göre Halka yalan söylüyordu… 24 Nisan Referandumundan sonra BM Genel Sekreteri Annan, referandum sonuçlarını değerlendirdiği raporunda ” Kıbrıs Türklerinin, Annan Planını kabul etmekle, ayrı devletlerinden vazgeçmeyi kabul ettiklerini” iddia etti…Annan, raporunda şöyle diyordu: Paragraf 87: “…Kıbrıslı Türkler çözümü tercih ederlerken 1983′te yaratmaya niyet ettikleri ′devletin′ tanınmasını amaçlayan on yıllar boyunca sürdürdükleri politikaları da terk etmişlerdir.” Paragraf 90: “Tanıma ve ayrılmaya yardım etme BM Güvenlik Konseyi′nin kararlarına açıkça aykırıdır ve güttüğümüz hedefe de ters düşer. Aynı zamanda, bu yöndeki (tanıma) adımlar yeniden birleşme için oy vermiş bulunan Kıbrıslı Türklerin iradelerine de saygısızlık teşkil eder.” Annan′ın raporuna bu ifadeleri koymasının nedeni, Planın, bağımsız-egemen KKTC Devletinin tasfiye edilerek egemenliği olmayan bir eyalete dönüştürülmesini öngörmesiydi…Ona göre Türkler plana “evet” dediğine göre, ayrı devlete ve KKTC′nin tanınmasına da “Hayır” demiş olmaktaydı… Gerçi Kıbrıs Türk Halkı, “bu planın içinde devlet de var, KKTC de var, egemenlik de var, evet derseniz KKTC Dünya ile bütünleşecek ( Talat şimdi de tek egemenliği savunurken aynı yalanı söylüyor ) Rumlar Hayır derse KKTC tanınacak…” şeklindeki yalanlara aldanarak ve KKTC′nin anlaşma içinde sonsuza dek yaşayacağına inanarak evet demişlerdi ama, gerçek durum bu değildi… Ne yazık ki Halkımız, Annan Planını savunanların değil de, KKTC′yi savunanların doğru söylediklerini, ancak Annan′ın hazırladığı bu raporu okuduktan ve plana EVET denmesi için propaganda yapanların raporda yer alan bu değerlendirmeye hiç itiraz etmediklerini gördükten sonra anladı… ŞİMDİ DE StratFor RAPORU DOĞRULUYOR Mehmetali Talat, en ecemi görüşmecinin dahi yapmayacağı bir hata yaparak, kendi deyişiyle “Hristofyas masadan kaçmasın, süreç devam etsin” diye 23 Mayıs ve 1 Temmuz′da, kendisine böyle bir yetki verilmediği halde, Kıbrıs Türk Halkının tüm kırmızı çizgilerini terk etti.. KKTC Anayasası′nı, yaptığı yemini, MGK kararlarını, TBMM ve KKTC Meclisi kararlarını pas pas yapıp çiğnedi… Bugüne kadar hiçbir şekilde kabul etmediğimiz gıyabımızda alınmış, Rum milli tezlerini içeren tek yanlı tüm BM kararlarını kabul etti…Bu kararların öngördüğü ve Rum Ulusal Konseyi tarafından belirlenen “tek devlet, tek halk, tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek kimlik, tek temsiliyet, tek ekonomi” çerçevesinde birleşik bir Kıbrıs kurulmasını benimsedi…Adı federal, içeriği ÜNİTER, “yeniden birleşmiş Kıbrıs” yaratmaya söz verdi… Kıbrıs Türk Halkı bu durum karşısında ayağa kalkınca, televizyon televizyon gezerek kendisini eleştirenleri yalancılıkla suçladı, “tek egemenlik ve tek vatandaşlığın” kötü birşey olmadığını, KKTC′nin tasfiye edilmeyeceğini, daha da güçleneceğini, egemenliğimizin korunacağını, ortak devlette Rumlarla eşit söz hakkına sahip olacağımızı iddia etti…Bir yığın yalanla Halkı yeniden aldatma çabasına girdi… Ne ki, kendisinin değil, bizim söylediklerimizin doğru olduğu, yaptığımız eleştirilerin haklı olduğu, Amerikan Stratejik Araştırmalar Kuruluşu ‘StratFor’ tarafından hazırlanan “Kıbrıs: Rum Tarafı İçin Bir Atılım” başlıklı raporda da ortaya kondu… Söz konusu raporda, Mehmetali Talat’ın, Hristofyas ile 1 Temmuz′da yaptığı görüşmede “tek egemenlik ve tek vatandaşlığı” kabul etmesinin, iki devlete dayalı bir anlaşma imkanını yok ettiği ortaya kondu. Söz konusu raporda Talat ile Hristofyas’ın tek egemenlik ve tek vatandaşlık gibi ‘Kıbrıs Rum tarafının önemli talepleri’ üzerinde anlaştıkları belirtilerek şu değerlendirmelerde bulunuldu: l “Kıbrıs’taki iki siyasi varlığın bir konfederasyona dönüşmesi şeklindeki Türk görüşü Talat’ın tek egemenliği kabul etmesinden sonra tamamen ortadan kalkmış oldu. Bu, daha az nüfusa ve daha zayıf ekonomiye sahip olan Kıbrıs Türkleri birleşik Kıbrıs’ta siyasi egemenliğe sahip olamayacak demektir. Kıbrıslı Türklerin görüşleri etkisiz kalacak ve Türkler, her zaman azınlıkta kalacaklar. l Kıbrıslı Türkler, yeniden birleşme amacıyla, Rum ortağın istediği tavizleri verme konusunda hazır oldukları halde, Kıbrıslı Rumlar, AB üyesi olarak tüm kartları ellerinde tutuyorlar. Kıbrıslı Rumların, hem Brüksel’de hem de sonunda Birleşmiş Milletler kaynaklı herhangi bir yeniden birleşmede sorumlu kurum olan Güvenlik Konseyi’nde veto imkanları vardır. l Türk Kıbrıs’ın siyasi ve ekonomik destekçisi olan Türkiye’nin, sonunda Kıbrıs Rum taleplerini kabul etmesi gerekecek. Bununla birlikte Ankara süreçten dışlanmış olacak. Aynı şekilde, AB karşısında Kuzey Kıbrıs’a ekonomik yarar sağlayabilecek bir durumda da olmayacak. l 1974’ten sonra adaya gelen yaklaşık 100,000 Türk göçmenden birçoğu, büyük bir olasılıkla birleşik Kıbrıs vatandaşlığından dışlanacak. Böylece demografik denge Kıbrıslı Rumların lehine çevrilecek. l Rumların şartlarına göre meydana gelecek ‘yeniden birleşme’ ayrı Türk siyasi varlığını bitirecek. l Kıbrıslı Türklerin, Türkiye’nin çıkarlarına karşı, Rum ortaklarıyla işbirliği yapmaları durumunda, Ankara ile ekonomik yönden yollarını ayırmaları gerekecek. Böylesi bir durum Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıslı Rumlar karşısında daha dezavantajlı bir pozisyona itecek. Ayrıca, Kıbrıslı Rumlar uluslararası alanda veto hakkını saklı tutacaklar ve Kıbrıslı Türklere sağlanacak parasal kaynakları da yönetecekler.” TALAT VE AVUKATLARI BUNA NE DİYECEK? |


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.