ORHAN BİRGİT - Bomba Tek, Fail Bol Ya Mahkeme Kaç Tane?
Temmuz 16, 2008 - CUMHURİYET, ORHAN BİRGİT
Önceki gün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın açıklamalarını izlerken kendi kendime sorduğum soruyu, dünkü Hürriyet’te Enis Berberoğlu’nun köşe yazısının konusu olarak görmek beni şaşırtmadı. Aksine, her sağduyu sahibinin Danıştay’a ve Cumhuriyet gazetesine saldırı eylemlerinin Türk yargısınca kesin karara bağlanma aşamasına geldiği halde; Ergenekon iddianamesinde yeniden ele alınma girişiminde bulunma nedenlerini sorgulamakta olduğunun yeni bir örneği olarak okudum dostum Enis’in yazısını.
2 bin 455 sayfalık bir örgüt iddianamesinde 60 sayfalık bir bölümün ana konusu olması, o iddianameyi hazırlayan savcıların Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13 Şubat 2008’de verdiği kararını yok sayarak, Danıştay sanıklarından Osman Yıldırım’ın gecikerek kendilerine yaptığı bir ifşaatı temel dayanak almalarına dayandığını anımsatıyor.
Yıldırım o ifadesinde Alparslan Arslan’la birlikte tahsilat işleri yaptığını söylemiş ve Cumhuriyet gazetesine atılan bombaları 27 Nisan 2006 tarihinde Veli Küçük Paşa’nın Ataşehir’deki ofisinden aldıklarını iddia etmiş. O sırada Ergenekon sanıklarından Muzaffer Tekin de büroda bulunuyormuş. Gizlilik kararı ile güçlendirilmiş olan bir hazırlık soruşturmasında yer alan bu açıklamaların, yandaş medyada nasıl verildiğini ve o veriliş karşısında yetkili savcıların nasıl seyirci kalmayı yeğlediklerini de ben yazıyı okurken anımsadım.
Kızım sana söylüyorum…
Danıştay saldırısının eylemcilerini yargılayan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin medyada bu doğrultuda yayımlanan haberler üzerine İstanbul’dan dosyayı istediğini hatırlatıyor Berberoğlu ve 13 Şubat 2008’de verdiği gerekçeli kararı da “kızım sana söylüyorum, gelinim sen de anla” özdeyişini çağrıştırırcasına yineliyor.
Önce 28 Nisan 2008’de açıklanmış olan o kararı okuyalım:
“Yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucu, sanıklar ve sanıklara isnat edilen eylemlerle ilgili yürütülen hazırlık soruşturmasının (Ergenekon) arasında suç vasfını, sanıkların hukuki durumunu ya da sübutunu etkileyecek şekilde bir bağlantı tespit edilememiştir. Dolayısıyla o hazırlık soruşturmasının sonucunun beklenmesine gerek de duyulmamıştır.
Yine, sanık Osman Yıldırım, duruşmadaki savunmaları yanında, cezaevinden genel iddialar içeren dilekçeler göndermiş ise de yargılama aşamasında somut olayı aydınlatacak nitelikte bilgi içermeyen bu dilekçelere itibar edilmeyerek ayrıca araştırılması yoluna gidilmemiştir.”
Danıştay İkinci Dairesi’ne bir baskın düzenleyerek yargıç Mustafa Yücel Özbilgin’i öldüren Alparslan Arslan’ın saldırı amacını, ilgili yargıçların türban konusunda verdikleri bir karar ile örtüştüren anlatımlarının Başbakan’ı ve AKP kurmaylarını nasıl sinirlendirdiği unutulmadı.
Yandaş medyayı dezenforme eden bilgilerle donatan meçhul ya da örtülü kaynak, Alparslan ile Veli Küçük arasındaki bağı belgelemek amacı ile Norveç‘te çekilmiş bir de fotoğraf yayımladı. O sözde belge üstüne yorumlar donatılırken Küçük’ün yanındaki kişinin Azerbaycanlı birisi olduğu anlaşıldı.
Yandaş medya bizim gazeteye atılan bombaların da Ergenekon soruşturmasının başlatılmasına neden olan Ümraniye baskınındaki evde bulunanlarla aynı seri numarasını taşıdığını söylüyordu. Önceki gün Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim Yıldız’ın Haftalık Mektubu’nda Ümraniye’de ele geçirilen bombalar ile Cumhuriyet’e atılan bombaların aynı seriden olmadığını belgeleyen yazısı yayımlandı. Sanırım o açıklamayı yalanlamaya kalkan birisi de şu ana dek, çıkmadı.
Dünden bu yana İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kabul ya da düzeltilme için geri çevrilme amacı ile incelemesine tabi olan iddianamede yer alan her iddianın, dahası belge ve kanıt olarak sunulan her yazının yargı tarafından geçerli sayılacağı diye bir şey elbette yoktur. Savcılar da insandır ve her insan gibi değerlendirmeler de yanlışlıklarının olması kadar doğal bir şey olmadığının elbette farkındadırlar.
O nedenledir ki, yasalar giderek o tür eksiklik ya da yanlışlıkları olabildiğince başka barajların süzgecinden geçmesine yönelen hükümler koymayı zorunlu görürler.
13. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ergenekon iddianamesini incelerken Enis Berberoğlu’nun çok taze olarak gündeme getirdiği bu anımsatmayı göz ardı etmeyeceğini umarım..
Aksi, yargı tarihimize sanırım bir ilki getirecek. Tashihi karar denilen sistemle ilgisi olmayan bir mahkeme kararı için art arda iki ayrı duruşma yine iki ayrı Türk Mahkemesi’nde yapılmış olacak.
Diyelim ki ikinci mahkeme birincidekinde verilmiş kararı alt-üst eden bir sonuca ulaşmış oldu. Hangisinin geçerli olduğuna kim karar verecektir?
Türkiye Tanrı’ya şükür bazılarının düşlediği gibi üniter devlet düzenini bozmaya niyetli olmayan bir devlettir. Yargısı da bu kurulu düzenin en güçlü güvencesidir.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.