Taylan Sorgun - Ergenekon Sürerken- Siyasi İktidar Kıbrıs’ın Hesabını Veremez
Temmuz 11, 2008 - Genel, TAYLAN SORGUN
Akdeniz bölgesi ormanlarında yangınlarda binlerce dönümlük orman yokolmuş, insanların evleri yanmış, binlerce hayvancık yanıp gitmiştir. Ekranlarda yangın haberleri vardır ama, “Neden yandı ya da kim yaktı”nın cevabı yoktur. Tetikçi terörün Mersin’den İzmir’e uzanan kırmızı hattına bir bakmakta yarar vardır. “Felaketin ne zaman geleceği belli olmaz” denilir. Oysa aslında ne zaman geleceğini tahmin etmek de zor değildir. İşte KKTC “felaketin tam orta göbeğinde”dir. Başka “felaketler” yok mudur? Vardır ki, hem de nasıl. Neyse artık olanlar olmaktadır. 1- “SAVCI VE HAKİM YERİNE…
“Ergenekon soruşturması” ardından “öyle tipler” ortaya çıkmaktadırlar ki, “sanki hakim ve savcı” yerine kendileri “kaim”dir. Yani, onların görevlerini sanki üslenmişlerdir. Hep söylediğim gibi ortada “iddianame” yoktur. “Yargı kararı” da yoktur. Ama birileri kendilerini hem hakim hem de iddia makamı yerine koyarak “Kesin hükümlerini verivermektedirler”. Oysa bilmemektedirler ki “tarihin insanları sınava soktuğu zamanlar vardır” Önemli olan “o imtihandan geçer not” alabilmektir.
2- BİLGİSAYAR TARTIŞMASI…
“Darbe, darbecilik iddiaları” daha çok “bilgisayarlardan çıktığı iddia edilen planlamalara” dayanmaktadır. Ancak, Hürriyet Gazetesi’nin çarşamba günü manşetinde, öteki medya başka şekillerde yer alan “bilgisayar tartışması” ortaya çıkmıştır. TBMM Teknoloji Komisyonu üyesi, Endüstri Mühendisi ve Yazılım Uzmanı CHP milletvekili Tacidar Seyhan bir açıklama yaparak, TCK’nın 134′üncü maddesine göre bilgisayar verisinin “delil olamayacağını” açıklamıştır. Hadi bakalım, şimdi ne olacaktır? Ortaya konulan görüşlere göre bunlara ekleme yapmak ya da çıkarma yapmak da mümkündür.
3- TEMİZ ELLER MESELESİ…
Başbakan Erdoğan “Temiz eller operasyonundan” söz etmektedir. Burada yapılacak en doğru iş ise, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması olacaktır. Hadi “Kürsü masuniyeti (dokunulmazlığı)” bir yanadır da, ama “sınırsız sorumsuz dokunulmazlık da” ne olmaktadır? İşte asıl tartışılması gereken “temel sorunlardan birisi de budur.” 4- BAHÇELİ GENELGESİ…
Bu ortamda MHP Lideri Devlet Bahçeli parti teşkilatına bir genelge yayımlamıştır. Genelgedeki şu sözlerin altı çizilmelidir. MHP Lideri Bahçeli şöyle demektedir: “…Avrupa temsilcilerinin, okyanus ötesi odakların, yabancı güçlerin de artık işbaşındaki hükümet eli ile doğrudan müdahil olduğu kargaşa ortamı giderek daha da kötüleşen ekonomik gelişmelerden de etkilenerek, ciddi bir rejim bunalımının işaretlerini vermeye başlamıştır…” Bahçeli’nin ileriye sürdüğü bu görüşün “ciddiyeti” sağlam esaslara da dayanmaktadır.
5- KIBRIS TÜRKÜ AĞLIYOR…
İşte, mesela “okyanus ötesi odakların, Avrupa temsilcilerinin “bitmez tükenmez siyasetleri” KKTC’nin başına da “çökmüştür”. Şimdi Avrupa devletlerinde de “Kıbrıs birleşsin” davulları çalınırken, KKTC de, EOKA terörünün yarattığı Türk katliamını hatırlayanlar, EOKA’nın Türkleri “toplu mezarlara gömdüklerini” bilenler “imdat çığlıkları” atmaktadırlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti artık son zamanlarını yaşamaktadır. Ama “kim” bakacaktır buna? Siyasi iktidar ne yapmaktadır? 6- AĞIR SORUMLULUK…
KKTC ortandan kalkar ise AKP siyasi iktidarının bunda “ağırdan da öte” sorumluluğu olacaktır. Çünkü Talat ile başlayan dönemde siyasi iktidar Kıbrıs Türkü’nü adeta tarihsel bir hata ile terketmiş gibi görülmektedir. Eğer birileri derlerse ki “Üst üste yazıyorsun” cevabım, “bin defa daha üst üste yazarım” olacaktır. Çünkü, 1974 harekatının ertesinde gittiği Kıbrıs’ta o “Toplu Türk katliamı mezarlarını” ben gördüm. O zamanlar birileri ellerinde silgi kalem ilkokula gidiyordu. Açık söylüyorum bunun siyasi hesabı zor verilir bir hesap olacaktır. 7- AKDENİZ MENFAATİ…
Kıbrıs’ta Türkler’in yaşama hakları vardır. KKTC giderse Türk Ordusu oradan çekilecektir. Bu da Türkiye’nin Akdeniz’deki menfaatlerini tahrib edecektir. Peki, siyasi iktidar bunu göze alabilmekte midir? Bu tarihsel hatayı karşılayabilecek midir? Karşılayamayacaktır. 8- YILDIZ SARAYI…
Kıbrıs, Birinci Dünya Savaşı öncesinde de “en önemli stratejik bir ada” olarak hep gündemde kalmıştır. Ama bakınız ne olmuştur? Yıldız Sarayı’nda yapılan gizli bir pazarlıkla o zaman Kıbrıs İngiltere’ye kiraya verilmişti. Birinci Dünya Savaşı başlayınca da İngiltere Kıbrıs’ı ilhak ettiğini açıklamıştır. Kıbrıs topraklarındaki Türk varlığı 1974 harekatı ile sağlanmıştı. Ama, ondan önce de zamanın iktidarı Kıbrıs Türklerine gizlice silah yardımı yapmışlardır. 9- 19 HAZİRAN 1919…
30 Ekim 1919 Mondros Teslimiyet Anlaşması sonrasında zamanın emperyalist Düvel-i Muazzama’sı Paris’te bir Sulh Konferansı toplamışlardır. O sırada Mustafa Kemal Paşa, Atatürk, Anadolu’da Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’ni başlatmıştı. Zamanın işbirlikçi Sadrazamı Damat Ferit, Paris Sulh Konferansı’na gitmişti. Bakınız o konferansın maddelerinden birisi şu olmuştur: “…Türkler kayıtsız ve şartsız olarak Kıbrıs’tan vazgeçtiklerini açıklayacaklardır…” Anlatmak istediğim şudur: Emperyalist siyaset tarihsel süreç içinde Kıbrıs’ı Türkiye’den kopartmak, ve Kıbrıs’a Yunanistan eli ile tam hakim olmak istemiştir. Bugün de bu siyaset onun devamıdır.
10- TEMEL KURUMLAR…
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin genelgesinde şöyle de denilmektedir: “…Hükümet aciz ve çaresiz, temel kurumlar yıprandı, hırpalandı ve endişeli, siyaset yorgun, tıkandı ve güç kaybetti, hukuk zedelendi…” Bu sözlerin de altının çizilmesi gerekmektedir. Cuhmuriyet’in ve Anayasa’nın temel kurumları sanki “hariçten ve dahiliyetten bazı merkezlerce” hedef alınmıştır: 1- Türk Ordusu’na karşı saldırılar Brüksel ve dahiliyetteki kimi ağızlardan saldırıya uğrarken, 2- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP hakkında açtığı kapatma davasının ardından da Yüksek Türk Yargısı saldırılarla karşı karşıya kalmıştır.
11- OTORİTER REJİMLER…
Siyasi iktidarların, zamanımız demokratik rejiminin esası olan “kurumların rejim içindeki yetki ve varlığını reddetmesi” otoriter rejime gidişin ön adımlarıdır. AKP siyasi iktidarının tarihsel hata ile “…Ben seçildim dilediğimi yaparım…” siyasi anlayışı da giderek “otoriter rejim” yorum ve çağrıları yapmaya başlamıştır. Ancak tarihsel süreçlere bakılır ise böylesine siyasi iktidar gücü arayışları mutlaka ve mutlaka “bir yerde durmak mecburiyeti” ile karşı karşıya kalmıştır.
12- VE MİLLET PERİŞAN…
Bütün bunlar yaşanırken: Köylü, işçi, esnaf, emekli, memur kendi perişanlığını yaşamaktadır. Enflasyon tırmanmakta dış borçlar artmaktadır. Ama şimdi bunların üzerine sanki bir şal örtülmüştür. Dış siyasette ne olup, ne bittiğinden haberi olan var mıdır? Dışişleri bakanı Babacan, sanki “…Görmedim, duymadım, bilmiyorum…”culuk konumundadır. İşte böyle bir siyaset “tahta çıkıp oturmuştur” Kıbrıs’ta önemli gelişmeler olmaktadır. Ama, siyasi iktidarın sanki öyle bir sorunu yoktur. Siyasi iktidar “…Ben şu kadar oy aldım siz ne karışıyorsunuz…” mantığına saplanıp kalmıştır. Tamam da o alınan oylar siyasi iktidarlara “…Ne yaparsan makbulümdür…” yetkisini mi vermektedir? Ama, siyasi iktidar öyle düşünmektedir. HÜSRAN SİYASETLERİ…
Böyle gidişlerin sonu hüsrandır. Siyasi “hüsranların tamiri de” zordur. Aslında siyasi iktidar “bir güç denemesi”ne kendisini tarihsel hata ile kaptırmış gitmektedir. Böylesine tarihsel hatalar ancak “…Otoriter rejime gidişlerde…” görülmektedir. Tabii kendi bilecekleri iştir, ama, sonu ne olacaktır? iktidarların sonunda önemlisi “milletin perişanlığa düşmesi”dir. Bu yazıyı gazeteye faksladığımda İstinye’de polislerimize saldırı haberi ekranlara düşmüştür. Oradaki polislerimiz şehit olmuşlardır. İçimizi ürpertmiştir. Bu arada saldırganlardan üçünün öldürüldüğü belirtilmiştir.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.