EMRE KONGAR - Medyanın ve Yazarların Ahlak Sınavı
Temmuz 10, 2008 - CUMHURİYET, EMRE KONGAR
Bazı yazarlar, 28 Şubat döneminde, bir ifadeye eklenen bölümlere dayanılarak sansüre uğradı, karalandı, işlerini yitirdi.
Bu olay, topluma bu yanlış ve kasıtlı bilgileri verenlerin sorumluluğunda yaşandı.
Daha sonra gerçekler ortaya çıkınca, hem bu yanlış bilgileri üretenler hem de onlara inananlar son derece sıkıntılı durumlara düştüler.
***
Şimdi bir garip dönem daha yaşanıyor.
“Ergenekon” adı verilen soruşturma, yine bazı resmi makamlar ve iktidar yandaşı medya tarafından kötüye kullanılıyor.
İktidara yakınlığıyla bilinen bazı gazeteler ve yazarlar muhbirliğe ve kışkırtıcılığa soyundu.
Önce isimler yayımlanıyor, dedikodulara dayalı bir kamuoyu oluşturuluyor, daha sonra bu oluşturulan kamuoyundaki beklentilere göre gözaltına almalar başlıyor.
Zaten gizli olması gereken ve ayrıca mahkemeden gizlilik kararı alınan soruşturma ifadeleri, sanıklar adliyeden çıktıktan yarım saat sonra gazetelerin istihbarat bürolarına ulaşıyor.
Bu ifadeler, yalan yanlış düzenlemelerle manşetlerden yayımlanıyor.
***
Daha iddianame ortada yok…
Ama medyada kime kaç yıl ceza isteneceğine ilişkin haberler yer alıyor…
Muhbirlerin ifadelerine dayalı suçlamalar gazetelerde, televizyonlarda…
Birtakım belgeler, bilgiler manşetlerde uçuşuyor…
Kim bilir iddianame yayımlanınca ne gibi çılgınlıklarla karşılaşacağız:
Muhtemelen iktidar yandaşı medya ve yazarlar, yargısız infazları gerçekleştirip işi bitiriverecekler.
***
İşin yargı sistemi ve polis ile ilgili yönleri, hiç kuşkusuz yargı mensuplarını, hukuk otoritelerini, akademisyenleri, kanun koyucuları ve siyasal partileri ilgilendiriyor:
Yapılan yanlışların sorumlulukları hangi kişilerdedir; hangi kurumlardadır?
Ortaya çıkan aksaklıklar nereden kaynaklanıyor?
Bu aksaklıklar nasıl düzeltilir?
Herhalde önümüzdeki günler ve hatta yıllar bu tartışmalarla ve çözüm yolları aramakla geçecek.
***
Bu arada bazı gazeteler, televizyon kanalları ve özellikle bazı yazarlar çok kötü bir ahlak sınavı veriyor:
Daha iddianame bile ortada yokken, birtakım insanlar ve gazeteci meslektaşlar zanlı, birtakım zanlılar da suçlu ilan ediliyor.
Gözaltına almaların medya ayağını yetersiz bulanlar ve meslektaşlarını ihbar edenler görülüyor.
Tüyler ürperten suikast, kaos planları açıklanıyor.
Üstelik bunların bir bölümü, aynı gün dört gazetede birden, manşetten, aynı metinlerle yayımlanıyor.
Bazı gazete yöneticileri hakkında, suçlama niteliğinde yakışıksız yakıştırmalar yapılıyor.
Bazı zanlılar hakkında doğru olmayan kimlik haberleri, özgeçmiş karalamaları, kasıtlı bir biçimde okurların ve izleyicilerin dikkatlerine sunuluyor.
***
Dinci çizgide, cinayetler için hedef gösteren, militan kışkırtıcılık yapan gazeteleri ve yazarları zaten biliyoruz.
Beni asıl üzen, kitle gazetesi ve çok seyredilen kanal olma iddiasındaki yayın organlarının militan tutumları.
Gittikçe geniş kitlelerin güvenini yitiriyorlar.
Ve asıl üzüldüğüm nokta, 28 Şubat’tan en çok şikâyet eden, haksızlığa uğradığını söyleyen yazarların bu karalama kampanyasında öncülük ve muhbirlik yapmaları…
Ne demokrasi sınavını, ne meslek sınavını, ne de kişilik sınavını aşabiliyorlar…
Yazık… Hem de çok yazık…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.