Yalçın BAYER - Su(suzluk)
Temmuz 09, 2008 - HÜRRİYET, YALÇIN BAYER
CHP’nin önceki hafta sonu bilim adamlarının katılımıyla düzenlediği ’İstanbul’un Su Politikası Sempozyumu’na Başbakan Erdoğan’dan sonra Belediye Başkanı Kadir Topbaş da tepki gösterdi.
Siz bu işlerden anlamadığınız için konuşmayın mantığı bir yanıt… Peki bu sempozyumda neler konuşulduğunu sempozyum kitabından hiç okudu mu acaba? 50’ye yakın bilim adamının zahmetine ayıp…
Hiç kızılmasın ve kıskanılmasın, muhalefet de görevini yerine getiriyor.
Kadir Topbaş, sıkıntıyı gördüğünde önceki gün suda ’alarm’ işaretini verdi haklı olarak… Geçen yılın yaz başlarında yazdığımız su yazıları hatırlatmak isteriz.
“Büyükşehir Belediye Başkanlıkları döneminde Tayyip Erdoğan da, Ali Müfit Gürtuna da, Kadir Topbaş da İstanbul’un 2040 yılına kadar su sorunu yok demiyorlar mıydı, ne oldu böyle!”
O günden bu yana ’kuruyan’ Melen çayından ne kadar su getirildi?
Resmi açıklamaların yarısını bile gelmedi Melen’den… Çünkü eskisi gibi kar yok.
Neyse… CHP İstanbul İl başkanı Gürsel Tekin, karşı tepkisinde Topbaş’a “Su gibi dalgalanıp duruyorsun” diye çıkıştı dün…
“Bir hafta önce yeterince suyumuz var diyordunuz. Şimdi kalkmış 138 günlük suyumuz kaldı diyorsunuz. Belediye Başkanı olduğun kentin su durumunu bilmiyorsun” diyen Tekin, şöyle devam ediyor:
KAÇAK YAPILAR NE OLDU
“Kadir Topbaş ve İSKİ Genel Müdürü ne yazık ki Melen’in kirli sularında boğulmuşlardır. Biz İSKİ Genel Müdürü Mevlut Vural’ın beyanına dayanarak İstanbul’un su havzasındaki 24 bin kaçak yapının akıbetini sormuştuk. Bunlar İstanbul’un suyunu bitiriyor demiştik. Şimdi soruyorum. Bu kaçak binalarla ilgili ne yaptınız? Bilim adamlarının bu konudaki uyarılarını neden dikkate almadınız? Su gerçeğini halktan niye saklıyorsunuz? Unutmayınız, İstanbullu sizden ergeç hesap soracak. AKP iktidarı suyla geldiği İstanbul’dan yine suyla gidecek.”
Dün köşemizde ’İstanbul’un kuraklığına siyasetçiler neden oldu?’ diye yazdık.
Kadir Topbaş da dün bir basın toplantısı düzenledi….
“CHP örgütünün ifadelerini hiç muhatap almıyorum, çünkü onlar bu kentte sınıfta kaldılar” dedi.
Suyun tasarruflu kullanılması konusunda yine uyarılarda bulundu… Suyla ilgili çeşitli yatırımlar yaptıklarını, yenileriyle birlikte kentte 4.5 milyon su abonesi bulunduğunu söyledi.
(Londra hariç Avrupa’da hiçbir başkentin nüfusu ise 4.5 milyon değil.)
KURAKLIK VE KITLIK
“İstanbul’un bu kadar gelişmesi karşısında…” diyor ama imar yoğunluğundan, yeşil alanların, 1. sınıf tarım arazilerinin imara açılmasından hiç söz etmiyor Topbaş...
Eğer böyle bir kuraklıkta günde günde 2.1 milyon litre su veriliyorsa Topbaş’ı ve İSKİ’yi kutlamak gerek… Eğer Karadeniz’den Terkos’a aktarma yapmıyorlarsa…
Zaten tasarruf yapıyoruz, ama sanayide kullanılan suyun hesabı hiç düşünülüyor mu? Yeraltı sularının tükenme noktasına geldiği konusunda ne gibi önleyici çalışma yapıldığı…
Sayın Topbaş “İstanbul’u susuz bırakmayacağız, kimsenin endişesi olmasın…” dediğiniz sürece İstanbul’a göçü önleyemezsiniz.
Bu kadar milyon nüfusu su tedarik edemezsiniz.
Peki sonbaharda bütün barajların dolacağını kim garanti ediyor?
Eğer ormanlık alanlar oluşturulamazsa, bu kent bize daha da küsecek… İstanbul’dan geri göçler başlayacak.
Biliyor musunuz, 1873-74 yıllarında Ankara’da kuraklık ve kıtlıktan 18 bin kişi öldüğünü…
Bir garip ölmüş diyeler üç gün sonra duyalar
YAZIKLAR olsun; kefen parası bulamayanların gömülmesine neden olanlara… Yazıklar olsun ki ne yazıklar olsun…
Koca Yunus demişti ki:
“Bir garip öldü diyeler
Soğuk su ile yuyalar
Üç günden sonra duyalar
Şöyle garip bencileyin”
Kansere yakalanarak ölen Kuddusi Okkır, korkunun adı olarak yansıtılan ’Ergenekon’un ’kasası’ olarak açıklandı. Ancak, kasa nasıl bir kasa ise; tam takır kuru bakırdı.
Cenazesinin kaldırıldığı saatlerde bir başka cenaze daha vardı ve hükümet erkanı oradaydı.
Varsıl ile yoksulun cenaze töreni arasındaki farkı burada gördük, sonra da düşündük: “AKP hükümeti gerçekten eşitlikten, adam kayırmamaktan, varsıl-yoksul ayırımı yapmamaktan yana mıydı?”
Yüzümüz kızardı ve kalakaldık.
Başbakan Okkır garibanının da yanında olduğunu duyumsatamaz mıydı.
Tüm bu yansımalar göstermektedir ki; artık ülke AKP yanlısı ya da karşıtı olarak bölünmüştür ve AKP yanında yer almak, merhum Menderes’in ’Vatan Cephesi’ne kaydolmak gibi bir konumda algılanmaktadır.
Sade yurttaş için bu korku ve sinmişlik yaygınlaştırılmaya çalışılmakta, AKP’ye karşı olmak potansiyel suçlu olarak algılatılmak istenilmektedir.
Oluşturulmuş yandaş medya tarafından gizliliği asıl olan soruşturma tutanakları birkaç saat sonra yayınlanmakta; alınan ifadeler bir tür “gizli soru, açık yayım!” niteliğinde bir garip uygulamanın yansıması olmaktadır.
İktidar her ne denli geç kalsa da şimdiden kendisine şu soruyu sormakla ve yanıtlamakla yükümlüdür: “Herkesi mi, bir kesimi mi kucaklıyoruz?”
Ne büyüksün Yunus Emre, küçüklere ne güzel örnek oluyorsun tam yedi yüzyıldır.
Yılmaz ERGÜL
Ankara’da 1000 TIR
ULUSLARARASI Nakliyeciler Derneği’nin (UND) Bulgaristan tarafından 270 dolara çıkartılan haksız geçiş ücreti uygulamasının kaldırılması için 1 Temmuz’da başlattığı eylemlerin en büyüğünü yarın Ankara’da gerçekleştireceğini, İstanbul, Trabzon, Mardin, Gaziantep, Hatay, Mersin, İzmir, Kayseri, Konya, Ankara ve Bolu olmak üzere 11 bölgeden toplam 1000 TIR’ın Ankara’ya ve Bulgaristan Büyükelçiliği’ne hareket edeceğinin açıklandığını…
GÜNÜN SÖZÜ
“Temiz Eller operasyonunu yapmak için düğmeye basacak olanın, önce kendi eli temiz olacak.” (Deniz Baykal)


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.