Taylan Sorgun - Ergenekon Soruşturması Sürerken- Teröre Kapsamlı Af Talebi- “Reddi Miras Siyaseti”- Balbay’ın Anlattıkları…
Temmuz 09, 2008 - Genel, TAYLAN SORGUN
Ortada savcılık iddianamesi de yoktur, yargı kararı da. Ama, öylesine bir “siyasetçilik”, öylesine bir masad-ı matlupların bir araya geldiği yayınlar” vardır ki, sanki bir “Ergenekon suçu” işlenmiştir. Hep kafa kurcalayan bir soru duracaktır? Bu soruşturmaya kim ve neden Ergenekon adını vermiştir? Ergenekon binlerce yıllık bir Türk Efsanesi’dir. Türk tarihinin ayrılmaz parçasıdır. Soruşturma sırasında sorulanları meslekdaşımız Cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay açıklarken hayrete düşmemek de mümkün olmamaktadır. Soruşturma ile ilgili olarak yapılan yorumlar bazı soruları da gündeme taşımaktadır. 1- Türk Ordusu yıpratılmak istenilmektedir, 2- Soruşturmanın siyasi tarafları vardır. 3- CHP Lideri Deniz Baykal siyasi iktidarın “Türkiye’yi kendi siyasi mantığına ve siyasasına göre dönüştürmek istediğini” ileriye sürmektedir.
1- “ÖLÜME BEŞ KALA”…
Cumhuriyet Gazetesi’nin pazartesi günkü manşeti şöyledir: “Ölüme beş kala tahliye”. Tanınmış iş adamı Kuddisi Okkır, Ergenekon Örgütü’nün finansör olarak göz altına alınmıştır. Soruşturmalar sürerken aradan bir yıl geçmiştir. Okkır’a ne iddia tebliği edilmiş ne de başka bir hukuki muameleye tabi tutulmuştur. Tabi bu süre içinde yaşananlar Okkır’ın hastalanması ve ölüme doğru yolculuğunun başlaması olmuştur. Ve tahliye edildiğinde hayata veda etmiştir. Bir iş adamı o hale gelmiştir ki, “hastane masraflarını bile ödeyemez olmuştur.” Bu durumun getirdiği bir mesaj olsa gerektir.
2- O ARADA ABANT…
Ergenekon soruşturmaları sürerken, Fethullah Gülen’e yakınlığı bildirilen Abant Platformu toplanmıştır. PKK terörü emperyalizmin tetikçisi olarak ortaya çıkarılmıştı. Bu eli kanlı terör örgütü için “Kürt sorununun parçası” tanımı o platformda yapılmıştır. Teröre başlangıçta kimi Avrupa devletlerinin, Ermenistan’ın Yunanistan’ın, Kıbrıs Rum Kesimi’nin verdiği üsler terörün siyasi ve lojistik olarak desteklenmesi halâ gündemdedir. Abant Platformu bir sonuç bildirgesi yayımlamıştır. “Kapsamlı bir af” o platformun talebidir. 3- KİM OKUDU?…
Bu sonuç bildirisi, Abant Platformu Düzenleme Kurulu üyesi Altan Tan ve Prof. Mümtazer Türköne tarafından okunmuştur. “Kapsamlı af” acaba terör örgütünün “başını da” içine almakta mıdır? “Kapsamlı denilince” “Tabii ki, almaktadır” denilmemesi mümkün değildir. Türköne geçtiğimiz günlerde meslekdaşımız Ali Kırca’nın programında “…Ergenekon soruşturması savcılarına “olağan üstü yetkiler verilmesi gerektiğini de söylemişti. Türköne’nin söylediklerine bakılır ise AKP siyasi iktidarının destekçilerinden olduğu da görülmektedir.
4- BALBAY VE TSK…
Dışarıdan gazel okumak yerine, “yaşayanların sözlerine kulak vermek” gerekmektedir. Onca yılın deneyimini taşıyan meslekdaşımız Balbay, dünkü Hürriyet Gazetesi’ndeki habere göre şöyle demektedir: “…Sorguda hissettim. TSK’yı sevmek suç mu? Yunan Ordusu mu? Orduyla bağlantılı bir şey… İşin askeri boyutunu çok işlediler. Burada hedeflerden birisi, çok açık söylüyorum, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak. Bu operasyonun yarattığı durumlardan birisi TSK’yı yıpratmaktır. Ve şu anda bu iş usul usul başarılmaktadır…” Bunu söyleyen, son zamanlarda ortalığa çıkıveren “eline makina verilmiş uyduruk yazarlardan” değildir. Onca yılın mesleki tecrübesini yaşamıştır. İleriye sürdükleri gerçekten düşündürücüdür.
5- ÖNCÜ YÜRÜYÜŞLER…
CHP Lideri Deniz Baykal, Ergenekon soruşturmasının “son yüksek gerilimli olarak” ortaya çıkarılmasından önce yapılan “…Darbeye hayır…” yürüyüşlerinin maksadının “Ergenekon soruşturması yüksek gerilimine taban oluşturmak” olduğunu belirtmiştir. Gerçekten de, durup dururken o yürüyüşler nasıl da ortaya çıkıvermiştir. 1- Bu yürüyüşü kimler düzenlemişlerdir? 2- O pankartlar nerede, ne zaman, nasıl hazırlanmıştır? 6- YABANCI VAKIFLAR…
Sahi kendilerine geniş imkan verilen, “sorgu sualden uzak, denetlenemez haline gelen” şu yabancı vakıflar, mesela Soros Vakfı acaba neler yapmaktadırlar? Şimdi, acaba bu vakıfların bütçelerinden kimler nemalanmışlardır? Nemalandılarsa o nemalar “neye karşı verilmiştir.” İşte size üstünde durulması gereken soru: Şu yabancı vakıfların harcamalarına bir bakılsa “tabii mümkünse” acaba altından hangi çapanoğulları çıkacaktır? Ama acaba bu mümkün müdür?
7- ÇÖLAŞAN AÇIKLAMASI…
AKP ile ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesi ardında, Türk Yüksek Yargısı, Anayasa Mahkemesi dış ve iç merkezli bir baskı saldırısı ile karşı karşıya kalmıştır. Eş zamanlı olarak da Türk Ordusu’na belli merkezlerden saldırılar başlamıştır. Dahili ve harici kimi “merkezlerce” düzenlenen bu “saldırganlık” önemli tartışmaları da beraberinde taşımıştır.
8- POLİS DEVLETİ…
Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan da yaptığı açıklamada şöyle demektedir: “…Hukuk devletinde yasama, yürütme her istediğini yapmak hakkına sahip değildir. Onun dışında polis devleti olmaktan öteye gidemez…” demekte ve eklemektedir: “…Kendi kurumumuzu savunmaya geçtik…” Eğer bir yüksek yargı mensubu bunu söylüyor ise daha önceki yüksek yargı başkanlarının söylediklerini de buna eklersek “bin defa düşünmenin zamanı gelmiştir” de geçmektedir de.
9- SİYASİ İKTİDAR…
AKP siyasi iktidarı “tarihsel bir hata içine” düşmüştür. Daha ilk iktidar zamanlarında bu sütünda söylediğimiz şöyle olmuştur: “…AKP siyasi iktidarı zamanımız demokratik rejim esaslarını tarihsel hata ile bir yana koyarak, kurumlar rejimi esasını adeta reddetmiş ve ben seçildim, dilediğimi yaparım. Ben iktidarım herşey benden sorulur…” anlayışına girmiştir. Ünlü Fransız düşünürü, anayasacısı Douverger’in “Siyasi rejimler” kitabında ortaya koyduğu görüşe göre böyle bir sistem “…Seçilmiş krallık…” olarak tanımlanmaktadır.
10- MİLLİ DEVLET: REDDİ MİRAS…
Son zamanlarda “giderek tırmanan” bazı gelişmeler yaşanmaktadır. 1- Milli devlet, ulus devlet, üniter yapı esasını reddeden “merkezler” ortaya çıkmaya başlamıştır. 2- Cumhuriyet’in temel kavramlarının reddi onunla beraber at başı yürümeye başlamıştır. 3- Kaynağını Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’nden alan “Milliyetçilik” devletin ve milletin bütünlüğünü esas alan “ulusalcılık”, 4- Türkiye’yi yeni müstemleke haline gelmekten kurtaracak olan “milli iktisat, onun içindeki milli tarım, milli endüstri reddiyeciliği” belli dış ve iç merkezlerce ortaya konulmaya başlanmıştır.
11- DIŞ DESTEKLER…
Bu “Reddi mirasçılık” zaten işin içinde bulunan dış merkezlerce “hareketle” desteklenmekte, hatta “Organizasyonca” bir strateji içinde yürütülmektedir. Bu strateji yürütülürken Türkiye’nin anayasal kurumlarının yıpratılması da eş zamanlı olarak ortaya çıkıvermektedir. Türkiye üzerinde yeni emperyalizmin siyasetlerinin başında da “ulus devleti” ortadan kaldırmak otonomlar Türkiyesi yaratmak gelmektedir. Bunu açıkça da beyan etmişlerdir. Şimdi hatırlayınız. Brüksel “Komiserleri Duff” Ankara’da kendi abuk zihniyeti ile “…Türkiye milli bir devlet değildir” demiş ve yerel azınlık partilerinin kurulmasına izin verilmesi gerektiğini söylemişti.
12- İKTİDAR MEDYASI…
Şimdi dönelim soruşturmaya. Soruşturmaların gizliliği esastır. Ama bakıyorsunuz ki, iddianame açıklanmadan, iddianamede yer alması mümkün görülen bazı açıklamalar “iktidara yakın medya” olarak bilinenlerce “çarşaf çarşaf” yayımlanmaktadır. Peki bunlar nasıl elde edilmektedir? Ya da nasıl o ellere verilmektedir? İşte sorulardan birisi de budur. Hele hele bu ortamda kimi medyada “Türk Ordusu’na karşı açık saldırılar” tabii ki “tarihen not da” edilmektedir. Akıları sıra Türk Ordusu’na karşı arkalarına Brüksel’i de alarak yıpratma siyasetine girmişlerdir ki, “Yelin dağdan birşey aldığı da” vaki değildir.
Aslında, herkes tarihin sınavından geçmektedir. Bunun iyi bilinmesinde de sayılmayacak kadar yarar vardır.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.