DENİZ KAVUKÇUOĞLU - Yeter Artık
Temmuz 09, 2008 - CUMHURİYET, DENİZ KAVUKÇUOĞLU
Prof. Dr. Süheyl Batum’un perşembeyi cumaya bağlayan geceki Siyaset Meydanı’nda, “Artık yeter!” dediğinde saat 02.00’yi gösteriyordu. Tepkisi, karşısında oturan, konuşulan konu, ‘Ergenekon soruşturmasına ilişkin hukuk ihlalleri’ iken söyleyeceği sözü olmadığından ikide bir, “27 Mayıs bir darbe midir, değil midir? Söyleyin!” diyen konuşmacıydı. Kadrosunun bir bölümü eski solculardan devşirilmiş, sağda solda bedava dağıtılan gazetelerden birinin ‘laikçilik’ sözcüğünden yeni bir ‘ideoloji’ yaratıldığı gibi tuhaf düşünceler savunan yazarına tepki duymamak için insanın sinir sisteminin çelikten olması gerekirdi.
Prof. Batum hukuk öğrenimini Paris, Sorbonne Üniversitesi’nde tamamlamış, ‘Siyasal Katılma Aracı Olarak Referandum’ konulu teziyle İstanbul Üniversitesi’nde doktor, ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal Sistemine Etkileri’ konulu çalışmasıyla doçent, ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye Üzerine Etkileri’ başlıklı teziyle de profesör unvanını almıştı. Önce Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, sonra Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin dekanlıklarında bulunmuş, daha sonra da Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü yapmış değerli bir bilim adamıydı. Karşısındaki konuşmacı ise şurdan burdan topladığı bilgi kırıntılarıyla gele gele ancak “Fettullah Gülen Türkiye’dir!” noktasına gelebilmiş, bunu da ‘demokratik anlayış’ sanan bir garip âdemdi.
***
Ne çare ki insan kimi koşullarda kerametleri kendilerinden menkul bu tiplerle bir arada olmak durumunda kalıyor. Oysa bunların hangi konuda ne söyleyecekleri ya da ne söyleyebilecekleri daha başından biliniyor. Ne konuşuluyorsa o konuda daha önce de yazıp söylediklerini temcit pilavı gibi ortaya sürüyorlar.
Kendi geliştirdikleri ortak bir terminolojileri var ve olabildiğince sık ‘demokrasi’, ‘özgürlük’, ‘insan hakları’, ‘faşizm’, ‘militarizm’, ‘laikçilik’, ‘ötekileştirme’, ‘modernite’ vb sözcükleri kullanarak izleyenlere, ‘çağını anlamış bilge kişi’ görüntüsü vermeye çalışıyorlar.
Ortak hareket noktaları ülkenin antiemperyalist ve sosyalist güçlerine şiddetle karşı çıkmak; ‘yurtseverlik’, ‘ulusallık’, ‘sosyalizm’ gibi kavramlar karşısında çılgına dönüyorlar. İçlerindeki soldan devşirmeler, bırakın Marx’a, Engels’e, Rosa Luxemburg ya da Antonio Gramsci’ye sırt çevirmeyi, artık ‘liberal’ olmuşlar ya, Ernst Bloch, Louis P. Althusser, Georg Lukacs, Fredric Jameson gibi çağcıl Marksçıların da adlarını anmıyorlar. Hal böyleyken bunları hâlâ ‘solcu’ sananlar çıkıyor, o zaman insan ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemiyor.
Mustafa Kemal Atatürk adı bu takımın sinir sistemlerinin altüst olmasına yol açıyor, öyle ki, her olayın kendi tarihsel koşullarında, zamanı ve mekânı gözeterek iredelenmesi gerektiği gerçeğini unutuyorlar, “Ama niçin demokrasi getirmedi?” Atatürk’e saldırıyorlar.
***
Bunlar için ulusallık, yurtseverlik diyen herkes ‘gözünü kan bürümüş milliyetçi’, Atatürk diyen herkes ‘taşkafa Kemalist’, her sosyalistim diyen ‘Stalinci Bolşevik’, şeriat tehlikesine karşı çıkan herkes de ‘laikçi’; istedikleri kadar entelektüel-demokrat-hoşgörülü havalara bürünsünler, ağızlarını açar açmaz kafalarındaki yetkecilik/topyekûncülük derhal kendini gösteriyor.
Bir de ‘Müslümanım’ diyen insanların hayatlarına, hayatlarının her alanına müdahil olma hakkını kendinde gören İslam ile demokrasiyi bağdaştırma çabaları var ki, akıllara seza! Bunun nasıl olacağı, bir dogmalar bütünü olan din ile demokrasi, özgürlük, çoğulculuk ve insan haklarının bağdaşmasının nasıl mümkün olacağı kendilerine sorulduğunda, öfkeleniyorlar, ‘Bu laikçilik işte!” diyerek hiddetleniyorlar.
Bunlarla ne konuşup, ne tartışacağız?
Süheyl Batum haklı, gerçekten yeter artık!
www.denizkavukcuoglu.blogspot.com
www.dkavukcuoglu@superonline.com


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.