Prof.Dr. Mümtaz SOYSAL - Tuhaf Medyacı Tipleri
Temmuz 07, 2008 - CUMHURİYET, MÜMTAZ SOYSAL
ÜLKENİN medyasında tuhaf tipler türedi. Eskiden de vardılar ama tek tük. Şimdi sürüsüne bereket.Neyin nesi ve neci olduklarını kestirmek kolay değil.
Bir kısmı, sahiplerine methiye yazmak üzere tutulmuş goygoyculara benzer; belki saray soytarılığına soyunmuşlardır para kazanmak için. Palyaçolu bütün filmlerde ya da Rigoletto operasında olduğu gibi, gülmek yerine ağlamak gelir içinizden.
Bazıları yabancı devletlerce Türkiye’de çalışmak üzere yollanan görevlileri andırır. Acaba, Türk vatandaşı değil de uluslararası bir kuruluşun adamı olabilir mi? Casus ya da ajan mıdırlar? Yoksa, muhbir ya da provokatör mü sayılırlar?
Kiminin yazdıklarını okuyunca, sahte savcı ya da yargıç zannedersiniz onları. Suçlayış ve yargılayışlarındaki ölçüsüzlükle belli ederler kendilerini.
Oysa, başka kılıklara özenmelerine hiç gerek olmamalıydı. Medyacılık, para ve ün de kazandıran şerefli bir meslek olarak kalmalıydı herkes için.
Ne demektir medya? Latince “medium” sözcüğünün çoğulu. Ruh çağırma seanslarına katılanların ruhlarla konuşmalarına aracılık edenlere Türkçede de “medyum” dendiğine göre, aracılıkla bir ilgisi olmalı bu sözcüğün. Eskiden, uzun bir adla “mass medya” denirdi o kesime. Yani olupbitenleri geniş halk kitlelerine duyurup yorumlamakla uğraşan, dolayısıyla, doğru yapılması son derece titizlik, sorumluluk ve özen isteyen bir meslek kesimi.
Yoksa, insanları aldatmanın, sahteciliğin sınırlarında dolaşılır.
Bunun da ötesine geçip suçsuzları suçlu durumuna sokmaya, kızılanlara eziyet edilmesini sağlamaya kalkışılınca ve jurnalcilikten sadistçe bir zevk almaya başlanınca iş değişir. Böylesi, alçaklıktan başka bir şey değildir.
Türk medyasında bu tür habercilik ve yorumculuk örneklerinin çoğalmakta oluşu gerçekten üzücüdür. Tam da iç temizliğinin, inanç kutsallığının öne çıkarılmak istendiği bir ortamda.
Ne garip. Son yıllarda Türkiye’nin “ılımlı İslam demokrasisi”ne dönüştürülmesinden söz açılınca model olarak hep Malezya’nın adı geçmekteydi, Kuala Lumpur’a gidişler çoğalmış, orada eğitilenler önemli birtakım görevlere getirilmeye başlanmıştı. Ne yazık ki, şu günlerde en büyük rezaletlerin, en iğrenç suçlamaların haberleri de oralardan geliyor. Sanki Yakup Kadri’nin “Sodom ve Gomor”u yeniden yaşanmakta o ülkede.
Demek ki, Malezya’ya benzemek de hayırlara vesile olmuyor. Galiba, “Ey Türk, titre ve kendine dön!” sloganına dönmenin eşiğindeyiz.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.