Hikmet Bila - TOBB’nin Tavrı ve ‘Büyük Balık’ Balbay
Temmuz 04, 2008 - HİKMET BİLA
Önceki gün, 2 Temmuz 2008, tarihe geçen bir gün oldu. Tıpkı büyük gözaltıların yaşandığı 1 Temmuz günü gibi.
O gün, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, bir gün önce gözaltına alınan Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün’ün masasına oturdu ve ta-rihsel önemde bir konuşma yaptı.
“Aygün’ün hâlâ kamuoyuna açıklanmamış birtakım gayrimeşru faaliyetler içinde anılmasını, herhangi bir açıklama veya suçlama belirtmeksizin böyle bir muameleye tabi tutulmasını kınıyoruz.” dedi.
“Sayın Aygün, davet edilseydi, adalete yardımcı olmak için ifade vermeye gitmeyecek miydi?” diye sordu.
‘Hukukun üstünlüğü ve demokrasinin gereği insanların ifadesine başvurmanın kamuoyu vicdanına uygun yöntemleri olduğunu’ hatırlattı.
“Saygın bir mensubumuza reva görülen uygulamayı hepimize yapılmış kabul ediyoruz” diyerek inanılmaz bir dayanışma, sahiplenme örneği verdi.
“Akşam yatağa yatarken sabah nasıl bir Türkiye ile karşılaşacağımız endişesi içinde olmak istemiyoruz” diyerek, “Sinan Aygün’ün tabi tutulduğu muamele geleceğe matuf kaygılarımızı arttırıyor” diyerek, Türkiye’nin geleceğine sahip çıktı.
“Camianın çok saygın bir mensubu, ancak darbe dönemlerini anımsatan bir şekilde, hepimizi yaralayan bir uygulamaya tabi tutulmuştur. Açıkça söylüyorum, böylesine bir tutumu asla kabul etmiyoruz” diyerek kesin bir tavır koydu.
Tekrar ediyorum, Hisarcıklıoğlu’nun bu tavrı ve bu sözleri, iş dünyasının dayanışması adına, insan hakları adına, onurlu duruş adına, cesaret adına tarih kitaplarına girecektir.
***
Hisarcıklıoğu, bu tarihsel tavrı koyarken, TÜSİAD ve TİSK de kaygılarını dile getiren açıklamalar yaptılar. TİSK, ‘Aygün’ün maruz kaldığı usul ve sistem dışı davranışı kınadığını’ ilan etti.
Bu kurumlardan hiçbiri hukuka dil uzatmadı, yargıya saygısızlık yapmadı, kendini yargı yerine koymadı.
Gelelim medyaya…
İş dünyası, bir mensubuna gösterilen bu davranışı kınarken, ona sahip çıkarken, medyanın, kendi meslektaşlarına yapılan muamele karşısındaki tutumu hayret verici oldu.
Tetikçilerden söz etmiyoruz… Evrensel hukukun, insani değerlerin, demokrasinin savunucusu olduğunu her fırsatta dile getirenlerden söz ediyoruz.
Bunların içinde biri vardı ki, adını anmadan geçmek olanaksız. Gözaltıların ertesi günü Radikal gazetesinin manşeti şöyleydi: ‘Nihayet bazı büyük balıklar.’
Demek ki, Mustafa Balbay ‘büyük balık’tı.
Demek ki, kolları arkadan kelepçelenerek götürülen gazeteci Ufuk Büyükçelebi de ‘büyük balık’tı.
Radikal, henüz iddianamesi bile olmayan davada hükmünü vermiş, iki meslektaşını hazırlanan darbenin ‘büyük balıkları’ olarak mahkûm etmişti.
Aynı günkü Radikal’in başyazısında, ‘Ergenekon’ ile Danıştay saldırısı arasında bağlantı olmadığını hükme bağlayan Danıştay ve Yargıtay kararları yok sayılıyor, bu ilişkinin olduğu iddia ediliyordu.
Başyazar kendini yargı yerine koyuyordu.
Üstelik, Danıştay ve Yargıtay hükümlerini yok sayarak, ama iddianamesi bile olmayan bir davanın zanlılarını mahkûm ederek.
Bu da gazetecilik oluyordu!..
Hikmet Bila
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.