Ali Sirmen - ‘Marathon Man’
Temmuz 04, 2008 - ALİ SİRMEN
Üç gündür aklımda John Schlesinger’in 1976 yapımı filmi “Marathon Man” dolanıp duruyor.
İçinde, Nazi kasaplarının, McCarthy dönemi kurbanlarının, işkencenin, cinayetin kol gezdiği filmin kahramanı Babe, McCarthy dönemi kurbanı babası intihar etmiş olan bir tarih öğrencisidir. Hobisi de maraton koşuculuğudur. New York’un Central Park’ında her defasında bir önceki kendisini geçme çabasıyla koşup durur ve ağabeyi bir ajan olan Babe’in yolu, “Auschwitz’in Beyaz Meleği” olarak adlandırılan işkenceci Nazi Szel ile kesişir, bir yerde.
Maratoncu Babe artık yaşamı için koşacak, sonunda bu uzun maratonda işkenceci Nazi dişçiyi yenecektir. Bu arada kendisi de Szel’in işkencelerinden geçecektir.
Filmin işkence sahneleri çok ünlüdür. Ama benim belleğimde kalan en güçlü görüntü Dustin Hoffman’ın oynadığı Babe’in bıkmadan usanmadan parkı turladığı ve hep kendini aşmaya çalıştığı koşu sahneleridir.
Babe bir maraton şampiyonu değildir, ama iddialı bir koşucudur. İddiası herhangi bir dereceye yönelik olmayıp, direncini arttırmaya, kendini geçmeye, her zaman daha iyisini yapmaya dönüktür.
O, direnci ve yapısı sayesinde yengiyle çıkar nice güçlü kişiyi alt etmiş, öldürmüş Nazi Szel ile mücadelesinden.
***
Bilmem yazılarından, kitaplarından, konuşmalarından tanıdığınız Mustafa Balbay’ın bir maraton koşucusu olduğunu bilir miydiniz?
Ankara Büro’ya gittiğimde, Balbay’ı ziyaretlerimi mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışırım, çünkü sürekli yapacak bir işi vardır. Böylesine bir dakikası bile boş olmayan yaşamının neresine sığdırır koşuyu bir türlü anlamamışımdır.
Spor sayfalarında boşuna aramayın onun derecelerini, bunca çaba arasında onun uzun mesafe koşularının amacı, yarışa katılmak ve bitirmektir. Delikanlılığını ruhen de, fizik olarak da henüz geride bırakmamış olan Balbay (nedense ona adıyla değil soyadıyla hitap ederiz çoğunlukla) kendisiyle yarışır, kaslarıyla birlikte iradesine dayanarak koşar.
Balbay, üç gün önce “Ergenekon” soruşturması çerçevesinde, diğer bazı çok değerli kişilerle birlikte gözaltına alındığında düşündüm, uzun mesafe koşucusu her şeye hazırlıklı olmalıydı ve Balbay da hazırlıklıydı.
Gülümsedim kendi kendime ve
- Bir şey olmaz, Balbay maratoncudur, her şeye hazırlıklıdır, bu etabı da soluğu tükenmeden geçer dedim.
Daha ikinci loğusalık dönemini yaşamakta olan eşi Gülşah ile telefonda konuşurken de, yüreklendirici herhangi bir şey söylememe gerek olmadı. O zaten iyi, sağlam moralliydi.
Eee dayanıklı ve her şeye hazırlıklı olmalı bir maratoncunun karısı, öyle görünüyor ki, Gülşah onun da ötesinde, kendisi de bir maratoncuydu.
***
İlhan Selçuk sık sık yaşamın bir sürat koşusu değil maraton olduğunu söyler, uzun soluk gerektirdiğini vurgular.
Çok sevdiğini ve değer verdiğini bildiğim genç dostu Balbay’ın yaşamı ve hobisi, İlhan Abi’nin gözlemini doğrular.
Kuşkusuz Balbay ile birlikte gözaltına alınanlar arasında, başka yaşam maratoncuları da vardı. Onları yakından tanıyanlar yaşam maratonculuklarına da tanıklık edeceklerdir.
Bizim Balbay’ın onlardan farkı, aynı zamanda fiziki olarak da uzun mesafe koşuculuğu yapmış olmasında yatar.
Bir dost, bir yakın, bir yoldaş düştü mü içeri, insan yalnız meraklanmıyor, onun o sırada ne yapmakta olduğunu kafasında canlandırmaya çalışıyor.
Tabii herkesin yaşamda olduğu gibi, içeride de tavrı bir olmuyor, kimi haykırarak yanıtlıyor kendisini içeri alanları, kimi de Balbay misali bin bir söze eşdeğer bir sessizlikle sıralıyor yanıtlarını.
Balbay içeride ne yapıyor diye merak etmiyorum.
Biliyorum Balbay içeride dar alanda uzun mesafe koşusunu sürdürüyor; çamurlara basarak, pisliklerin üstünden atlayarak, çalıları yararak, sürdürüyor uzun mesafe koşusunu Marathon Man.
Acaba ona nezaret edenler, onun koşusunu görüp fark edebiliyorlar mı?
asirmen@cumhuriyet.com.tr
Ali Sirmen
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.