Ümit Zileli - İşbirlikçinin Sevinci!..
Temmuz 03, 2008 - ÜMİT ZİLELİ
İşbirlikçiler pek sevinçli!..
Hakları tabii; uzun süredir çok sıkı çalışıyor, aldıkları talimatları layıkiyle yerine getirmek için büyük özveri gösteriyorlardı!..100. Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın davasında, Şemdinli davasında, zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı’nı engelleme organizasyonunda fena çuvallamışlardı, bu son saldırıda başarılı olmaları gerekiyordu… Uzun süre bıkmadan, usanmadan yürüttüler kampanyayı… İktidarın engin desteğiyle ve de F tipi örgütün gerçekten müthiş manipülasyonuyla bu kez hedefledikleri sonuca ulaşmayı becerdiler…
- Şimdilik!..
Gerçekten hayranlık verici şekilde sürdürdükleri psikolojik savaşın zamanlaması da aynı derecede mükemmeldi.. İçeriğin kaba ve ilkel olması, gerçekleştirilen “operasyonun” ne denli düzmece olduğunu adeta “haykırması” bile alınmış olan sonucun önemine gölge düşürmedi!..
- Nasıl bir sonla tamamına ereceği ise apayrı bir konu!..
***
Kampanyanın ikinci aşaması da ilk kısmı gibi mide bulandırıcı…
Daha insanların evleri, ofisleri aranırken ekranları işgal eden işbirlikçilerin, bırakın gazetecilik ahlakını, insan ahlakına aykırı suçlamaları, gazetelerdeki köşelerinde neredeyse “davanın savcısı” hüviyetine bürünmeleri akla doğal olarak şu soruyu getirdi:
- Bizzat sorgulamalara mı katıldılar?!..
Maşallah, her biri bir “Zekeriya Öz!”, o kadar kendinden emin, o denli ismi var cismi yok olan iddianameye vâkıf!.. Gözaltına alınanlar dahi neyle suçlandıklarını bilmezken, suç listeleri üreten, daha başka kimlerin “alınması” gerektiğini yazan, yazabilen bu zevat, çok büyük bir tesadüf eseri, iktidarın en büyük, en sarsılmaz destekçileri!..
Bu desteği hiç utanıp sıkılmadan “tetikçilik” boyutuna taşıyan bir tanesi, dünkü yazısında gözaltına alınanları, “açık bir darbenin gerçekleşmesi için bizzat uğraşan kişiler” olarak damgaladıktan sonra “mini mini savcılığa” soyunup şöyle fetva veriyordu:
- Bence bu işin medya ayağı henüz tamam değil!..
Doğru, dışarda iktidara muhalif birçok gazeteci daha var, ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar, daha da vahimi, hâlâ yazıyorlar, konuşuyorlar, ne feciii!..
Bir diğeri, daha iddianamesi bile yazılmamış Ergenekon soruşturmasını, eline tutuşturulan yalan yanlış bilgilerle kitaplaştıran ve bu nedenle yargılanan Şamil Tayyar da dün köşesinde, yapılan operasyonu “devlet mutabakatı” kılıfına sokmaya çalışmış…
Neymiş, emekli generallerin tutuklanması, hükümetle Genelkurmay’ın anlaşması, yani devlet mutabakatı ile olabilirmiş. Bu durumda da Ergenekon soruşturmasıyla kapatma davasını ilişkilendirmek yanlışmış… AKP kesinlikle sorumlu tutulamazmış. Eğer AKP intikam almak isteseymiş, elinde “Yüksek Askeri Şûra” gibi daha güçlü enstrümanlar varmış!..
Gerçekten müthiş bir analiz!.. İçinde ne ararsanız var; pazarlık var, tehdit var, iktidarı aklama ve paklama var, akıl verme var!.. Neresinden baksanız, “ahlaklı gazetecilik” örneği…
Bu arkadaş, aynı yazıda benim “Kılıçlar kınından çıktı” diyerek “hezeyan geçirdiğimi” de iddia etmiş. Eğer biraz okusa, biraz dinlese, okuduklarını, dinlediklerini anlasa, o sözcüklerin kapatma davasının başından bu yana birçok yazar tarafından kullanıldığını, benim de bu benzetmeye gönderme yaparak “artık kılıçların kınına girmesi çok zor” dediğimi çözebilecekti!..
- Tabii, bunun için “iliştirilmiş” olmamak gerekiyor…
***
Diğerlerinin de yukarıdaki örneklerden en ufak bir farkı yok!..
İşbirlikçi, verilen görevi yerine getirmenin “son derece duygusal” sevincini yaşıyor. Sevinecekler tabii, kolay mı böylesine bir kampanyayı yürütmek!.. Sevgili Mustafa Balbay’ın “Sesli Gazete” programımızda sık yinelediği bir deyiş vardı, onunla bitirelim:
- Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse…
e-posta: umitzileli@gmail.com
Ümit Zileli
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.