Taylan Sorgun - Demokratik Rejim Ve Seçilmiş Krallıklar- Üç Kurum: Ordu- Yargı ve Üniversite- Tarihi Süreçte Tarikatsal Siyaset Ve Ayaklanmalar…
Temmuz 03, 2008 - Genel, TAYLAN SORGUN
“Demokratik, parlamenter rejim” Öyle denilmektedir. Ünlü Fransız düşünürü ve anayasacısı Douverger’in “Siyasi Rejimler” adlı kitabında şöyle bir tanımlama da vardır: “…Hükümet görevlerinde eğer bir tek şahıs tam yetkili ise bu şahıs mutlak hakimdir o zaman da seçilmiş krallık ortaya çıkmaktadır…” Zamanımız demokratik rejimleri “Kurumlar rejimi” niteliğini taşımaktadır. Yani seçilmişlerin yanında “…Anayasal kurumlar…” da vardır. Seçilmişlerin iktidarında eğer anayasal kurumlar bir yana konulmuş ise işte o zaman da “seçilmiş krallıklar” ortaya çıkmaktadır. Peki, Türkiye’deki siyasi iktidarın siyasetlerini buna göre değerlendirirsek karşımıza hangi tarif çıkmatadır?
1- REJİMİ DEĞİŞTİRMEK…
“…Ben seçildim. Herşey benden sorulur. İstersem rejimi de değiştiririm…” siyasi anlayışının karşılığı “…Otoriter rejim…” arayışıdır. “Demokrasi övgüleri ile şemsiyelenen ben seçildim herşeye hakimim” siyasası da “seçilmiş krallığı örtmek, ya da otoriter rejim başı olmak” siyasetinin arayışıdır. İşte asıl sorunlar da buradan başlamaktadır. Seçilmiş kralılığı sürdürebilmek, “demokrasi söylemleri ile, otoriter arayışı gölge altında bırakmakla” mümkün olabilmektedir.
2- REJİM VE ÜÇ KURUM…
Türkiye’de rejimin, Cumhuriyet’in kurumları arasında, 1- Türk Ordusu, 2- Türk yargısı, Yüksek Yargı, 3- Cumhuriyet üniveristeleri de bulunmaktadır. Eğer rejim değişikliği aranmakta ise işte bu üç rejim kurumunun da siyasi iktidara göre değiştirilmesi çabaları olacaktır. Tabii bir dördüncüsü de vardır ki, o da bugün “medya” denilen güçtür. Medya kamuoyu yönlendirmeleri ile kullanılmak isteniyor ise, işte o zaman “kendisine uygun medya arayışları da, yapılandırmaları da” başlamaktadır.
3- NE OLMAKTADIR?…
Şimdi dikkat: 1- Türk Ordusu’na karşı sistemli ve “merkezi” bir saldırı, “dahiliyette ve hariçte” şekillendirilmektedir. 2- Yüksek Türk yargısına karşı “merkezi” bir saldırı “dahiliyette ve hariçte” ortaya konulmaktadır. 3- Cumhuriyet üniversitelerine karşı “sağlam yapılarını değiştirmek maksadı ile” bir başka siyaset uygulanmaktadır. 4- Siyasi iktidar taraflısı bir medya yapılandırması da artık görülmekte ve tartışılmaktadır. 4- TARİKATSAL KOMPARTMANLARI…
Şimdiki zamanda kimi tarikatlar da “siyasi çabalar” içine girmişlerdir. Siyasi iktidarın tarihsel hatalarla doğurduğu ortam gelecekte TBMM’nin yapısını adeta “tarikatlar kompartmanına” dönüştürecektir. Şimdi bu yöndeki siyasi gelişmeler artık daha çok açığa çıkmaya başlamıştır. Bu durum ileride daha geniş şekillenmeler alacaktır. Bunun demokratik rejimle yan yana konulması da mümkün değildir. Çünkü, tarikatlarda “şeyhin sözü itirazı mümkün olmayan kanun” gibidir.
5- ORDUYA SIZMAK…
Geçmişten buyana kimi tarikatların esas siyasetinin başında Türk Ordusu’na sızmak çabaları da başlamıştır ve devam etmektedir. Yüksek Askeri Şura toplantıları sonucundaki “ihraçlara yargı yolunu açmak” talebi de bu çabalarla örtüşmektedir. Bazıları buna demokrasinin ve hak aramanın gereği demektedirler, ama kimilerinin asıl maksatları Türk Ordusu içinde yeni bir yapılanmayı ortaya koymaktadır. 6- MENEMEN VE ZABIT…
Bakınız daha önce de sözünü ettiğim gibi, Türk Ordusu’na tarikatsal sızma çabalarının tarihsel geçmişi de vardır. Mesela, 23 Aralık 1930 günü İzmir’in Menemen ilçesinde bir ayaklanma “çıkarılmıştı”. 5 ocak günü de Yüksek Askeri Şura toplanmış ve durum tesbiti yapmıştı. 7 Ocak günü, Atatürk’ün başkanlığında öğlen saatlerinde bir toplantı yapılmıştı O toplantıya Başvekil İnönü, Meclis Başkanı emekli general Kazım Özalp, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Milli Savunma Bakanı Zekai Bey katılmışlardır. 7- NAKŞİ HAREKETİ…
O toplantının zabıtını toplantıya katılan Ordu Müfettişi Orgeneral Fahrettin Altay tutmuştur. O tarihsel zabıt da kimin ne söylediği tek tek yazılmıştır. (Bak Taylan Sorgun İmparatorluktan Cumhuriyet’e Üç Dönemin Galerisi. Kum Saati Yayınları) O uzun olan tarihi zabta göre ayaklanmada rol oynayan Ali Seydi’nin babasının zamanın Nakşibendi şeyhlerinden olduğu belirtilmiştir. Osman Şevket Paşa da onun müridi imiş. 8- KAZIM PAŞA…
O toplantıda söz alan TBMM Başkanı Kazım Özalp da şunları da söylemiştir.: “…Nakşibendi teşekkülü siyasidir. Geçmişte de bütün ayaklanmaları bunlar çıkarmışlardı…” Dahiliye Vekili Şükrü Kaya da şöyle demiştir: “…Geçmişteki Bayburt ayaklanmasıında askerlerimizi katledenler de 31 Mart ayaklanmasını çıkaran Vahdeti de Nakşi idiler…” 9- “KAFİRLER DE KORURLAR”… Şimdi şu vahim hale bakınız: Aynı toplantıdaki zabta göre Menemen ayaklandırmacıları halka şöyle seslenmişlerdir: “…Cenabıhak isterse kafirler de müslümanlığı muhafaza eder. İngilizler gelirse zararı yoktur…” Şimdi bir süre önce bir genç kızın mandaterlik olsa daha iyi olurdu sözlerini bununla bir araya getiriniz. Bakınız o zamanki çarpık düşünce şimdilerde nasıl da beyin yıkamalarda kullanılmaktadır. 10- 31 MART 1909…
Osmanlı İmparatoluğu zamanında Abdülhamid’in tahtta bulunduğu sırada o zamanın tabiri ile “Mürteci Derviş Vahdeti” ayaklandırması çıkarılmıştı. Tarihen kaydedildiğine göre de Vahdeti zamanın Nakşibendi şeyhi idi. Ayaklanma İstanbul’u kan gölüne çevirmiş ve Anadola’ya da yayılmıştı. Ama ne ilginçtir ki, eş zamanlı olarak Anadolu’nun bazı vilayetlerinde Ermeni ayaklandırmaları da görülmüştü. Bu ayaklanmalar Hareket Ordusu tarafından bastırılmıştı.
11- VOLKAN GAZETESİ…
Derviş Vahdeti’nin Volkan adında bir gazetesi vardı İngiliz altınları ile besleniyordu. Bu gazete zamanın Türk Ordusu’na sürekli olarak saldırmakta, “…Kadınlar sokağa çıkıyor din elden gidiyor, mektepli subaylar dine karşı hareket ediyorlar…” propagandası yapmaktaydı.
12- BATI AVRUPA…
Bunlar yaşanırken zamanın Batı Avrupa emperyalizmi, etnik kışkırtıcılık yapmaya devam etmiştir. Kürtçülük, kışkırtması o dönemde görülmeye başlanmıştır. Bunun yanında Ermenilerin kışkırtılması ve ayaklandırılması görülmüştür. Batı Avrupa emperyalizmi bir taraftan etnik siyaseti arttırırken, öteki taraftan da Anadolu coğrafyası üzerinde haritalar çizmeye başlamıştı.
13- ŞİMDİKİ ZAMANDA…
Dönelim şimdiki zamana. 1- Wasgington’un uyduruk Siyasi İslam siyaseti. 2- Geçmişteki emperyalist Batı Avrupa devletlerinin bugünkü yapılanması olan AB, yani Avrupa Birliği siyasi Kürtçülük hareketini desteklemektedir. Etnik kışkırtma yapmaktadırlar. 3- Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü hızlandıran kapitülasyonların ihyası ise dünkü siyasetlerinin bugünkü devamıdır.
14- TARİHE İYİ BAKMAK…
Benim meslek ustalarımın başında gelen Falih Rıfkı Atay birgün bana şöyle demişti: “İleride iyi bir yazar olmak istiyorsan yakın tarihi iyi incelemelisin. Çünkü emperyalizm kendi siyasetinden hiç vazgeçmeyecektir. Kendilerine uygun, kendi siyasetlerine uygun faaliyetlerde bulunacaklardır.” Şimdi bu sözleri alınız, yaşadığımız iktisadi ve siyasi ortamları, dışarısının Türkiye üzerindeki siyasetlerine bakınız. Dahiliyetteki gelişmeleri dikkate alınız. Toplayıp çıkarınız kararı siz veriniz. 15- YARGIYA BASKI…
AKP ile ilgili kapatma davası sürerken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı‘nın iddianamesi ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi karşısında sözlü açıklama yapacağı sırada, dahiliyetten hariçten Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na karşı “merkez saldırılar ve baskıcı” açıklamaları da “öteki gelişmelere” katınız.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.