Orhan Birgit - Mızrak Çuvala Sığmıyor
Temmuz 01, 2008 - CUMHURİYET, ORHAN BİRGİT
Avrupa Birliği’ndeki politikacılar, sağcısı ve solcusuyla,Türk yargısının bağımsız olduğuna bir türlü inanmıyorlar. Bu duyguları, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) geçen haftanın sonunda yayımladığı ve Anayasa Mahkememizde görülmekte olan AKP’yi kapatma davası için Yüksek Mahkeme’yi yıldırmaya yönelik bildiride de sırıtıyor.
Benzer bir karar bildirisinin dün Atina’da toplanan Sosyalist Etnernasyonal’den de çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.
Zaten Sosyalist Enternasyonal’in, Cumhuriyet Halk Partisi ile bağlarının kopması ile sonuçlanabilecek olan soğuk rüzgârların esmesinde de, Avrupa’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü anayasal yapısını, bize biçilmiş olan yeni modelleri gerçekleştirmekten kaynaklanan görüşlerin etkisi var.
Sırası gelmişken sırf arşiv kayıtlarına geçmesi için söyleyeceğim. CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e üye olmasını sağlayan merkez yönetim kurulu ve parti meclisi kararlarında partinin o tarihteki merkez yöneticilerinden birisi olarak benim de hem dahlim, hem de imzam ve oyum var.
Biraz geçmişi anımsamak…
Genç kuşaklar elbette bilmez. Daha yaşlıların da belleklerini tazelemek amacıyla günümüzde CHP, Sosyalist Enternasyonal’den çıkartılacak diye neredeyse her gün manşetleri ve yorumları ile adeta karalar bağlayan sağcı basının o günkü ağababaları, bizim Komünist Enternasyonal’e katıldığımızı yayan ve o günler için çok moda olarak kullanılan bir deyimle, ‘Komünistler Moskova’ya’ diye seslenen bir tutum içindeydiler!
1980 sonrasında, rahmetli Bülent Ecevit, uzun gözaltılar ve tutukluluklar dönemini tek başına göğüsleyerek yeni bir politik örgütlenme modeli olan Demokratik Sol Parti’yi kurarken Sosyalist Enternasyonal ile yeni bağlar kurmayı düşünmemişti. Bu düşüncesinin ağırlığında adı geçen kuruluşun 12 Eylül’de demokrasiyi paydos eden, tüm partileri kapatan binlerce düşünürü ve emekçiyi cezaevlerine tıkan cunta karşısında sessiz kalışının payı vardı. Ecevit ayrıca Avrupa solunda Kuzey ülkeleri ile Almanya ve Fransa solunun emek, özgürlük ve barış gibi kavramlara bakış farklarını da beğenmiyordu.
ABD’nin giderek Avrupa solunu yozlaştıran bir politika izlediğini de söylüyordu.
Konuyu daha fazla dağıtmayayım
Türkiye’de yargı bağımsızlığının, özellikle 12 Mart ve 12 Eylül rejimleri ile bir hayli örselendiği bir gerçektir. Bu örselenmenin bugünkü en çıplak örneği de, AB’nin nedense 302. madde kadar bile üstünde durmaya gerek görmediği, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na tamamen politik bir makamı temsil eden Adalet Bakanı ile yine yürütme erkini temsil eden Bakanlar Kurulu’nun kararı ile atanmış müsteşarının, adeta bir vasi ya da naip gibi başkanlık etmeleridir.
Ne AKP’den, ne de kendilerine her gün demokrasi havarisi görevi veren yazar çizer arkadaşlarımızdan bu vesayetin bir an önce kaldırılmasını isteyen ses duyulmamaktadır.
Onun dışında sırf en son örnek olması için Türk Yargıtayı’nın Ceza Daireleri Genel Kurulu tarafından Fethullah Gülen hakkında verilmiş bozma kararının, aslında ne kadar özgür hareket edildiğini ortaya koyması açısından özel bir önem taşıdığını her vicdan sahibinin kabul etmesi gerekmektedir.
Şayet, AKP ve destek çevresinin köy köy aşılamaya çalıştığı ve AB bildirilerinde, demeçlerinde de üstü kapalı bir şekilde de olsa yer alan görüşler egemen olsaydı, yargı, Başsavcı’nın bu dava hakkındaki istemini geri çevirir miydi?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bir bütün olarak Fethullah Hoca hakkındaki düşüncesi gizli ve saklı değil. Kendi bünyesinden arada bir az da olsa hocanın öğretilerine yüreğini açan, ya da o görüşleri destekleyenler olursa, onları gözlerinin yaşına bakmadan ihraç eden bir kurum, söylenildiği gibi Türk yargısını vesayet altına almış olsaydı, öncelikle hocanın ölünceye kadar Türkiye’ye dönmesini engelleyecek bir yargı kararını Cumhuriyet Başsavcısı’nın istemi doğrultusunda onaylatmak için girişimde bulunulmaz mıydı?
Avrupalı politikacıların yaması tutmuyor. Bizim ünlü özdeyişimizle ‘Mızrak çuvala sığmıyor’.
Batılı sosyalistler ya da sosyal demokratlardan ricam, arada bir de olsa AKP iktidarı ile o paha biçemedikleri dostça ilişkilerinde Türk emekçilerinin toplusözleşme, sendikal örgütlenme ve grev gibi oluşumlar için en az öteki ILO ülkeleri kadar güçlenmelerine yol açacak yasal önlemleri aldırtmak amacı ile adım atsınlar…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.