Yiğit Bulut - Bu faiz ancak “kanserli” ekonomide olur
Haziran 30, 2008 - VATAN, YİĞİT BULUT
Sığmadığı için başlığı yeniden yazacağım; Türkiye’de gördüğümüz faiz seviyesi “Sizde hastalık var” diyor ama kimse inanmıyor… Bana “Türk piyasaları ne olur?” diyenlere teknik ve temel kriterleri sıralıyorum ama arkasından, çok dürüstçe söylemem gerekirse, aynen şu cümleyi içimden geçiriyorum; Pakistan’dan bile yüksek faizle borçlanan bir ülkenin “reel olarak” çalışan finans piyasalarından mı bahsediyoruz? Düşürün faizi “dünya dinamikleri ile olması gereken yere” , sonra ne olur gerçekleri konuşalım…
Sevgili dostlar, bugün izin verirseniz “piyasadan” bahsetmek yerine “içimden geleni” ortaya dökmek ve “Bu kadar yüksek faiz veren bizden başka hangi millet var?” sorusuna “yaratıldığı iddia edilen” ekonomik mucize kavramı eşliğinde bakmak istiyorum…
Ekonomik mucize yarattık değil mi; dünya genelinde “harita üzerinde” dahi görülmeyen yerlere para akarken, hâlâ yüzde 18’lerde borçlanıyoruz! Bu noktada yeni bir soru soralım; “yüksek kalan faiz” kimin için olumlu?
Siz yorulmayın, hiç zahmet etmeyin; ben söyleyeyim: Parayı yani borcu veren ve sistemi dengede tutmak açısından diğer taraftan “fazlasıyla” alan için olumlu…
Daha açıkçası; borç veren para sahipleri, bankalar ve borç alıp kuyruğu dik tutmaya çalışan siyasi otorite için… Bunun sokak ağzı ile söylenişi; parayı veren düdüğü çalıyor, bizim değerlerimizden borç aldığı parayı kat kat fazlasıyla geri veren siyasi otorite de bundan siyasi rant sağlıyor…
Peki bu dengede “yüksek faiz ile hayatı” sürdürmeyi ekonomik mucize olarak “bizlere” sağlayan siyasi otoritenin “hedef kitlesi” yani vatandaş nerede?
Cevap çok zor değil; bu kazanç döngüsünde “halk, vatandaş” yok!
Sonuç 1: Türkiye’deki toplam paranın yüzde 90’ından fazlasının yüzde 10’un elinde olduğunu bilir ve bu gerçeğe Türkiye’ye rant kazanmaya gelen yurtdışı kaynaklı para gerçeğini de eklerseniz, ortaya şöyle bir sonuç çıkar: Faiz yükselince, Türk halkı cebine girmesi gereken paranın daha büyük bir bölümünü ’risk görüp’daha fazla prim talep edenlere aktarıyor…
Sonuç 2: Matematik ispat mı istiyorsunuz? Çok uzağa gitmeyin; 2004 yılında halk olarak 70 katrilyon, yani o günün kuru ile 52 milyar dolar faiz harcamamız var. Soralım; bu para nerede?
Sevgili dostlar, kutsal kitaplara bile “haram” tespiti ile giren ve modern ekonomistlerin “katalizör” veya “dengeleyici” olarak tanımladıkları faiz dinamiği, ekonomideki hastalığın belirtisidir… Hastalık yayıldıkça faiz artar, hastalık azaldıkça faiz düşer… Hastalığın her zaman “gerçek” olması da gerekmez, sanal ve beklenti kırılması odaklı da olabilir… Sebebi de çok açıktır; sağlıklı bir ortamda sizinle beraber bu ülkede paralarını tutmak isteyenler sizden “düşük risk” primi talep ederler. Ortam bozuldukça ve algılama değiştikçe risk primi istekleri artar ve sonunda, siz onları davet etmemenize rağmen sistem öyle kurulduğu için, aynen 2004 yılında olduğu gibi, bütçenizin yarısını onlara aktarır hale gelirsiniz…
Sonuç 3: Faiz, bir ekonominin dengeleyicisi gibi görünse bile aslında sistemi kuranların kurnazlığı sonucu “varlık transfer eden” yerine “çözüm” gibi gibi görünen bir dinamiktir… Siz “denge konumunda” kaldığınızı düşünürken, sizin denge konumunda kaldığınızı sanmanızın bedeli “varlıklarınızın transfer edilmesidir…”
Son söz: Sistem gereği siz hiçbir şey yapmasanız dahi bir süre sonra yüksek faiz talebi doğabilir. Ülkeler krize girer, sonra yeniden sakinleşir. Bu da sistemi kuranların ‘dayandığı “büyük birader” mantığı içinde’ tez-antitez döngülerinin çalışarak “birilerini daha zengin” ettiği yapıdır…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.