Saime Bircan - Yalnız ve Güzel Ülkem
Haziran 30, 2008 - SAİME BİRCAN
Sen ne güzel bulursun
Gezsen Anadolu’yu
Dertlerden kurtulursun
Gezsen Anadolu’yu
Billur ırmakları var
Buzdan kaynakları var
Ne hoş toprakları var
Gezsen Anadolu’yu
Ortaokul yıllarında öğrendiğimiz bu marşla sevmiştik yurdumuzu. Çıkmadığımız dağlarını, gezmediğimiz ovalarını, girmediğimiz denizlerini, görmediğimiz kentlerini, köylerini, adını duymadığımız insanlarını… Yurdunu sevmenin emek vermek, emeğe saygı duymak, okuyup öğrenmek, dürüst ve namuslu olmak olduğunu, çocukluk yıllarımızda öğrettiler, önce ana babalarımız, sonra öğretmenlerimiz.
Bu yaz sıcaklarında ben de isterim güzel şeylerden söz edip sizi serinletmeyi, ferahlatmayı. Ama yaşadıklarımız hiç de hoş şeyler değil. 15 Haziran gecesi milli takım Çek Cumhuriyetini 3-2 yenerek çeyrek finale kalınca öyle bir gürültü koptu ki… Herkes sokaklara döküldü. Bağırışlar, çığlıklar, alkışlar, kornalar, davullar bütün gece susmak bilmedi. Derken havai fişek gösterileri başladı. Kim bilir sokaklar, meydanlar hangi çılgın sevinç gösterilerine sahne oldu. Ben sevinemedim. Bir serseri kurşuna hedef olurum korkusuyla evimin balkonuna bile çıkamadım. Dozu gittikçe yükselen naraları ve klakson seslerini duymamak için sıcağa karşın pencereleri de kapattım. Yarın hangi olumsuz haberi duyacağım acaba diye kaygıyla uyumaya çalıştım.
İşte maçın bilançosu: 10 yaşındaki bir kız evinin bahçesinde havai fişekleri izlerken nereden geldiği anlaşılamayan bir mermi küçük kızın yüzünü tanınmaz hale getirmiş, beyin zarını zedelemiş. İstanbul Kartal’da dört çocuğuyla birlikte aile ziyaretinden gelen 34 yaşındaki bir kadın ani bir kurşunla sol bacağından vurulmuş. Adana’da bir kurşun da 68 yaşındaki bir adamın bacağını delip geçmiş. Yine Adana’da 16 yaşındaki bir genç sol koluna isabet eden saçmalar nedeniyle hastanelik olmuş. Samsun’da 23 yaşındaki delikanlı göğsüne isabet eden mermi çekirdeği nedeniyle hastaneye kaldırılmış. Bursalı bir genç telefonla konuşurken ensesini sıyırıp geçen maganda kurşunu yüzünden ölümden dönmüş. Bursa’da o gece 17 ev, bir karakol ve bir polis aracına mermi isabet etmiş.
İşte bu yüzden ben sevinemedim. Şimdi o kurşunları sıkanlar ülkemizi benden çok mu seviyorlar?
Son haberlere göre de Hırvatistan maçından sonra 23 kişi yaralanmış, 2 kişi de kalp krizinden ölmüş.
Bir de Nuri Bilge Ceylan’ı düşündüm. Cannes film festivalinde Üç Maymun filmiyle‘En iyi yönetmen’ ödülünü aldıktan sonra ‘ Bu ödülü tutkuyla bağlı olduğum yalnız ve güzel ülkeme adıyorum’ diyen Nuri Bilge Ceylan’ı . Kimse sokaklara çıkmadı, tüm televizyon kanalları günlerce ondan söz etmedi. Bir de eleştirenler oldu. Almanya’da yaşıyor diye. Ödülden sonra baba toprağına Yenice’ye ailesinin yanına gitmiş. Sessiz sedasız yeni güzellikler yaratmaya. Nerede yaşarsa yaşasın Türkiye için üretiyor. Öyle futbolcular gibi milyon dolarlar da almıyor bidiğim kadarıyla. Gazetenin birinde onun bu çok anlamlı sözünü de futbol için kullanıverdiler.
Dışarıda sıcaklık 38 derece. Ama beni asıl yakan güneşin ısısı değil. Tuzla’daki ölümler. Ölümün acısı hepsinden ağır. Teselli edilemez. Şimdiye kadar 98 işçinin öldüğünü yazdı gazeteler. Denizi İstanbul’da, gemiyi filmlerde gören, bu işin eğitimini almamış, iş güvenliği sağlanmamış, elverişsiz ortamlarda çalışan işçiler. Ölenlerin aileleri, eşleri ana babaları, çocukları, yakınları nasıl yandılar kim bilir… Gemi yapımcılığında gelişme varmış. 34 olan tersane sayısı 84 e ulaşmış. Dünya beşinciliğine ulaşmışız. Tuzla’da 47 asıl firma, 563 alt işveren, 20 bin çalışan varmış. Başbakan ‘ 47 tersanenin olduğu Tuzla’da ruhsatlara baktığımızda maalesef sadece parmaklarımızın sayısını geçmeyecek ruhsat varsa, bu bizi düşündürmeli. Bunu çözmemiz gerekiyor.’ Demiş. Durum ortada. Ölümlerin nedeni de… Ama çözüm ne? Devlet yetkilileri Tuzla’daki ölümleri araştırmak için bir Avrupa ülkesine gittiler. Başbakan ‘Tuzla’daki ölümler sıfıra inmezse canınızı yakarım’ demiş. Peki ölenler ne olacak? 98 can ölünceye kadar neden tedbir alınmadı? Bir ay önce gece vardiyasında güverteden düşerek yaşamını yitiren Murat Çalışkan’ın eşi Hacer Çalışkana 90 bin YTL değerinde bir ev almış taşeron şirket. İki küçük çocuğuyla dul kalan Hacer kadın şimdi iki odalı bu evde acısını ekmeğine katık edip ‘Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı , içinde salınan yar olmayınca’ şarkısını söyleyecek ömür boyu. Çocukları da baba diye duvarda asılı resme bakıp iç geçirecekler.
Bu sabah ilk işim gazete başlıklarına bakmak oldu. Akşamki maçı aldığımızı dışarıdaki gürültülerden anladım. Kaldığım evin televizyonu bozuk bu yüzden maçı izleyemedim. İzmir’de olmadığıma da şükrettim.
İşte gazete başlıkları: Viyana Kalsın, Kupayı Getirin, Viyana’da Türk Valsi, Türk Mucizesi, Çılgın Türkler Soruyor; Var mı Başka Ateş İsteyen?,Dünya Şaşkın, Ölümsüz Türkler, Türkler 9 Canlı, Türkler Gururlu Dünya Hayran, Asil Kan Böyle Çökertti, Mucize Bizim İşimiz.
Hangi mucize neyi icat ettik, ne keşfettik? Kansere çare mi bulduk? Töre cinayetlerini mi bitirdik?( son beş yılda binden fazla namus cinayeti işlenmiş.) Çorbaya dönen eğitim sistemimizi, çağdaş, laik ve akılcı bir çizgiye mi oturttuk? Ekonomimiz düzeldi de bizim mi haberimiz yok? 2008 yılında % 40 a varan petrol zammı mı düşürüldü? Yoksa bizi AB ye mi aldılar? İşsizlik sorunu mu çözüldü? Bu listeyi uzatabiliriz.
Ulusal takımımızın başarısına elbette sevindik, gururlandık ama ne değişti ülkede? Aslında değişen şeyler var. Maç sonrası çıkan çatışmada 2 Türk ölmüş. Cimbom’un kasasına 628 bin Euro girecekmiş. TFF( Türkiye Futbol Federasyonu) bilet satışından 2,5 milyon Euro gelir elde etmiş. Kene can almaya devam ediyor.
Bu kadar yeter. Güzel şeyler de oluyor ülkemizde ve olacak. Bu inancımızı her şeye karşın korumalıyız. Boğaziçi Üniversitesi Fazıl Say’a Onursal Doktor ünvanı vermiş. Törende Konuşan Evin İlyasoğlu ‘Dünyanın ortasında bir Türk, Türkiyenin ortasında bir dünyalı o!’ demiş konuşmasında. Bu törende olup hem Evin İlyasoğlu’nu, hem de Fazıl Say’ı dinlemek ve alkışlamak isterdim.
Ben ülkemi seviyorum. İnsanların maganda kurşunlarıyla, gözünü para hırsı bürümüş işverenlerin ihmaliyle, yetkililerinin sorumsuzluğu yüzünden ölmeleri içimi yakıyor. En temel hakkın yaşam hakkı olduğuna inanıyorum, buna saygı gösterilmesini istiyorum.
Bu kavurucu sıcakta çalışan tüm emekçilere, onlara saygı duyanlara, saygı ve sevgiyle…Saime Bircan
İlk Kurşun


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.