Oktay Ekinci - İmarda ‘Karşıdevrim’
Haziran 29, 2008 - CUMHURİYET, OKTAY EKİNCİ
“The Sunday Times gazetesine göre Türkiye’de 25 yeni Hilton Oteli açılacak…” (Hürriyet-09 Haziran 2008)
Haberi okuduğumda, Kanal B’de bu geceki İmar Dosyası’nı hazırlıyordum. Konumuz, “İmarda Karşıdevrim” olduğu için, Türkiye’deki ilk “ayrıcalıklı imar darbesi” olarak bilinen İstanbul Hilton Oteli’nin 50’lerdeki “yer seçimi” öyküsünü inceliyordum.
Amerikalılar, ünlü “Marshall yardımı” ile yapılan otel için, kent planında “2 No’lu park alanı” olarak belirlenmiş -şimdiki- yeri isterler.
Ne var ki Atatürk’ün davetiyle planı yapan Prost’un bu kararını, dönemin valisi Lütfi Kırdar asla “deldirmez”! Çünkü bu alan, Taksim’i Dolmabahçe’ye yaya yollarıyla bağlayan büyük kent parkının “tam ortası”dır…
Kırdar “Planı bozmam; vadiyi parçalatmam” deyince, görevden alınır. Böylece Hilton, yerine atanan yeni vali Fahrettin Kerim Gökay’ın verdiği ruhsatla inşa edilir.
İşte bu öykünün tanıklarından, Prost’un öğrencisi ve 40’lardaki asistanı, ilk şehirci-mimarımız Aron Angel, bu geceki İmar Dosyası’na davet ettiğimde dedi ki: “Zaten Demokrat Parti’yle birlikte siyasetin şehirciliğe müdahalesi de başlamış oldu…”
Bir ‘imar sabıkalısı’
Angel bunu söylerken düşündüm, sadece İstanbul’daki değil, diğer kentlerimizdeki Hilton’ların yer seçimleri de hep tartışmalı değil midir?
Örneğin Mersin Hilton için dile getirilen itirazları anımsıyorum. Denizin tam kenarında ve hatta “dolgu alanı”nda yükselen dev binayla, hem kıyı kuşağı işgal edildi; hem de kentin en önemli rekreasyon projesindeki “devamlılık” parçalanmış oldu…
Kapısında, Selçuklu mimarisine özenilmiş Kayseri Hilton’un, tarihi yapılarla çevrelenmiş meydandaki uygunsuz ve ölçeksiz konumu, mimarlık okullarında “kent kimliğini gözetmeyen ayrıcalıklı ve yakışıksız yapılaşma örneği” olarak gösteriliyor…
Benzer şekilde Adana Hilton da tarihi Taşköprü’yle bütünleşen özgün “Seyhan Nehri” peyzajını hiçe sayarak yükseldi; kentin siluet ve kimlik değerleri açıkça çiğnenmiş oldu…
Ya son günlerde, yine İstanbul Hilton’un, o Atatürk planından elde kalabilen yeşil dokuyla bütünleşmiş bahçesine bile ek otel blokları ve alışveriş merkezlerinin yapılmak istenmesine ne demeli?
Bütün bunlara onay verenlerimiz, örneğin, Budapeşte Hilton’un, tarihi kent dokusu içinde nasıl da “saygılı” bir konumla ve “uyumlu” bir yükseklikte yer aldığını gördüklerinde acaba utanmışlar mıdır?
Aynı Hilton’un, orada “kenti gözetme”si, bizde ise “kente abanma”sı, izin verenlerimizin uygarlık bilincini yansıtmıyor mu?
‘Ürpertici’ açıklama
Yıllardır işte böylesi “imar sabıkalı” yapılaşmanın örneklerini yaratan Hilton’un, ülkemizde 25 yeni otel yapacağını açıklaması, “ürpertici” değil midir?
Hele günümüzdeki egemen siyasetin, 50’leri bile aratacak dozda hem Amerikancı, hem de imar suçlusu olduğunu düşünürseniz, mimarlar ve plancılar odalarının belki de “alarm”a geçmeleri gerekiyor…
Aron Angel’in, İstanbul’daki Hilton inşaatına Vali Gökay’ın “ruhsat kesin” talimatını yerine getirmemek için “o gece” yazdığı istifa dilekçesi de 1950’deki karşıdevrimin ilk “şehircilik direnişi”ni belgeliyor…
Programdaki 2. konuğumuz ise Mimarlar Odası’nın 1954’teki kurucularından olan ve yarım yüzyılı aşkındır odanın en aktif üye ve yöneticileri arasında yer alan Niyazi Duranay…
Yine 50’den bugüne gelen sürece, neden “karşıdevrim” denildiğini; kaçak kentleşme ve yağma politikalarından örneklerle anlatan Duranay diyor ki; “Menderes’li yıllar özellikle İstanbul için bir yıkım dönemiydi. Çok sayıda tarihi eser ve eski dokular yeni yollara kurban edildi. İkinci büyük imar tahribatı ve talan ise 12 Eylül 1980’den sonra başladı; artarak sürüyor…”
İmar Dosyası, işte bu “tarihsel tanıklıklar”la bu gece 23.00’ten itibaren Kanal B’de…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.