METİN ÖZKAN - AB “lüpe konmak” istiyor
Haziran 29, 2008 - METİN ÖZKAN, TERCÜMAN
BUGÜNKÜ yazıma bir soru ile başlamak istiyorum. 1963’ten beri irtibat halinde olduğumuz AB ile müzakere dışında elde ettiğimiz bir şey var mı?
Hayır!
Peki ne var?
Sadece verdiklerimiz!…
Vereceklerimiz ise sıraya konmuş durumda.
AB ‘tak’ diye emrediyor, bizler ‘şak’ diye yapıyoruz.
Islahat Fermanı benzeri “uyum yasaları” istediler, çıkardık.
Özelleştirme adı altında “kamu varlıklarınızı satın” dediler, sattık!
“İdamı kaldırın” dediler, kaldırdık.
“301’i değiştirin” dediler, değiştirdik.
İstekleri bitti mi?
Hayır…
Ermeni soykırımını tanıyın,
Türkiye’nin hava ve deniz sahalarını Rumlara açın,
Kıbrıs’ta bulunan 30 bin askerinizi çekin,
Türban için uzlaşın,
Kürt sorunun çözün,
Seçim barajını düşürün,
Reform sürecini hızlandırın,
Azınlıkların haklarını sağlayın…
Yetti mi?
Yetmedi…
Yargı reform taslağını yüksek yargı mensuplarından önce AB komiserine getirin dediler, onu da yaptık.
Şimdi bu kadar şeyden sonra neler isteyebilirler diye merak ediyorsanız birkaçını hemen sıralayım.
Örneğin, Ermeniler’e para ve toprak tazminatı,
Fener Patrikhanesi’nin ABD ve AB himayesine girmesi,
Dicle ve Fırat’ın denetiminin ABD ve AB’ye bırakılması,
Türkiye’nin federal bir yapıya dönüşmesi için ayrıştırıcı kanunlar ve uygulamalar,
Tarımın AB emrine sunulması…
Kısacası ne isterlerse veriyoruz.
Unutmayalım ki vermenin sınırı olmayınca istemenin de sınırı olmaz.
Üstelik “perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” misali adamların niyeti dün ne ise bugün de aynen öyledir.
İşte size iki hatırlatma!
İtalya’nın AB işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Rocco Buttiglione, 2 Temmuz 2003 tarihli demecinde, “Türkiye, koridorda daha çok bekleyecek!” demişti.
Avrupa Parlamentosu Ortak Komisyon Eşbaşkanı Joost Lagendijk ise, 3 Ekim’de başlayan sözde müzakereleri şöyle niteliyor:
“Bu müzakerelerin anlamı ortak bir yol bulma değil, Türkiye’nin kendini AB’ye uydurmasıdır.”
Şimdi şapka önümüzde… Ya bu deveyi güdeceğiz, ya da AB diyarını terk edeceğiz.
Mevcut politikalarla terk etme şansımız var mı?
Hayır…
O zaman deveyi gütmeye devam edeceksek MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’ın “Baskı ve darbe girişimi” olarak nitelendirdiği şimdiki istekleri, Bozcaada ve Gökçeada’daki Rum azınlığın toprak ve eğitim sorunlarını da çözeceğiz.
Aldığı tavizlerle Türkiye’yi müstemleke gibi gören Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi bizim AB sevdamız devam ettiği sürece bizden daha çok şeyler koparacağa benziyorlar.
Bunun adı teslimiyettir.
Ve bunların tek bir amacı vardır; o da bizi, bin yıllık topraklarımızda “yabancı bir üst kimlik”in güdümünde bir alt kimlik olarak yaşatmaya razı etmek.
Emin olun bu sonuca ulaşıncaya kadar bizden istemeye devam edecekler.
Yani anlayacağınız lambadan çıkan cine “bizi AB’ye sok” desek, onlar istemedikçe lambanın cini bile bunu başaramaz.
Bilginize!
(NOT: Lüpe konmak: Değerli bir şeyi emek harcamadan ele geçirmek.)


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.