Orhan Birgit - Aydınlanmacılarla Hesaplaşma
Haziran 25, 2008 - CUMHURİYET, ORHAN BURSALI
Başbakan dünkü grup toplantısında her şeyden söz etti; ama başyardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın bir Amerikan gazetesine verdiği demeç için ağzını açmamayı yeğledi. Oysa benim dün bu köşede kendisine bu konuda ne düşündüğünü soran sorumu, eminim AKP milletvekillerinin bir bölümü de paylaşmış olmalıydılar. Demek insanlar gerçekten zaman zaman gözleri olduğu halde görmüyor; kulakları olduğu halde işitmiyorlar.
Kendisinden iki saat kadar sonra, CHP Meclis Grubu’nun haftalık toplantısı vardı. Baykal, o toplantıda Erdoğan’ın da Atatürk Devrimleri konusunda tıpkı başyardımcısı gibi düşündüğünü belgeleyen arşiv sözlerinden, unutanlarımız için örnek tazelemeleri yaptı.
CHP Genel Başkanı da, DMMF’nin 1920’de başlayan aydınlanma devrimleri için aradan 88 yıl geçmiş olmasına karşın bir hesaplaşma başlatmak isteyenlerden olduğunda ısrar ediyor.
Erdoğan’ın başyardımcısının kendisine yöneltilen tepkiler karşısında, haklı olduğunu belgelemek amacıyla dün AKP Grubu’na girerken verdiği örnekler ise bir gecede tekke ve zaviyelerin kapatılmış olması ile yine bir gecede Şeyhülislamlığın ilgasının gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini doğrulatmak.
Doğrudur elbette. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekten yüzü Batı’ya yönelik, laik bir devlet olduğunu kanıtlamak amacı ile dönemin TBMM’si gerekli adımları attı. Şeriata dayanarak devlet yönetmek, bu kurumların ilgası ile ortadan kaldırıldı…
Erdoğan’ın başyardımcısı, Amerikalı gazeteciye toplumun bir bölümünün kökleri tarihe dayanan acı bir kan davası içinde bulunduğu, demek ki şeriatın ortadan kaldırılmış olmasının 88 yıl sonra bile hesabını sormak için örgütlendiği izlenimini veren sözler söylemiş.
DMMF, o teşhisin neresinde?
İktidar partisi liderinin başyardımcısı, salt bir olay tespiti olarak travma nedeni tanımı ile New York Times gazetesine yaptığını söylediği o ünlü teşhisin neresindedir? Tekke ve zaviyeleri kaldıran, Şeyhülislamlık kurumunu ilga eden yasa gerekli miydi? Türk toplumunun bugün bile önemli bir bölümünü travma içinde bulundurduğunu gözlemlerken, 88 yıl önceki iç isyanları İngiltere’nin hangi amaçla hazırlayıp, hangi yöntemler ve araçlarla düğmeye bastığını da söylemeyi kökleri Adıyaman’da bulunan bir ailenin bireyi olarak niçin unutuyor?
Bir gecede değil, iki kocaman yılda..
Kaldı ki, 1920’de başlatılan ve Atatürk Devrimleri olarak tanımladığımız o aydınlanma yürüyüşünün içinde bulunan ve DMMF’nin demecinde verilen örneklerden birisi olan Harf Devrimi için ön çalışmalara konunun uzmanlarınca yapılan çalışmalara 1927 yılında başlandığını da okumamış olduğunu ortaya koyuyor AKP’nin 2 numaralı adamı. Ve bu ön çalışmalar tamamlandıktan sonra Atatürk’ün onayına sunulduğunu, Mustafa Kemal’in İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda 9 Ağustos 1928 akşamı kamuoyuna geniş bir açıklama yaptığını da. Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkındaki 1353 sayılı yasanın Meclis’te görüşülüp kabul tarihinin 1 Kasım 1928 olduğunu da. Her kent ve kasabada açılan dershaneler sayesinde okuma oranının, öyle sıfıra düşmesi bir yana hızla yükseldiğini de. Ve Arap harfleri ile okuyup yazmanın, 1 Ocak 1929’da yasaklandığını da.
Görüyorsunuz Sayın Fırat. Dün söylediğiniz gibi “Aksini ıspat etsinler, Parlamento ortasında eşek gibi anırmaya razıyım” sözleri ile kendinizi haklı çıkartmanız imkânsız görünüyor.
Sadece yazı değişikliği için, büyük çoğunluğu hiç okuma yazma bilmeyen bir toplumun önünü açmak amacı ile yapılan devrim için kullanılan süre bile iki kocaman yıla yayılıyor.
O devrimler bugün bile, kimin neresine batıyor ve niçin batıyor?
Kendinizden ya da çevrenizden örnekler varsa, onu açıklayarak ve AKP’nin ikinci adamlığı gö-revini de bırakarak söyleyin.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.