Oktay Ekinci - ‘Şeyh Bedrettin’i silemediler
Haziran 25, 2008 - CUMHURİYET, OKTAY EKİNCİ
“Hep bir ağızdan türkü söyleyip
Hep beraber sulardan çekmek ağı,
Demiri oya gibi işleyip hep beraber,
Hep beraber sürebilmek toprağı,
Ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
Yârin yanağından gayrı
Her şeyde / her yerde hep beraber!
Diyebilmek için
On binler verdi sekiz binini..
Yenildiler…”
15. yy. İslam dünyasının ünlü düşünürü Şeyh Bedrettin için Nâzım Hikmet büyük destanında böyle yazsa bile Denizlili mimarlar “yenilmediler”…
Anafartalar, Karşıyaka, Aktepe ve Deliktaş mahallelerinden geçen “Şeyh Bedrettin Caddesi”nin adını, “Müftü Ahmet Hulusi Efendi”yle değiştiren 2005 yılındaki Belediye Meclisi kararına karşı başlattıkları hukuk mücadelesini “kazandılar”.
Böylece, şu “göstermelik demokrasi” ile toplumun tarihsel değerlerinin yok edilemeyeceği kanıtlanırken; yüzlerce yıl önce Anadolu insanına “eşitlik ve adalet içinde birlikte yaşama”nın güzelliğini anlatan “efsanevi devrimci”nin Denizli’deki manevi varlığı da korunmuş oldu.
Denizli İdare Mahkemesi 7 Nisan tarihli kararında özetle diyor ki: “Belediyeler, cadde ve sokaklara ad vermede yetkilidirler; ancak, eski adların o yerlerle özdeşleşmiş olduğunu da gözetmelidirler…”
Yani, “demokratik hukuk devleti”nin yüce yargısı, “seçilmişlik yetkileri”ni kendi siyasal beklentileri uğruna kent kültürünü yok etmek için kullananlara şunu anımsatıyor: “Demokrasi, hiçbir yöneticiye, tarihsel yaşanmışlıklardan gelen toplumsal değerleri dışlama hakkı vermez…”
Aynı dava açıldığında, “Mimarlar Odası’nın cadde adı değişikliğine karşı çıkma hakkı yoktur” denilmesini de Danıştay 8. Dairesi 19 Kasım 2007 tarih ve E.2006/5853 kararında bakın nasıl reddetmiş: “…kamu kurumu niteliğindeki Oda’nın görevi, sadece kentlerin planlanması, projelendirilmesi değildir. Mimarlar Odası’nın, sosyal, kültürel, tarihi açıdan da kent ve insan yerleşimlerinin üzerinde kamusal yetkisi vardır…”
İşte böylesi “ders verici” aşamalarla sonuçlanan davanın ardından, Denizli Belediye Meclisi 10 Haziran’da tekrar toplanarak mahkeme kararı uyarınca “Şeyh Bedrettin Caddesi” adının iade edilmesini karara bağladı.
“Davacı” Oda’nın eski başkanı mimar Süleyman Boz diyor ki; “Osmanlı’da kazaskerliğe kadar yükselmiş, Türk felsefe tarihinin ve evrensel toplumcu düşüncenin temel taşlarından olan bir devlet ve düşünce adamının itibarının yeniden iadesi, Denizli’yi de bir utançtan kurtarmış oldu…”
Yaklaşık 500 yıl önce “yârin yanağından gayrı” her şeyde, her yerde “hep beraber” diyerek, Batı’daki sosyalist akımlardan çok önce benzer fikirleri savunan Şeyh Bedrettin, Yunanistan’daki Simavna’da doğmuş ve ileri yaşlarında da oraya kadı olmuş…
1417’de Sakız Adası’ndan Anadolu’ya geçerek Ortaklar ve Aydın üzerinden şimdiki Denizli’nin bulunduğu Ladik’e gelir. Düşüncelerini Honaz’daki Hıristiyan papazlarla paylaştıktan sonra, Kütahya ve İznik’e geçerek Yıldırım Bayezit’in oğlu Musa Çelebi’nin kazaskeri olur.
Burada, Fatih’in öğretmenlerinden Akşemseddin’e bile hocalık yapmasına rağmen, 1420’de Anadolu’daki Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanlarından sorumlu tutularak Serez’de idam edilir…
Nâzım Hikmet, aynı destanına yazmış ki;
“Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
Zarurî neticesi bu!
Deme, bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
O, bu dilden anlamaz pek.
O, ‘hey gidi kambur felek,
Hey gidi kahpe devran hey,’ der…”
Hani ben de diyorum ki Denizlililer, onurunu kurtardıkları caddenin bir köşesine de Nâzım’la Bedrettin’in heykellerini dikemezler mi?


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.