Güler Kömürcü - Karar, yıl sonuna sarkar ise ne olur?
Haziran 25, 2008 - AKŞAM, GÜLER KÖMÜRCÜ
Türkiye yine makas değiştiriyor çünkü Ortadoğu’da stratejik dengelerde gayet karakteristik bir değişim başladı ve Türkiye bu hızlı değişime ayak uydurmak için, stratejik olarak da siyasi cephede de kendini yenilemeye mecburdur.
Bir değerli uzmanın söylediği gibi, ‘Türkiye artık başkalarının kendisine sadece ‘köprü ülke’ olarak bakılmasını kabullenmemeli ve bölgedeki değişimlerin içerisinde aktif olarak yer almak, 2010’da bölgenin kaçınılmaz çekim gücü olmak zorundadır.’
Türkiyem, dünya devlerinin oturduğu büyük masada Kerkük konusunda önemli kazanımlar (Siz Barzani’nin söylediklerini boşverin, efendisiyle ilişkilerimize bakınız) bölgenin enerji güvenliğini üstlenerek ciddi kazançlar ve de özellikle de Ortadoğu’da sorunları giderici arabulucu ülke konumuyla bölgede belirleyici olabilir.
Şimdi, soru şu: Peki bu büyük dönüşüm sürecinde (bölgede haritalar değişiyor iken) Türkiye’yi bölgenin çekim gücü yapacak olan siyasi liderimiz kim olacaktır? Bu lider hiç şüphesiz öncelikle Türkiye Cumhuriyeti yani kendi devletinin TÜM kurumlarıyla senkronize çalışabilen, ülkeyi iç gerilimle boğmayan, uluslararası stratejik dengeleri çok iyi bilen, diplomasi diline hakim hatta bu da yetmez proaktif bir ruhla beş adım ilerisini görüp, çok açılımlı projeler üretme donanımına sahip birisi olmak zorundadır ki Türkiye’yi bu yeni dönemde bölgenin çekim gücü haline getirebilsin.
Türkiye’de şu andaki iktidar, AKP (ve de geride durup onu kışkırtan malum yapılar) böyle kendi derdine düşmüş, hepimizi içe kapatmış, kendi gibi düşünmeyene 40 katır 40 satır dayatmasıyla uğraşır iken, Ortadoğu’da stratejik dengelerin radikal karakteristik bir değişim içinde görüp, proaktif bir ruhla beş adım ilerisini de öngörme, yenilenmiş planları okuma becerisine ne kadar sahip gözüküyor?
Büyük fotoğrafta (7 ay önce yazdım) şahin, kavgacı, kendisini yeni sürece hızla adapte edemeyenler ve de uzlaşmadan kaçınanlar olamayacaklar. (Gelişmelerin doğası gereği) Bakınız şu anda AKP kapatma davası esnasında yaşananlara, AKP vitrininde neredeyse herkes ‘şahinleşti’, kavgacı, saldırgan, yıkıcı açıklamalar okuyor, duyuyorsunuz değil mi? Oysa bu kriz sürecini pekala kontrollü, uzlaşmacı, ‘hukuk’u, yargıyı koruyarak, sokağın tansiyonunu yükseltmeden yönetebilirlerdi, yapmadılar, giderek daha da şahinleşiyorlar… (Hayret ediyorum, DTP kapatma davası aşamasında çok daha profesyonel davranıyor.)
Bir başka önemli detaya bakalım; davanın sonucu, tarih ne kadar uzarsa bu belirsizlik sokaktaki halkı pek fazla rahatsız etmez ama belirsizliğin, meçhullüğün yarattığı baskı AKP içinde gerilimi yükseltecek, vekillerin bireysel kaygılarını artıracak, parti içinde kutuplaşmaları da ölçüsüzce tetikleyecektir (daha şu andan trenden inmeye hazırlananların listesi elden ele geziyor). Belirsiz süreç ne kadar uzarsa AKP içinde o kadar yıpratıcı etkiler yaratacaktır.
Kapatma kararı YILBAŞINA kadar sarkarsa ne olur peki? (Ki Anayasa Mahkemesi açılan kapatma davasında DTP’ye 16 Eylül’e kadar ek savunma süresi tanıdı.Bu da kulislerde, sürecin AKP içinde uzadığı biçiminde yorumlanmakta)
‘AKP hakkındaki karar yılbaşı civarına uzayabilir, AKP kapanmayacak ama çok sayıda ismi 5 yıl süreyle yasaklı olacak, partiye de ağır bir para cezası gelebilir’ senaryoları da yoğun olarak konuşulmaya başlandı, yine aynı senaryoya göre… Bir de Eylül/ramazan ayında sürekli halının altına süpürülen ekonomik kriz de patlar ise… Üstelik bu senaryo da ne bir zorlama, ne bir dış ya da iç etken ne de bir hukuk dışılık söz konusu, gelişmeler doğasına akıyor…
Süreç ‘sonucu’ ne denli etkileyecek dersiniz efendim? Ve… Yazımın girişindeki büyük fotoğrafı sizce kim/hangi lider bugünden okuyabilecek ki…? O yarınlarda da olabilsin.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.