Orhan Bursalı - Laiklik Neyin Sorunu?
Haziran 24, 2008 - ORHAN BURSALI
Emre Kongar, dünkü yazısında, laikliğin, kapitalist “üretim ilişkileri” temelinde yükselen “toplumsal yapı”nın “yaşam biçimi” olduğunu yazdı. Ayrıca “Kapitalist endüstriyel üretim biçimi, zaman içinde, laiklik, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti çizgisinde gelişmiştir” dedi. Kongar, bu saptamada, toplumsal yapının “egemen ilişki”si olarak laikliğin tarihsel yerini vurguluyor.
Laiklik tartışmalarını, kılık-kıyafet, içki gibi, tamamen yüzeysel ve laikliğin özüne dokunmayan tartışmalardan da kurtarmak ve nesnel temeline oturtmak gerekir… Hoca, epey bir süredir el atamadığım, laikliğin aslında toplumsal düşünme ile ilişkisi üzerine bir yazıya fırsat yarattı.
***
Laikliğin biçimsel görüntülerine boş verelim: Laiklik, toplumun özgür düşünme yetisi, kapasitesi, insanın yaratıcılığı ve bunların gelişimi ile birebir ilişki içinde bir kavram.
Bu kavram, “ileri” ülkelerdeki siyasal düzenlerin “üst yapı şemsiyesi”dir. AB ülkeleri bu kavramı, siyasal, hukuksal ve demokrasi ilişkisi içinde öyle içselleştirdiler ki, ılımlısı mı, serti mi, yumuşağı mı, yaşam biçimi mi vb. tartışmaz bile.
Laiklik, düşünce, kavrayış ve uygulama olarak “a priori”, bir “yönetim dogması”, “biçimi”dir adeta!
Bizde dinciler ve AKP’ye (ve türbanın bütün okullarda serbestliğine) destek veren solcu eskileri ve bazı liberal takımın “Türlü çeşitli laiklik ve uygulamaları var” şeklindeki yazıları, sadece suyu bulandırma çabasıdır.
“Yönetim katında” “üst yapısal norm” olarak siyasal ve hukuki tartışma yok AB ülkelerinde. Hiçbir AB ülkesinde akıllardan, yönetime “kiliseyi ortak etme”, yönetimi “dinsel referanslaştırma” geçmez.
“Dinibütün Katolik ve bizim tarikattandır” diye kimse adam seçmez! Siyasette liyakat, referans olarak büyük ölçüde yerleşmiştir! Zaten teknolojik toplumlarda, özellikle yeni liberalizmin vahşi rekabeti dünyaya kabul ettirmesiyle rasyonalleşme de doruklardadır!
Liyakat sistemi, yani işleri toplum içinde mümkün olduğu kadar “en iyiye” yaptırma ve “en iyi sonuçları alma” düşüncesi de bu rekabet koşullarında ayakta kalmanın koşulu olarak gelişiyor.
***
Laiklik, “kapitalist üretim sisteminin” gelecek garantisidir!
Kapitalist üretim ilişkilerinin bir ürünü olarak ortaya çıkması ve fil ayaklardan biri olarak sisteme “entegre” edilmesi, boşuna değildir!
Çünkü laik sistem, kafaları, düşünceyi, insan aklını, bu sistemin daha iyi gelişmesi için özgür bırakır, dinsel düşünme ekseninden özgürleştirir!
Laiklik bu açıdan bir “yaratıcılığın” şemsiyesidir. Sisteme, yeni özgür alanlar, çıkışlar, yollar yaratır!
Kapitalist sistem, hele hele ileri teknoloji toplumları, neredeyse tamamen “dünyevi”dir. Neredeyse kilise bile!
Gabriel Garcia Marquez’in öyküsünden uyarlanan o müthiş filmi anımsar mısınız? Hani, kasabada mezarlık taşınacaktır ve belediye herkesten cenazelerini almasını ister. Bir baba, kaç yıl önce ölmüş kızını mezardan çıkardığında, hiç çürümediğini görür. Gömüldüğü gibidir! Şüphesiz, kız derhal evliya ilan edilir! Baba, kızının evliyalığını kabul ettirmek ve din tarihine geçirmek için cenazeyle taaa Vatikan’a bile gider! Müthiş bir kara komedi!
Orada kardinaller, papazlar, cenazeyi asla görmek bile istemezler; babayı, tamamen bilimsel bir dille, böyle bir şeyin imkânsız olduğuna, bedenin öldükten saniyeler sonra çürümeye başladığına, gömüldükten şu kadar yıl sonra çürümemiş organ kalmadığına, bunların bilimsel olarak kanıtlandığına inandırmaya çalışır!
***
Laiklik, kapitalist üretim sisteminde nesnel düşünmenin de yapısal şemsiyesidir.
İnsan etkinliklerinin bütün alanlarda gelişmesi, sistemin işine gelir, dahası sistem bunu teşvik eder. (Bu anlamda laiklik, demokrasi tanımı ile de eşleşir!)
Ve kapitalist sistem, insanın bütün bu yaratıcı faaliyetlerinden, işine yarayanları alır, kullanır; işine gelmeyen nicelik ve nitelikteki “ürünleri” de, sistemi tehdit edici boyutlara ulaştırmadan, bir şekilde elimine eder! (Gerektiğinde yok ederek, zayıflatarak, düşman ilan ederek vb.)
Toplumun en üst yapısal-yönetsel, siyasal öğeleri arasından laikliği çıkarıp, yerine bugün AKP’cilerin ve Fetocuların yapmaya çalıştığı gibi, dinsel düşünme biçimini koyarsanız…
Hem kapitalizm, geleceği ile de büyük tehlike altına girer…
Hem de demokrasiniz!
Üstelik bunu henüz ileri teknoloji ülkelerinin pazar-piyasa ve düşünce tahakkümü altındaki “Müslüman” ülkede yaparsanız, ilelebet “köleliği” ilan edersiniz! (Bakınız 1.3 milyar nüfusa sahip 57 İslam ülkesinin yüzde 90’ına!)
Yani laiklik, kılık-kıyafetin değil, kapitalizmin de varlık sorunudur, gelecek toplumların da!
Orhan Bursalı
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.