İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Ergin Yıldızoğlu - Avrupa Birliği Yine(!) Krizde

Haziran 18, 2008 - CUMHURİYET, ERGİN YILDIZOĞLU

İrlanda seçmeni Lizbon Anlaşmasına hayır dedi. Böylece AB süreci yine bir krize girdi. Şimdi en az dört senaryo söz konusu. Ama iki şey kesin gibi. Birincisi, AB’nin merkezileşme süreci anayasa vb belgelere dayanarak devam ettirilemez. İkincisi, Türkiye’nin AB üyeliği, gerçekleşmesi artık olanaksız bir projedir.
İrlanda neden ‘hayır’ dedi
İrlanda seçmeninin yüzde 53’ünün, yüksek katılımlı bir referandumda Lizbon Anlaşması’na hayır demesinin arkasındaki etkenlere bakınca ilk bakışta evet ve hayır kampanyaları arasındaki çarpıcı fark göze çarpıyor. Evetçiler, kampanyalarını, Hadi Avrupanın merkezinde olalım”, “Diğer ülkelere sorumluluğumuzgibi pratikte ne anlama geldiği belirsiz sloganlara dayandırdılar.Hayırcılar ise çok somut kaygılara ve korkulara değiniyorlardı. Örneğin Evet dersen sen ödersinsloganı, halkın, gittikçe bozulmakta olan ekonomik koşullardan kaynaklanan korkularını kristalleştiriyordu. İşçiler, yoksullar, AB’nin diğer bölgelerinden gelen işçilerin etkilerinden, daha fazla yoksullaşmaktan, Katolikler kürtajın serbestleştirilmesinden, orta ve küçük çaplı işletmeler vergilerin artmasından, sermayenin küreselleşmemiş kesimi, AB ile gelmesi olası yeni sendikal haklardan korkuyordu.Sen ödersin, bu kesimlerin hepsinin korkularını birleştiren bir slogan oldu.
Ama tüm AB sürecinin özelliklerine ilişkin bir dinamik de söz konusu. Maastricht Anlaşması döneminde bu dinamiğin ayırdına varmıştık: AB tarihine bakıldığında, ilerlemelerin ekonomik kaygıların zayıfladığı dönemlerde gerçekleştiği görülüyor. Ekonomik sorunlar ağırlaşmaya başlayınca, süreç aksamaya başlıyor. Böyle dönemlerde korku duygusu ve savunma refleksi egemen oluyor. Seçmen kendi devletinin koruyucu kapasitelerine, yönetiminde söz sahibi olamadığı uluslararası, örneğin Brüksel bürokrasisi gibi kurumlardan uzaklaşıyor.
2005 yılında anayasaya hayır diyen Fransız ve Hollanda seçmeni gibi, İrlanda seçmeni de, ekonomik modele ve yönetici sınıfa özellikle AB’ci kesime güvensizliğini gösteriyordu. İrlanda seçmeni başlangıçta, AB olanaklarından, fonlarından büyük ekonomik kazanç elde etmiş olsa bile, şimdi bu kazançları kaybetmeye başlayınca, daha fazla AB (daha fazla serbest piyasa vb) taleplerine kulaklarını kapatıyor, korunmaya yöneliyor.
Bundan sonra AB ve biz
Şimdi AB’nin önünde dört senaryo var: (1) Yeniden masaya oturup yeni bir belge hazırlamak. Ancak, kimsede yeniden başlamak için bir enerji ve motivasyon yok. (2) Lizbon Anlaşması’nın ille referandumla onaylanması gerekmiyor, Meclis’ten geçmesi yeterli. Bu yüzden onaylama sürecini devam ettirmek, sonunda herkes onayladıktan sonra, 4-5 milyon nüfuslu İrlanda’ya istemiyorsan birlikten çık denebilir. Ancak, küçük ülkelerin süreci belirleme etkilerini azaltan Lizbon Anlaşması’na karşı olan Polonya gibi bir ülke daha var. İngiltere ise anayasa ve benzeri şeylere toptan karşı olduğundan, İrlanda’nındışarı atılmasınadirenir. (3) Lizbon Anlaşması’nda ufak tefekdüzeltmeleryapıp İrlanda’dan yeni bir oylama istenebilir. Ancak İrlanda seçmenini hem ufak değişiklerle tatmin etmek çok zor hem de Evet diyene kadar oylama yaptutumunu onur kırıcı bulması, ekonomik koşulların etkisiyle gelecek aylarda ruh halinin daha da olumsuzlaşması çok güçlü bir olasılık. (4) Le Monde’un da önerdiği gibi, Almanya, Fransa merkezde olmak üzere, bir çekirdek oluşturmak, süreci devam ettirmek de bir seçenek. İtalyan ve İspanyol liderler de bu yaklaşımdan uzak değil. Bu merkeze, Belçika, Lüksemburg gibi başkaları da katılır. İngiltere sonuna kadar direnir ama dışında kalmak istemez. Bu süreç başlarsa, iki AB oluşur. Gerçek AB ve üyeliği sürse de karar mekanizmalarından dışlanmış, dolayısıyla üyeliği, fiilen özel statüye indirgenmiş bir ikinci sınıf ülkeler grubu: Merkez ve çevre. Türkiye’nin yeri de bu çevrede olacaktır. Kimileri AB bitiyor dese de bir hegemonya projesi olarak AB süreci Fransa-Almanya ekseninin birbirine yakınlaşmayı sürdürmesi, yakın çevresini daha sıkı örmesi, AB denen şeyi daha etkin bir biçimde yönlendirmesi yönünde devam edecek, diye düşünüyorum.
Tam bu noktada Türkiye’nin AB ile üyelik vaadi temelinde kurduğu ilişkilerini özellikle Gümrük Birliği koşullarını yeniden gözden geçirmeye başlaması için çok uygun bir fırsat oluşuyor. Ancak, bana AB sürecinin Türkiye üzerindeki baskısını kendi projeleri için bir çapa olarak gören siyasal İslam ve özelde AKP, bu fırsatı kullanmak yerine, kaçırmak için elinden geleni yapacak gibi geliyor.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS