Dr. M. Galip Baysan - Atatürk’e Suikast Olayının Perde Arkası
Haziran 18, 2008 - DR.M.GALİP BAYSAN, İLK KURŞUN
16 Haziran 1926 günü Atatürk’e suikast düzenleyen Ziya Hurşit, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi, Laz İsmail, Giritli Şevki grubunun ve onları destekleyen muhaliflerin içindeki en önemli isim şüphesiz suikastı bizzat gerçekleştirme görevini üstlenen Ziya Hurşit idi. Baş sanık durumunda bulunan bu kişi, deniz subaylığından ayrılmış, çok yakışıklı ve atılgan bir genç olarak tanınıyordu.(1) Daha yaşı dolmadan mebus seçilmişti. Her şeye karışmak, ön planda görünmek isteyen, atak, girgin, fakat sert tabiatlı, menfi ve daima gayri memnun tabiatta bir insandı. Birinci dönemin sonuna doğru ikinci gruba meyletmeye başlamıştı.(2)
Kılıç Ali Bey anılarında Ziya Hurşit Bey’den şu sözlerle bahsetmektedir:
“Birinci BMM’ de iken aramızda teşkil ettiğimiz 7-8 kişilik bir grup halinde evlerde toplanır, Meclis müzakerelerinin tanzimi ve hükümetin takviyesi için tedbirler alırdık. Bir gün Van Mebusu Haydar Bey’in evinde toplanmış görüşürken Ziya Hurşit gelmiş, bahçe kapısını çalıyordu. Arkadaşlar kendisinin ikinci gruba meyilli ve onlarla beraber hareket ettiğini ileri sürerek toplantıya gelmesini arzu etmediler. Hatırımda kaldığına göre, arkadaşımız Dr. Operatör Emin Bey, Ziya Hurşit’in, kapının ipini çekip içeri gelme ihtimalini göz önüne alarak koştu, kapının arkasına dayandı. Ziya Hurşit böyle bir muamele karşısında kalınca hiç şüphesiz kırılmış olarak geri döndü. Bundan sonra da kendini tamamen ikinci grup emrine vermiş, onların ilk safına geçmiş göründü.”(3)
“Gazi, Sakarya’yı yapmış, düşmanı hezimete uğratmış, muzaffer bir kumandan olarak Ankara’ya gelmişti. Kendisi hükümet ve halk tarafından muazzam bir tezahüratla karşılanıyordu. Bütün meclis azaları taraçaya çıkmış, Gazi’nin geçişini selamlar ve onu alkışlarken Ziya Hurşit, Meclisin orta salonuna konulmuş bir kara yazı tahtasının üzerine tebeşirle:
“- Bir millet putunu kendi yapar, kendi tapar” cümlesini yazıyordu. Benim gördüğümü görünce “Laf olsun diye yazdım, manasız bir yazı” dedi.” (4)
“31 Ekim 1922 günü saltanatın kaldırılması ile ilgili bir önerge okunduktan sonra sert bir şekilde karşı çıkan iki kişi görüldü. Bunlardan birincisi Mersin Milletvekili Albay Selahattin Bey, İkincisi Ziya Hurşit Bey’dir.”(5)
“Ziya Hurşit, Gazi’nin o kadar düşmanı idi ki, bir gün Gazi’yi Mecliste kürsüde vurmayı dahi düşünmüş, bu maksatla Meclisin çatı arsına çıkmış, oradan bir budağı atmış, bir göz yeri açarak, bu delikten atacağı rovelver( tabanca) ile muvaffak olup olmayacağını tetkik etmiş, hesaplamış olduğunu idamdan sonra yakın arkadaşları anlattılar.”(6)
“Sorgulama ve muhakemesi esnasında da cidden cesur hareket etti. Hakikatleri olduğu gibi söylemekten çekinmedi. Aynı zamanda hakikatleri itiraf ederken diğer arkadaşlarını ele vermemeye, onların rollerini ve münasebetlerini ortaya koymamaya dikkat ediyordu”.(7)
Mustafa Kemal Paşa Ziya Hurşit’i görmek isteyince huzuruna getirdiler, aralarında şu konuşma geçti:
- Ziya Hurşit Bey, bir gaye uğrunda uzun bir zaman beraber çalışmamış mıydık?
- Evet Paşam
- Nedir bu suikast? Hem de şebekenin elebaşısı, ruhu sizmişsiniz?
- Öyle. Doğrudur Paşam. Suikast yapmaya gelmiştim ama fiile çıkmadı.
- Sizden bunu beklemezdim
- Dünya beklenmedik şeylerle doludur Paşam. Ne yapayım ki, bugün huzurunuzda bu vaziyetteyim.
Gazi’nin huzurundan çıkarılan Ziya Hurşit, ertesi gün bu defa kendisi, Gazi’yi bir daha görmek için müsaade istedi. Gördüğü yumuşak muamelenin tesiri altında kalmıştı. Belki yeni bir şey söyleyecek diye kabul edildi. Bu defa Gazi yalnız ona bakıyor, söylediklerini dinliyordu. Elebaşı, zaten zapta alınmış itiraflarını tekrarladı. İlk kabulde gördüğü iyi muameleye karşı iyi duygularını bildirdi. Bağışlanmasını istedi. Gazi yine nezaketle;
- Ben intikamcı bir adam değilim. Fakat iş artık mahkemeye intikal etmiştir. Neticeyi beklemekten başka çare yok. Müdahale edemem, dedi.(8)
Ölüm cezasına çarptırılanların çoğu o gece (13/14 Temmuz 1926), İzmir’in çeşitli yerlerinde asıldılar (ilk 13 kişi). “Ziya Hurşit, darağacına, düğüne gider gibi hazırlandı, ağır ağır özenle giyindi, üzerine bol bol kolonya sürdü, üst cebine güzelce bir ipek mendil yerleştirdi. Asılacak olanların adlarını öğrenince bazılarının asılmaması gerektiğini söyledi. Para cüzdanını hapishane müdürüne bıraktı, bunun kardeşine (Ordu Mebusu Faik Bey) verilmesini ve içindeki para ile kendisine iyi bir mezar yapılmasını istedi.
Darağacı, tam Gazi’yi vurmak istediği yerde kurulmuştu. “Aman ne güzel buluş” dedi. Tıpkı beşiğe benziyor. Yüksek de ha. Siz hepiniz aşağıda kalacaksınız, ben tepenizden bakacağım” diye şakalar yaparak cesurca ve gülümseyerek ölümü karşıladı.”(9)
Çopur Hilmi: Suikastın icracılarından birisiydi. Kılıç Ali Bey ondan “eski mütekait zabitlerinden” şeklinde bahseder.(10) Suçlu bulunup Ziya Hurşit’le aynı yerde asıldı.
Sarı Efe Edip: Milli Mücadele döneminde Sarı Efe adı ile müfreze komutanlığı yapan Edip, emekli bir jandarma yüzbaşısı idi ve İttihat Terakkinin Rumeli’deki ünlü silahşorlarından biriydi ve daima silâhşor olarak kaldı. Milli Mücadele döneminde ün kazandı. Savaş bitince iyi bir durumdaydı. Çiftliği, parası ve bir işte yüksek bir aylığı vardı. Ama adamlarından ve çetelerinden ayrılamıyordu. Nitekim İstanbul’da Şükrü Bey ve arkadaşı Veteriner Albay Rasim bir mektup, para ve silahlarla Ziya Hurşit’i gönderince, Sarı Efe de işe karıştı. Ancak olaydan bir gün önce (olay anında İzmir’de olmadığını kanıtlamak amacıyla) İstanbul’a gidince planlar altüst olmuştu.(11)
İsmet Paşa, Edip Bey’le Milli Mücadele döneminde doğrudan bir ilişki içinde olmadığını, Kazım Özalp Paşa’nın bölgesinde çalıştığını ifade ederken (12), Kazım Özalp Paşa Sarı Efe’yi şöyle tanımlamaktadır:
“Sarı Efe Edip Harbiye’de sınıf arkadaşımdı. Sonra Jandarma Yüzbaşılığından emekli olmuştu. Milli Mücadelede kendi gayretiyle Ödemiş yakınlarında kurduğu 200 kişilik atlı bir milli kuvvetle Balıkesir ve Kocaeli bölgelerinde Yunanlılarla ve asi çetelerle çarpışmalar yapmış ve bizlere yardımcı olmuştur.” (13)
Sarı Efe biraz arkadaşlık, biraz da efelik uğrunda İzmir’de aynı gece asıldı.
Eskişehir Mebusu (Ayıcı) Arif Bey: Mustafa Kemal Paşa ile Samsun’a çıkanlardan biri ve Paşa’nın teklifsiz denecek kadar yakını ve sınıf arkadaşıydı. Milli Mücadelede Garp Cephesinde Tümen Komutanlığı yaptı. Çerkez Ethem’in hareketlerine karşıydı. İnönü Muharebelerinde ve daha sonraki muharebelerde bulundu. Arif Bey iyi bir askerdi. Bilgili, sevk ve idarede görüşleri ve yönetimi iyi bir komutandı. Cesurdu ve herkes gibi kuvvetli ve zayıf tarafları olan bir insandı.(14)
Halide Edip, ilk karşılaşmalarında çok şaşırdığını, çünkü Mustafa Kemal Paşa’ya ikizi denecek kadar benzediğini söylemektedir.(15) Kurmay Albay Arif Bey’in en büyük sıkıntılarından biri İsmet Paşa idi. Onu hiç çekemezdi. Kendisine “ayıcı” denilmesinin sebebi, bir “ayıya” sahip olup onu büyütmesindendir.(16) Mustafa Kemal Paşa onu bazı sıkıntılarından kurtarmış ve Eskişehir Milletvekili olarak Meclise girmesini sağlamıştı.
Arif Bey, idama giderken dahi eski arkadaşına yaptığı af talebinin kabul edileceğini ve bağışlanacağını beklemişse de, Mustafa Kemal Paşa o kadar yardım ettiği bu eski arkadaşının kendisini öldürmek için suikastçıları, Çankaya yolundaki köşküne almasını bağışlamadı; Arif Bey aynı gece İzmir’de idam edildi.
İsmail Canbulat Bey: İstanbul Mebusu olup, Savcının kürek talep etmesine rağmen(17), mahkemenin idam ettirdiği sanıklardandı. Harp Okulundan 1899’da mezun oldu ve 1908’de Yüzbaşı oldu. İttihat ve Terakkinin Selanik’teki kuruluşuna öncülük etmişti. İkinci Meşrutiyet’in ilanında İstanbul Harp Okulunda tarih dersleri verdi ve Risale-i Askeriye dergisini yayınladı. 1909’da Büyük Ada Kaymakamlığına atanınca askerlikten ayrıldı. 1912’de İzmit Milletvekili seçildi. 1918’de Dâhiliye Nazırı oldu ve savaştan sonra Malta’ya sürüldü. 1923’de Büyük Millet Meclisine İstanbul Milletvekili olarak katıldı ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer aldı.(18)
Baytar Rasim Bey: diğer arkadaşları gibi eski komitecilerden ve Kara Kemal Bey’in yazıhanesinde çalışan yakın arkadaşlarından biriydi. Rasim Bey aynı zamanda Mahkeme üyesi Kılıç Ali Bey ile Halk Fırkasının ünlü isimlerinden Topçu İhsan Bey’in de yakın dostu idi.(19) 13/14 Temmuz gecesi idam edilerek yaşama veda etti.
Rüştü Paşa: Savcının kürek mahkûmiyeti(20) talebine rağmen idam edilen Paşa, Erzurum Milletvekili olarak Mecliste bulunuyordu. 1919’da 9. Kafkas Tümeni Komutanı, 1919–1921 yıllarında Kazım Karabekir’in yanında 3.Kafkas Tümeni Komutanı ve Trabzon Vali Vekili olarak görev yaptı. Aralık 1920’de (Ermeni harekâtından sonra) general oldu. TBMM İkinci dönemine Erzurum’dan seçilerek katıldı.(21)
Abdülkadir Bey: En son (Istranca dağlarında, Bulgar hududuna doğru kaçarken) yakalanıp 31 Ağustosu 1 Eylüle bağlayan gece Ankara’da umumi hapishane önünde asılan eski Ankara Valisi Abdülkadir Bey, İsmet Paşa’nın sınıfındandır. Antepli oluşu nedeni ile “Abdülkadir Antep” olarak tanınır. Meşrutiyetten önce İttihat ve Terakkinin fedailerinden biri olup, son derece enerjik ve kararlı, dürüst yapıda, ihtilal fikirlerine ve ihtilal arkadaşlarına son derece bağlı, İttihat ve Terakkinin en güvenilir, en gözde fedaisi olarak isim yapmıştı. Milli Mücadelenin dışında kalmıştı. Abdülkadir Bey’in kaçışı, Enver Paşa’nın kâhyası Derviş Bey’in evine saklanışı ve Demirköy’de tanınarak yakalanışı bir macera dizisi gibidir.(22)
Rauf Bey: Hamidiye Kahramanı, eski başbakan, gıyabında on yıl hapse mahkûm edildi.(23)Daha sonra açtığı bir dava ile suikast konusunda aklandı. İttihatçıların ünlü isimlerinden emekli Kurmay Albay Kara Vasıf Bey’le Mithat Şükrü Bleda, suçsuz bulunup beraat eden isim yapmış askerlerdir.
Mahkeme Başkanı Ali (Çetinkaya) Bey: 1878’de Afyon’da doğdu. İlköğrenimi Afyon’da yaptı, sonra Bursa (Işıklar) Askeri Lisesi ve Harp Okulundan mezun oldu ve 1907’de Manastır’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. 31 Mart olayından sonra Selanik’te Abdülhamit’in Muhafız Birlik Komutanlığını yaptı. 1911’de İtalyanlara karşı savaşmak için Libya’ya gitti. Derne’de Mustafa Kemal’in yanında görev yaptı. Birinci Cihan Harbi sırasında Doğuda, Milli Mücadelenin ilk günlerinde Yarbay rütbesi ile Ayvalık Cephesinde savaştığını hatırlıyoruz. 1920’de Afyon milletvekili olarak İstanbul’da toplanan son Osmanlı Meclisine katıldı, İstanbul’un işgali üzerine Ankara taraftarı olduğu nedeniyle Malta’ya sürgüne gönderildi. 1921’de serbest kalınca Ankara’ya katıldı; Müdafai Hukuk ve sonra da Halk Fırkasında görev aldı. İkinci dönemde yine Afyon Milletvekili olarak Meclise katıldı. 1925 yılında Ankara İstiklal Mahkemesi Başkanı seçildi.(24) Lord Kinros’a göre, “Hiç acımadan, kolayca ölüm cezası veren bir yargıç olarak tanınan Kel Ali, dışarıdan bakılırsa yumuşak, hatta kibar görünüşlü biriydi.” (25)
Kılıç Ali Bey: Harbiye mezunu olmamakla birlikte (dönemin şartları gereği) Mülkiye’den Harbiye’ye geçerek subay ve 1918’de fahri yüzbaşı oldu. Kafkas Ordusu başyaverliğine atandı. Mondros’tan sonra askeri görevinden ayrıldı ve vakit geçirmeden 28 Ekim 1919’da Sivas’taki Temsil heyetine katıldı. Aynı yıl Mustafa Kemal tarafından Elbistan ve Maraş dolaylarındaki ulusal güçleri düzenlemeye memur edildi. Maraş ve Antep’te Fransız’lara karşı yapılan savaşı idare etti. Büyük Millet Meclisinin açılmasından sonra Antep Mebusu seçilerek Ankara’ya geldi. Yozgat ayaklanmasını bastıran kuvvetler arasında rol aldı. Cumhuriyet döneminde Ankara İstiklal Mahkemesi üyesi seçildi. Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çevresindeki isimlerden biriydi.(26)Yine Kinros’un Kılıç Ali hakkındaki sözleri şöyledir: “Mahkeme Başkanı Kel Ali’nin başyardımcısı adaşı, Kılıç Ali idi. O da babacan halleriyle herkesin hoşuna giden bir adamdı. Ama Gazi’nin yakındakiler arasında en serti de oydu.”(27)
Bu dava ile ilgili olarak dönemin özelliğine göre öne çıkan askeri şahıslar üzerinde durduk. O günlerde sivil kaynaklar, komutanlarla birlikte eski Maliye Nazırı (ve liberal ekonominin en güçlü savunucusu olarak tanımlanan) Cavit Bey üzerinden durmaktaydılar. Cavit Bey’in, Selanik Mason Locası mensuplarından biri olması, idamından daha sonraki günlerde ona olan ilgiyi uluslararası bir seviyeye çıkarmıştır.
İdam kararının verildiği anda hala ordu ile ilişkisi bulunan Albay Arif ve Rüştü Paşa önce askerlikten tard edilmiş (çıkarılmış-kovulmuş) ve sonra da (kurşuna dizilmek yerine) asılmak suretiyle idama mahkûm edilmişlerdir.(28)
Suikast ve İstiklal Mahkemelerinin eski İttihat ve Terakki hayranları ile Terakkiperver Fırka mensuplarını ve birinci dönem, ikinci grup muhalefeti (yani Saltanatçıları-Hilafetçileri) bertaraf ettiği konusunda bütün yazarlar ittifak halindedirler. Biz buna bir unsur daha ilave ediyor ve askerin de siyasete müdahalesinin (belirli bir ölçüde) bertaraf edildiğini belirtmek istiyoruz. Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın çevresinde kalan askerler emekli statüsüne geçecek ve artık bir sivil milletvekili olarak görevlerine devam edecekler, ordu kışlasında, Mareşal Fevzi Çakmak’ın kontrolünde siyaset dışı kalacak ve modernleşme veya çağdaşlaşma yolunda kendilerine düşen görevi samimiyetle yerine getirmeye çalışacaklardır.
DİPNOTLAR:
(1) Kılıç, Ali: İstiklal Mahkemeleri Hatıraları. s.63(İstanbul-!951);Ş.S.Aydemir: Tek Adam 3, s.269 (İstanbul–1966)
(2) Tek Adam 3, s.269
(3) A. Kılıç, a.g.e., s.63
(4) Aynı Eser, s.63–64
(5) Atatürk: Söylev II, s.504 (Türk Dil Kurumu, Ankara–1978)
(6) A. Kılıç, a.g.e., s.64
(7) Aynı eser, s.65
(8) Aydemir, Tek Adam 3, s.273
(9) Lord Kinros, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu s.651–652 (İstanbul–1988)
(10) A. Kılıç, a.g.e., s.54
(11) Eric Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.256 (İstanbul–1987); Aydemir, Tek Adam 3, s.270
(12) İ.İnönü, Hatıralar 2, s.217( Burçak Yayınları–1969)
(13) Orgeneral Kazım Özalp, Atatürkten Anılar, s.41( Ankara–1992)
(14) İ.İnönü, Hatıralar 2, s.217; Bknz. Rahmi. Apak, Yetmişlik Bir Subayın Anıları(TTK Ankara–1983)
(15) Halide Edip Adıvar: Türk’ün Ateşle İmtihanı, s.217 (İstanbul–1987)
(16) A. Kılıç, a.g.e., s. 38-39
(17) Ergün Aybars: İstiklal Mahkemeleri c.ı,ıı, s.448 (İzmir–1988)
(18) Milliyet, Büyük Ansiklopedi, Cilt 3, s.995–996
(19) A. Kılıç, a.g.e., s.54
(20) E. Aybars, a.g.e., s.438
(21) İ. İnönü, Hatıralar, s.218; Baki Kurtuluş Tarihsel Olaylarla Söylev, s.376 ( Ankara–1982)
(22) İ. İnönü, Hatıralar, s.218; E. Aybars, a.g.e., s.465-466
(23) E. Aybars, a.g.e., s.464
(24) E. Aybars, a.g.e., s.485-486
(25) L. Kinros, Atatürk 2, s. 648
(26) Kılıç Ali Hatıralarını Anlatıyor, s.5-11; E. Aybars, a.g.e., s.171
(27) L. Kinros, Atatürk II, s. 648
(28) Mete Tuncay:Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931)., s.163 (İstanbul)
Dr. M. Galip Baysan


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.