Cüneyt Arcayürek - Bir Pazar Günü
Haziran 17, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK
Çek Cumhuriyeti karşısında Türk ulusal takımının 3-2’lik galip gelmesi inanılmayacak bir zafer.
Hele o son on beş dakika… İnsanın gözlerinden belleğine akan unutulmayacak dakikalar…
Sonuç 1920’lerde bitmiş tükenmiş, yüzyılın gerisinde kalmış bir ulusun zaferi gibi…
Ya da Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan önce Londra ve Zürih anlaşmaları gereği Ada’ya İngilizlerle birlikte müdahale etmemizi öneren Başbakan Ecevit’e İngiliz Başbakanı’nın olumsuz, hatta küçümseyen davranışlarından sonraki alınan askeri başarıyı anımsatıyor.
Londra’da Türkiye Büyükelçiliği’nde Başbakan Ecevit’i dinliyoruz.
İngiliz Başbakanı, Ecevit’in önerisini, Kıbrıs’a Türk ordusu ile beraber müdahaleyi reddediyor.
Geriye tek olasılık kalıyor. Türkiye’nin tek başına müdahalesi!
Konu bu noktaya gelince İngiltere Başbakanı Dışişleri Bakanı’na dönüyor:
“…Türkler tek başlarına Kıbrıs’a askeri bir müdahale yapabilecek güçte midir?..”
Türk ordusunun çıkarma yapmayı başaramayacağına inanıyor İngiliz… Dışişleri Bakanı’na dudak bükerek biraz da yapamazlar diyen bir yanıt beklediğini ses tonuyla duyumsatarak…
Fakat Dışişleri Bakanı gayet net ve kısa bir yanıt veriyor:
“… Yapabilirler…”
İkili görüşme bu soru ve yanıtla sona eriyor.
İngiltere’den sonra ABD baskısı… Sonuç vermiyor. Türk askeri bir temmuz sabahı Kıbrıs’a çıkıyor ve askersel alanda başarılması zor bir çıkarma harekâtını gerçekleştiriyor.
Çekleri yenemeyeceğini çağrıştıran söylemler, yorumlar ve hatta başlıklar… Ulusal takımımızdan son beş dakika içinde öyle bir yanıt aldı ki…
Gerçekten inanılması güç, beklenilmeyen bir sonuç!
***
Öyle bir gün, şöyle bir pazar günüydü 15 Haziran 2008… Ne kapatma davası, ne üniversite sınavları… Ne de pahalılık, AKP dünyasında Türk ulusunu geriye götüren türlü çeşit olaylar… Hiçbiri gündemde değildi.
Pazar günü ve özellikle gecesi gözlerimiz, aklımız, mantığımız Cenevre’de alacağımız sonuca odaklandı.
Pazartesi (dün) sabahın ilk saatlerinde TV’lerde ilk haber kuşkusuz ulusal takımın zaferiydi ve lakin, hemen sonraki haberlerde geçen ayların ve gelecek günlerin belli başlı sorunlarına dönen haberler akmaya başladı kulaklarımıza, gözlerimize…
Pazar günü ve gecesinin, hatta pazartesi gününün ilk saatlerinin; yarım yüzyıla yakın bir zaman içinde bir sabah uyandığında yaşadığı dünyaya sorunsuz gözlerle bakmaya hasret bir gazeteci için ayrı bir anlamı var.
Bu çocuklar bir pazar günü ve gecesi unutulmaz saatler yaşattılar, sağ olsunlar!
Cüneyt Arcayürek
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.