Ali Sirmen - AB’yi İstemeyen de Var
Haziran 17, 2008 - ALİ SİRMEN
Paris - Geçen hafta perşembe ve cuma günü, bütün Avrupa, özellikle de 1 Temmuz’da AB dönem başkanlığını yüklenecek olan Fransa nefeslerini tutup İrlanda’ya diktiler gözlerini.
AB Anayasası’nın Fransa ve Hollanda tarafından, 2005’te halkoylamasıyla reddedilmesinden, öbür ülkelerin de bu gelişme üzerine oylamadan vazgeçmelerinden sonra, onun yerine geçecek küçük bir anayasa niteliğini taşıyan Lüksemburg Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için, 27 üyenin hepsi tarafından onaylanması gerekmekteydi.
Şimdiye dek 27 üyenin 18’i onayı yasama yoluyla gerçekleştirdi. İrlanda ise 1987 yılından beri yürürlükte olan yeni anayasası gereğince, anlaşmayı halkoyuna sundu.
Normal olarak, İrlanda’ya bakıldığında halkın büyük çoğunluğunun Lüksemburg Anlaşması’nı candan onaylaması ve AB’ye olan bağlılığını bir kez daha kanıtlaması gerektiği düşünülebilirdi.
Öyle ya! İrlanda 1973’te AB’ye girdiğinde, Avrupa’nın en yoksul ülkesiydi. Aradan geçen süre içinde kişi başına 43 bin Avro ile İrlandalılar, İngiliz ve Fransızların da önüne geçtiler ve Avrupa’nın en zengin ülkesi haline geldiler.
Bu durumda, zenginleşmesinde AB fonlarının büyük payı olan İrlanda’dan gelecek olan bir “hayır”ın, “nankörlük” olarak nitelenmesi mümkündü.
***
Yıllar boyu AB’nin fonlarından yararlanmış olan İrlanda’nın artık “zenginler kulübünün” ilk sırasına oturunca, Avrupa’nın yardım alan değil, yardım veren ülkesi konumuna geçmiş olduğu da düşünülürse, rahatlıkla “alırken iyiydi de, verirken mi kötü oldu” denmesi kolaylaşıyor. Nitekim Kouchener ile Daniel Cohn Bendit benzer imalarda bulundular ve İrlandalıları fena halde kızdırdılar.
İrlanda’nın perşembe günü yapılan ve sonuçları cuma akşamüstü belli olan oylamayla yüzde 53.4’lük bir çoğunlukla Lüksemburg Anlaşması’na hayır demesi sürpriz olmadı, çünkü kamuoyu yoklamaları anlaşmaya karşı çıkanların oranının çok yüksek olduğunu zaten gösteriyordu.
Oylamaya üç milyon seçmenin yarısı katıldı ve sekiz yüz bin kadarının oylarıyla, Lüksemburg Anlaşması’nın onayı reddedildi. Olayın en ilginç yönü, Lüksemburg Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için bütün üye ülkeler tarafından onaylanmasının zorunlu olmasıydı. Bu durumda, “Sekiz yüz bin İrlandalı 500 milyonluk Avrupa’yı kilitledi” yorumları yapılmaya başlandı.
Olaya bu açıdan bakmak, gelişmeleri tam olarak anlayamamaya yol açacaktır.
Çünkü unutmayalım ki, üç yıldır, İspanya ve küçük Lüksemburg dışında AB’nin yapısıyla ilgili metinler, Birliğin üyesi ülkelerin halkları tarafından kabul edilmemiştir. Zaten Lüksemburg Anlaşması’nın üyeler tarafından halkoyuna sunulmayıp yasamanın onayına götürülmesinin nedeni de budur. İrlanda ise bu onayı halkoyuna sunmaya anayasal olarak mecburdu.
***
İrlanda’da Başbakan Brian Cowen başta olmak üzere, hükümet, Sinn Fein dışındaki muhalefetin büyük çoğunluğu, parlamentonun tamamına yakını, sendikaların çoğunluğu hep, “evet” lehine kampanya yürüttüler.
Bu durumda, İrlanda’da Avrupa konusunda seçmenler ile seçilenler arasında çok büyük görüş ayrılığı olduğu ortaya çıktı. Aynı olgunun Birliği oluşturan ülkelerin çoğunluğu için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz.
Doğrusu sonuçlar açıklanınca, gülümsemekten kendimi alamadım. Avrupa Türkiye’yi birliğin içine istemiyor; ne var ki Avrupa halkları da, Avrupa’yı istemiyorlar.
Pazar günü TV5’teki Kiosque programında bu görüşümü dile getirdiğimde, zarif bir hanım olan İrlandalı meslektaşım, Moira Dineen karşı çıktı ve,
- İrlanda Avrupa’yı seviyor ve projeye bağlıdır, dedi.
- O zaman onların bağlı oldukları Avrupa bu kendilerine önerilen Avrupa olmasa gerek, dediğimde hak verdi.
Evet gerçek şu ki, Avrupalılar, kendilerine sunulan Avrupa halklarından kopuk bu Avrupa’yı istemiyorlar. Bunu 2005’ten bu yana yapılan bütün halkoylamalarında dile getiriyorlar, ama yöneticilerine ve Brüksel bürokratlarına bir türlü anlatamıyorlar.
“Bu gelişmeler karşısında, Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından ısrarlı bir biçimde İslami bir rejime dönüştürülmeye çalışılan Türkiye’nin adaylığı ne olacak” sorusuna yanıt arayanlar, kendi yapısal sorunlarıyla boğuşmakta olan AB’nin gündemine, Türkiye’nin üyeliğinin hiçbir zaman ciddi ve içten bir şekilde gelmemiş olduğunu unutmamalıdırlar.
asirmen@cumhuriyet.com.tr
Ali Sirmen
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.