Ali Sirmen - Otokontrol Önemlidir
Haziran 13, 2008 - ALİ SİRMEN
AKP iktidarı, önderi Tayyip Erdoğan’ın güdümünde, yandaş medyasının da desteğiyle yargı erkine saldırılarını sürdürüyor. Ne yandaş medyanın fedaileri, ne AKP’nin neferleri, ne de Başbakan Tayyip Erdoğan Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararını beklemek gereğini duyuyor.
Türkiye’de şu anda en korkutucu olan da, siyasal iktidara sahip olurken devletin iki erkinin yanında, demokrasinin dördüncü gücü medyada da büyük ölçüde denetimi ellerine geçirmiş olanların, sahip oldukları bütün güçlerle, büyük bir yabanıllıkla üçüncü erke karşı saldırıya geçmiş olmalarıdır.
Bunu yaparken, “sandıktan en fazla oyu alarak çıkmış olduğuma göre, her istediğimi yapmak hakkına sahibim; kimse benim önümde duramaz, durmamalıdır” düşüncesiyle çoğunluk diktasını bize demokrasi gibi göstermeye çalışmaktadırlar. İşin ilginci, bunu yaparken salt çoğunluğa sahip olmadıklarını da gözden kaçırmaya özen göstermektedirler. Hoş salt çoğunluğa sahip olsalar bile bir şey değişmeyecektir. Çünkü demokrasi azınlık diktasına olduğu gibi, çoğunluk diktasına da karşı olan rejimdir. Bu amaçla, ta Montesquiue’den beri öngörülmüş olan, iktidarı ellerinde tutanların bunları kötüye kullanmalarına karşı mekanizmalar geliştirilmeye çalışılmıştır.
***
Zaman içinde Montesquieu’nün görüşü onun öngördüğü boyutları da aşmış ve Hitler örneğinde doruğa ulaşmıştır. Bunun üzerine, yasamanın anayasaya uygunluğunu denetleyecek mekanizmalar geliştirilmiştir. ABD’de, 19. yüzyılın başında, Oktay Ekşi’nin de çarşamba günkü köşesinde yüksek mahkemenin kendi yorumuyla geliştirdiği anayasal denetim mekanizması, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kara Avrupası’nda da yaygınlaşarak sistemin onsuz olmazlarından biri haline gelmiştir.
Şu gerçeği bilmemiz gerekir, anayasa mahkemeleri gelişmiş demokrasinin kurumlarından biridir ve sistemler, ne kadar kendi içlerinde denetim mekanizmalarını geliştirirlerse o denli güçlü ve demokratik olurlar.
Bu denetim mekanizmaları iktidarların hoşlarına gitmese de, sistemin sağlığı için gereklidir. Böylelikle, Türkiye’de görüldüğü gibi rejimin belirli aralıklarla rayından çıkması engellenir.
Olaya bu açıdan yaklaşıldığında, anayasa mahkemelerinin rejimlerin otokontrol mekanizmaları olduğunu görmek kolaylaşır.
Keşke Türkiye’de, darbeler dönemini açtığı ileri sürülen 27 Mayıs 1960’tan önce de bir Anayasa Mahkemesi olsaydı da, DP’nin kuvvetler ayrılığı rejimini yerle bir etmesinin önüne, sistem kendi otokontrol mekanizmasıyla geçebilmiş olsaydı.
***
Tahkikat Encümeni ile yasamadaki temsilcilerine yargı yetkisi vererek daha darbeden önce demokrasiyi çiğneyen Demokrat Parti döneminde bulunmayan, rejimin otokontrol mekanizmasına AKP döneminde sahip bulunuyoruz. Bu, Türkiye için bir şanstır. Ama AKP bunun farkında görünmüyor.
Nitekim, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı, AKP Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını yasamanın nitelikli çoğunluğunun denetimine bırakmayı öngören teklifini yaparken, Menderes’in Tahkikat Komisyonu kurarken düştüğü yanlışa düşüyor ve rejimi bir kez daha kuvvetler ayrılığı ilkesini çiğneyerek rayından çıkarmaya çalışıyor. Bu durumda tabii ki, sistemin otokontrol mekanizması anlamını yitiriyor.
Burada Türkiye’nin, en önemli siyasi sorunuyla karşılaşıyoruz.
Ülkemizde demokrasi ve anayasal sistem 130 yılı aşan bir geçmişe ve gelişmiş ülkelerde var olan kurumlara sahip. “Peki, eksik olan nedir?” derseniz yanıtı basittir. Türkiye’de eksik olan, demokrasi kültürüdür.
Belki de bu konuda da biraz abartıyoruz. Çünkü son zamanlarda kamuoyunun çok önemli bir bölümü demokratik kurumları içine sindirecek, onların zorunluluklarını kavrayacak düzeye erişmiş bulunmaktadır.
Nitekim, değerli gazeteci yazar Yalçın Doğan’ın da 11 Haziran tarihli köşesinde belirttiği gibi bir Amerikan kuruluşunun yaptığı anketin sonuçlarından anlıyoruz ki, Türkiye’de halkın üçte ikisinin biraz fazlası yargıya güvendiğini ortaya koymuştur.
Yalçın Doğan’ın, “halk yargıya sarılıyor” şeklinde yorumladığı anket sonuçlarına göre, yargının güvenilirliği hem Meclis’in hem de iktidarınkinin üstündedir.
Demek ki demokrasiye ulaşmak için kafalarımızı değil, AKP’yi değiştirmek gerekiyor.
asirmen@cumhuriyet.com.tr
Ali Sirmen
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.