Şükran Soner - Şiddet Şiddeti Doğurur
Haziran 12, 2008 - ŞÜKRAN SONER
Çağıran, sosyal hizmetlerden sorumlu Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı İnci Beşpınar olunca boynum kıldan ince. Etkileneceğim, öğreneceğim, sizlerle de paylaşmak gereğini duyacağım, emek ürünü işler olduğunu bilirim…
“Kadıköy’de kadınların şiddet karşısında korunması ve desteklenmesi için mücadele ağı” başlıklı bu sosyal proje, günün keskin siyasi çatışmacı gündemi içinde çok fazla da ilginizi çekmeyebilir. Ne de olsa şiddet mağduru kadınlara destek projeleri, dünyanın her yerinde, tarihin her döneminde çok derin olarak yaşanan kadına yönelik şiddete karşı gündeme getirilip getirilip köklü, kalıcı çözümlere kolay kolay varılamayacak bir iş, sorun gibi algılanıyor. Hele de ülkemizde yükselen değerler din, iman üzerinden, törelerden yana olunca kadına yönelik şiddetin karşısında durulması bile istenmiyor. Emperyalizmin emrinde yaratılan kavram kargaşasında insan hakları, hele de kadın haklarında geriye gidişi kutsayan aydınlar ihanetine prim verildikçe… Şiddetin şiddet doğurması gerçeğinin kaçınılmaz sonucu olarak kadına yönelik şiddetin de patladığının gözler önüne serilmesi fincancı katırlarını ürkütüyor…
Ne de olsa 1960, 70, hele de 80’li yıllarda kadın hakları, sorunlarının güncelleşmesi, siyasette prim getirdiği yıllarda, dünya ve ülkemizde “kadına yönelik şiddet” sıcak gündemimize girmiş, yasal önlemler ile birlikte örgütlenmeler, kadın sığınma evleri, şiddeti önleyebilecek projeler uygulamaya girmişti. Ancak ülkemizdeki gidişat, kadına yönelik şiddeti kutsayan, önlem alınmasını suç sayan gelenekçilikten yana olunca; şiddetin en ağırlarına hedef olmuş, canlarını kurtarmak üzere sığınmış kadınlar için açılmış kadın sığınma evlerinin çoğunun bir bir yeniden kapatılması gerçeği yaşandı. Kamu, belediyeler eliyle açılmış sığınma evlerinin siyaseten getirisi olmayınca, finansmanlarına kaynak yaratılamayarak kapatılmaları gerçekleşti. Bir sürü belediye, kamu kaynaklı açılmış kadın sığınma evleri kapanmışken, Türkiye’nin her yerinden şiddet gören kadınlara umut olan, direnen, gelişen projelere ister istemez inci gibi bakmak, özen göstermek gerekiyor.
Kadın sığınma evlerinden bir adım öte, sığınma evinde koruma altında olan kadınlar yanında, ağırlıklı yoksul bölgelerin en çaresiz, şiddet mağduru kadınlarına, çocuklarına yönelik psikolojik destek sunulması, şiddet faillerine öfke kontrol katılım çalışmaları düzenlenmesi, mağdurların meslek ve istihdama yönlendirilmeleri, kamu kuruluşları eliyle bir destek ağının oluşturulması, toplumsal duyarlılık yaratma çalışmaları, edinilen deneyimlerin toplumla paylaşılması.. yeni işler…
***
Şiddet mağduru kadınların, Kadıköy’ün en yoksul bölgelerinden birinden seçilmiş çocuklarının bale gösterisi ile açılışı yapılan çok farklı bir sunumla karşı karşıyayız. Çocuklar yaşamlarında, kültürlerinde yeri yokmuş varsayılan bir dansla kendilerini göstermekten, “biz de varız, yapabiliriz”i diyebilmekten ne kadar da onurlular.
Sinema belgeselinde, sığınma evinin kadınları, şiddet mağdurları kendi yaşamöykülerini anlatıyorlar. Arkadaşımız Işıl Özgentürk’ün “Rüzgâra Söylenmiştir” filminde, gördükleri şiddeti, yaşanmışlıklarını, ayakta kalma çabalarını, umutlarını anlatıyorlar.
Şiddet mağduru kadınların doğrudan rol aldıkları, kendi yaşamöykülerini canlı olarak anlattıkları tiyatro oyununu izlerken tüylerinizin diken diken olmaması olanaksız. Onlarla yıllardır birlikte çalışan, yaşam savaşımlarında ayakta durmaları için gönüllü katkıda bulunan her meslekten kadınlar; psikologlar, öğretim üyeleri, hukukçular, sanatçılar.. ezbere bildikleri yaşamöykülerinin çarpıcı, insan onurunu inciten, acılı boyutlarından çok, insanlık adına birlikte yarattıkları direnişin onuru ile gözyaşlarını akıtmaktalar.
Şiddet mağduru kadınların emeği, ürünü, resim, minyatür, el sanatları sergisi, yeniden var olma, üretme, yaratıcılığın, direnmenin, ayakta kalabilmenin bir başka biçimde kanıtlanması.
Elbette içinde erkeklerin olduğu çok geniş kapsamlı bir dayanışma, finans, örgütlenme ağını gerekli, zorunlu kılan uzun soluklu bir çalışmanın ürünlerinden söz ediyoruz. Köşe yazısında reklamlara girmeyeceğim.. Düşündürücü ve çarpıcı olanı, kurum sorumluluğu olan erkekler ve sınırlı gönüllü, inançlı katılanları dışında genel bir kadın hareketi, direnişinin ortaya çıkması. Benzer projeler, deneyimlerini aktarmak üzere etkinliğe katılan AB ülkelerinden kadınlar da hem dünya genelinde şiddet mağdurlarının yüzde 97’lere varan bir oranda kadınlar olduğunun altını çiziyorlar. (Bizde araştırma yapılsa, sayılarda patlama görülecek, oran belki de yüzde yüze varacak. Hem de kadına yönelik şiddete karşı duyarlılıkta erkeklerin geride kaldıkları.)
Oysa kadına yönelik şiddet sadece şiddet mağduru kadının yaşamını altüst etmiyor. Şiddet gören kadın, gördüğü şiddeti bir biçimde topluma yansıtıyor. En çok da çocuklar etkileniyor. Sömürü, yoksullaşma, yoksunlaşma arttıkça, kadına yönelik şiddet, toplumsal şiddet tırmanışa geçiyor. Kaos üretiliyor.
Şükran Soner
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.