Oktay Ekinci - Cumhuriyetin imamları
Haziran 11, 2008 - OKTAY EKİNCİ
Prof. Dr. Şerif Mardin’in, toplumdaki dinci dayatmalar için kulandığı “mahalle baskısı” deyimini pek beğenenlere, özetle şunları anımsatmıştık:
“Mahalle kavramı dünyada sadece bize ait sosyal ve kültürel bir değerdir; Anadolu kentlerinde ‘komşuluk dayanışması’ndan, yakın çevreye sahiplenmeye kadar geniş bir ortak yaşam ve birliktelik anlayışını simgeler…” (Bkz. Cumhuriyet-17 Ekim 2007, ÇED Köşesi)
Bu nedenle Prof. Mardin’in, “şeriat dayatması” gibi gerçekçi tanımlamalar dururken, kuşaktan kuşağa yaşatmamız gereken bir “zenginliğimiz”i, dinciliğin kaynağı olarak göstermesi; yine o “mahalle kültürü yoksunu” tarikatçıların özlemi değil midir?
Nitekim özellikle Başbakan’a bağlı TOKİ’nin kimliksiz ve kişiliksiz toplu konut projelerine bir de bu gözle bakın…
Ortak özellikleri, “mahallî karakterler”i göz ardı etmek; kentle bütünleşen “mahalle düzeni” yerine “dışa kapalı, çevreden soyutlanmış bir içe dönüklük” içinde “siteleşme”; yani “cemaat”leşme…
Anadolu’nun imamları
Prof. Mardin, şimdi de “Cumhuriyetin öğretmeni imama yenildi” diyerek yeni bir tartışma yarattı. Kimileri “pek beğenmiş” görünürken, kimileri de sadece şu nedenle eleştiriyor: “ğretmenle imamı karşı karşıya getirmek doğru değil…”
Bu itiraz doğru görünse bile yeterli mi?
Mardin’in yeni benzetmesi de “Anadolu kültürü”nden ve tarihsel birikimlerinden beslenememiş bir “Batıcı”lığın izlerini taşımıyor mu?
Şeriat zorbalarının günahını mahalleye yüklemesiyle, günümüzdeki “dinci”liği “imamın zaferi” olarak tanımlaması, aynı bakışın ürünleri değil mi?
Oysa “Cumhuriyetin -de- imamları” vardı.. ve bugünkü “cumhuriyet karşıtı imamlar”ın baskılarına rağmen hâlâ da varlar…
Onlar ne Osmanlı’nın ne de Suudilerin dincileri oldular; sadece “Anadolu imamları”ydılar; bugün de öyleler…
1932’den 1950’ye kadar tam 18 yıl, ezanın “Türkçe okunması”nı; Kuran’ın “Türkçe açıklanması”nı; dahası Kuran kursları yerine cumhuriyetin okullarının yaygınlaşmasını ve örneğin birçok halkevinde laikliğin erdemleri üzerine eğitim çalışmaları yapılmasını hem desteklediler, hem de uygulamanın içinde görev aldılar…
“Anadolu imamları” ulusal bağımsızlık mücadelesine katıldıklarında, Cumhuriyetin öğretmenleri henüz yeni yeni yetiştiyordu.
Bu nedenle Prof. Mardin, sadece “imam” yerine, örneğin “Suudi imamı” gibi bir tanımlamayı yeğleseydi; “tarihle bugün arasındaki fark”ı da gerçekçi bir anımsatmayla vurgulamış olur;
Benzer şekilde “dinciler”in, Anadolu değerlerinden uzaklaşan sözde “çağdaş”larımızın toplumla bağlarının zayıflamasından da yararlandıklarını söyleseydi; çok daha “aydın”latıcı bir uyarı yapmış olurdu…
Sözün kısası Cumhuriyet, Anadolu uygarlıklarının “aydınlanma devrimi”ydi. ‘Anadolu imamları’ da bu devrimin “aydın”ları arasındaydı.
30 yıl önce…
Rahmetli babam, aile büyüklerimizin ölüm yıldönümlerinde Fatih Camisi’nden tanıdığı “çağdaş bir imam”ı Kuran okuması için evimize davet ederdi.
O yıllarda, laiklik karşıtı gelişmeler bir yana, türban bile gündemde olmadığı gibi, ne olduğu dahi bilinmezdi; çünkü yoktu!..
“Aile imamı”mız ise “Arapça” girişi çok kısa tuttuktan sonra “Türkçe” sürdürdüğü okumasını bitirirken, hem Atatürk için hem de “Cumhuriyeti kuran devrim arkadaşları” için dualar eder ve derdi ki: “Bizi tüm İslam âleminde en medeni ve en çağdaş toplum haline getiren büyüklerimizden Allah razı olsun…”
1970’lere ait bu anımı, Prof. Mardin’in yorumlarına sunuyor; tüm “Cumhuriyet imamlarımız”a armağan ediyorum…
Oktay Ekinci
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.