Erinç Yeldan - Enflasyon Biçim Değiştirirken
Haziran 11, 2008 - ERİNÇ YELDAN
Bütün küresel ekonomide olduğu gibi Türkiye’de de enflasyon biçim değiştiriyor. Bir süredir sadece “kamu açıklarına” ve “aşırı talep fazlalılığına” dayalı talep enflasyonu değil; başta petrol ve gıda fiyatları olmak üzere stratejik girdi maliyetlerinin küresel ölçekte yükselmesine dayalı maliyet enflasyonu yaşamaktayız.
Küresel piyasalardan kaynaklanan maliyet enflasyonu biraz da gecikmeli olarak Türkiye ekonomisini etkisi altına almaya başladı. Mayıs ayı verilerine göre yıllık enflasyon “üretici fiyatlarında” yüzde 16.83’e, “tüketici fiyatlarında” ise yüzde 10.74’e yükseldi. Geçen hafta OECD tarafından yayımlanan Ekonomik Görünüm Raporu tüketici enflasyonunun 2008’de yüzde 9.8; 2009’da da yüzde 7.5 olacağını tahmin etmekteydi. Ancak “kötümser” tahminler sadece enflasyon göstergelerinde değil, “büyüme” tahminlerine de yansımaktaydı. Nitekim, OECD’nin Türkiye için 2008 yılı büyüme tahmini yüzde 3.8’e çekilmiş idi. İngiltere’de yayımlanan The Economist dergisinin büyüme tahmini ise yüzde 3.2 olarak verilmekteydi.
ANKA haber ajansının verileri ise “piyasaların” enflasyon beklentisini yüzde 10.5; büyüme tahminini de yüzde 3.8 olarak vermekteydi. Bütün bu gelişmelerle birlikte TC Merkez Bankası tüketici fiyatları üzerinden sürdürmekte olduğu enflasyon hedefini 2009 için yüzde 4’ten yüzde 7.5’e; 2010 yılı için de yüzde 6.5’e çıkardığını duyurdu. MB’nin 3 Haziran tarihli basın duyurusunda “İçinde bulunduğumuz 2008 yılı için hedefin değiştirilmesi, hesap verme ilkesinin ihlali anlamına geleceğinden uygun görülmemiştir” bilgisi de yer aldı.
Gerçek şu ki, Türkiye’de mal ve hizmet piyasalarında yaşanan dengesizlikler sadece fiyatları değil, maliyetler üzerinden büyümeyi de olumsuz etkilemektedir. Nitekim maliyet artışlarına dayalı enflasyonun ayırt edici özelliği, olumsuz etkilerinin sadece fiyatlar üzerinde değil, aynı zamanda üretim ve istihdam üzerinde de hissedilmesidir. Durgunluk ya da teknik ifadesiyle “stagnasyon” ile “enflasyon” sözcüklerinden derlenen “stag-flasyon” deyimi de bu olguyu ifade etmeye çalışmaktadır. Gerek dış araştırma kurumlarında, gerekse yurtiçi piyasalarda enflasyon beklentileriyle birlikte büyüme tahminlerinin de olumsuz bir yöne dönmesi, bu gerçeğin yansımasıdır.
İçinde bulunduğumuz konjonktürde sorulması gereken soru şudur: “Durgunluk içinde enflasyon”, yani stagflasyon ile karşı karşıya kalan bir merkez bankasının makro ekonomik istikrarı sağlamak için uygulayacağı para politikası ne olmalıdır? Merkez Bankası’nın biricik görevi, günümüzde halen olduğu üzere, sadece ve sadece fiyat istikrarını gözetmek ve faizleri de bu amaca yönelik olarak ayarlamak ile sınırlı tutan enflasyon hedeflemesi rejimini sürdürmekten ibaret mi kalmalıdır?
***
TC Merkez Bankası 2003 yılından bu yana “örtülü”, 2006’dan beri de “açık” olmak üzere enflasyon hedeflemesi rejimini sürdürüyor. Şu anda geçerli yüzde 4 hedefini tutturmak için gecelik faiz hadlerini kullanan TCMB, döviz de dahil olmak üzere diğer tüm finansal varlıkların değerleriyle “ilgilenmediğini” özenle vurguluyor. Aşağıdaki Şekil’de 2005’ten bu yana tüketici fiyat enflasyonu ile MB gecelik faizlerinin nominal değerleri aylar itibariyle sergilenmekte. Şekil, 2005’ten günümüze değin Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflemesi rejimi altında işinin aslında ne kadar kolaylaşmış olduğunu vurguluyor. Talebin bastırılmasını ve yurtdışından sermaye girişini gözeten yüksek faiz politikası, bir yandan da TL’nin aşırı değerli görünümüyle birlikte 2008 başına değin fiyat artışlarını kontrol altına almış gözüküyor.
Şekilde ayrıca devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) reel değerleri de çizilmekte. Reel olarak yüzde 10-15 aralığına sıkışmış olan DİBS faizlerinde görülen dalgalanma, MB’nin gecelik faizlerindeki ve fiyat düzeyindeki göreceli istikrarın maliyeti olarak kamu kesimine nasıl yansımakta olduğunu belgeliyor.
Dolayısıyla, kendisini sadece fiyat istikrarı ile sınırlayan (enflasyon hedeflemesi uygulayan) Merkez Bankası, makro ekonomideki dengesizlikleri reel faiz yükü olarak kamu maliyesine ve istihdamsız ve spekülatif büyüme olarak da işgücü piyasalarına -dolayısıyla ücretli kesime- yıkıyor.
Ancak, 2008’den bu yana enflasyonun değişen niteliği, merkez bankalarına enflasyon hedeflemesi ile makro istikrar görevini savsaklamanın artık mümkün olmayacağını vurgulamaktadır. Fiyat düzeyinde istikrar sağlamanın kendi başına makro ekonomik istikrarı sağlamaya yetmediği; ulusal ekonominin cari işlemler açığı, işsizlik, kamunun yüksek reel faiz yükü ve ithalata bağımlı sanayileşme sorunlarının bir bütün olarak ele alınmadığı bir istikrar programının başarı şansının da olmadığı açık olarak görülmektedir.
Erinç Yeldan
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.