Güneş Erkul - Namahrem Ellerce Uygulatılan Mahrem Plan
Haziran 08, 2008 - GÜNEŞ ERKUL
Her ulusun tarihinde çeşitli kırılma veya dönüm noktaları vardır. Ülkede öyle kararlar alınır,öyle gelişmeler yaşanır ki bütün bir ülkenin yazgısı değişir. Bu varoluşu ya da yokoluşu başlatan bir süreç olabilir. İşte bu dönümlerde mutlaka kahramanların ve hainlerin damgası vardır.1071 Malazgirt Savaşı Alparslan, 1453 İstanbul’un fethi Fatih Sultan Mehmet,19 Mayıs 1919 ise Mustafa Kemal Atatürk’le anılan Türk egemenliğinin Anadolu coğrafyasında varoluşundaki dönümü sayılan tarihlerdir. 10 Ağustos 1920′da Damat Ferit Hükümetince imzalanan Sevr Antlaşması bu egemenliğin yok oluşunda önemli bir dönüm olacakken büyük kahraman, tarih sahnesindeki yerini alır, “Ya istiklal, ya ölüm!” der ve bu paçavrayı yırtıp atarak zafere giden yolun taşlarını bir bir örmeye başlar. Tüm bunlar bildiğimiz, ama aynı zamanda bizi tutsak etmek isteyenler tarafından da unutturulmaya,değersizleştirilmeye ve ters yüz edilmeye çalışılan gerçeklerdir.Gelelim bugüne, bugünün dönümlerine. Türkiye bilindiği gibi son yedi aydır ayrılıkçı katil çetesinin saldırılarına uğramış, özellikle geçtiğimiz ekim ayında sınır karakollarında evlatlarımızı toplu olarak şehit vermenin ıstırabını yaşamıştı. Türk insanı büyük bir infial içinde sokaklara dökülüp tepkisini ortaya koymuştu. Milletimizin öfkesi o kadar yoğun ve derindi ki, iktidardaki zihniyet aylardır sürüncemede bıraktığı askeri operasyon tezkeresini sonunda Meclis’ten geçirmek zorunda kalmıştı.
Fakat önemli olan bu yetkinin etkili, güçlü ve kararlı bir biçimde uygulanmasıydı. İktidardaki zihniyetin amaçlarını, işbirliği ağını ve eylem tarzını bilenler söz konusu yetkinin Türk insanının haklı kızgınlığını yatıştırmak, gazını boşaltmak için alındığından kuşkulanmışlardı. Zaman onları bir kere daha doğruladı. Kuşkular boşuna değildi. Türk insanı tepkilerini boşaltırken ipe un serilmiş, her şey Başbakan’ın 5 Kasım’da ABD Başkanı Bush’la yapacağı toplantıya endekslenmişti.
5 Kasım görüşmesi gerçekleşti ve sonuç, onur ve egemenlik gibi değerlere önem verenler için koca bir hiçti. Üstelik burada kamuoyuna açıklananlardan başka; içinde ülke bütünlüğünden ve ulus birliğimizden verilen ödünlerle dolu, Büyük Ortadoğu Projesine hizmet eden gizli planların ve anlaşmaların yapıldığı iddiaları basındaki pek çok kalem ve muhalefet partilerinin başkanları tarafından dile getirildi. Tabii bu iddiaları doğrulayacak ya da yanlışlayacak, bu görüşmeden sonraki süreçte yaşanan gelişmeler olacaktı ama bizzat Başbakan konuyla ilgili sorulara, mahrem kalması gereken konularda hükümeti açıklama yapmaya zorladığı için muhalefeti, terör örgütünün ekmeğine yağ sürmekle suçlayarak, ama mahrem(gizli) bir planın varlığını da doğrulayarak yanıt verdi.
15 Ekim tarihinde ABD’de dünyanın en büyük Yahudi lobisi CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi) bir raporu yayınlanmıştı. Raporda, PKK sorununun çözümünde, PKK’nın siyasallaştırılmasına, demokratikleşmenin ve ’sivil anayasa’nın bu konuda oynayacağı role dikkat çekiliyordu. CFR’nin ve Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi’nin Proje Direktörü olan David L. Phillips tarafından hazırlanan raporun Erdoğan’ın Vaşington ziyareti öncesinde yol haritası olarak ABD Dışişleri Bakanlığı ve Bush yönetiminin üst düzey yetkililerine verildiği biliniyor.
Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretinin ardından üstü örtülü olarak dillendirilmeye başlanan, “PKK terör örgütünün siyasallaşması, genel af tartışılmalı ve Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimle ilişki kurulmalı” gibi sözleri, ABD’de hazırlanan bu raporla uyumludur.
5 Kasım’dan bu yana, başta Kuzey Irak’ta kapsamlı ve büyük bir askeri operasyon yapamayışımız olmak üzere, yaşadığımız ve tanık olduğumuz gelişmeler de, ne yazık ki, namahrem ellerle yapılan mahrem bir planın varlığını doğrular niteliktedir. Burada Türk Milleti adına çok daha üzücü olan gerçek, 5 Kasım süreciyle birlikte iyice açığa çıkan, PKK’nın silah bırakması karşılığında Kuzey Irak’ta fiilen tesis edilmiş ABD güdümlü aşiret devletçiğiyle Türkiye’nin birbirlerini eşit muhataplar olarak almaları projesidir. Kuzey Irak’taki aşiret devletçiliği oluşumuyla, bir şekilde temas etmemizi adeta telkin eden görüşlerle kamuoyu buna yavaş yavaş alıştırılmaya çalışılmaktadır.
ABD Büyükelçisi Wilson’un Kürt asıllı bazı eski-yeni Güneydoğulu milletvekilleriyle düzenlediği toplantı, 5 Kasım sürecinin mahiyetini bir hayli aydınlatmıştır.
“Türkiye’ye Kürt kedisini bile vermeyiz” diyen, tehditvari dille sınır ötesi operasyona karşı tavır geliştiren Barzani-Talabani ikilisi, 5 Kasım’dan sonra adeta süt dökmüş kediye dönmüşlerdir. 5 Kasıma kadar Devlet Bahçeli kadar şahin olan Tayyip Erdoğan ise , “Hamdolsun istediğimizi aldık” dedikten sonra güvercine dönmüş, PKK’lılar için silahı bırakıp gelsinler, (kardeşleri gibi) siyaset yapsınlar demiştir. Başbakan, PKK’lıların kardeşlerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ve teröriste terörist demeyip “Onlar kardeşlerimiz, dağdakiler onurlu insanlardır” diyen bu partinin kapatılmasına da “Siyaset yapmazlarsa dağa çıkabilirler” diyerek karşı çıkmıştır.
Türkiye, artık cinayet şebekesi PKK ve onun Meclis’teki siyasi kanadı DTP’yle sınırlı olmayan bir bölünme tehdidiyle karşı karşıyadır. Tehdidin asıl kaynağı, artık, Kuzey Irak’ta kendisini Kürtçülük ideallerinin merkezi ve asli temsilcisi sayan aşiret devletçiğinin lideri ve aile çekirdeğidir.
Özetle 5 Kasım planıyla öngörülen Kuzey Irak’taki habis oluşumun muhatap ve partner olarak alınması ise bunun tam bir felâket olacağı gerçeğinin kavranması gerekir. Sözüm ona PKK terörünün tasfiyesi karşılığında, ülkemizin güneydoğusundan Kuzey Kürdistan diye söz eden, makamındaki duvarında da ülkemizin güneydoğusunu kapsayan Büyük Kürdistan haritası olan Barzani’yi tanımak, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi toplantılarında ortaya çıkan haritalardaki bölünmüş Türkiye sınırlarının gerçekleşmesinde en kilit adımdır. 5 Kasım süreci önlenemediği takdirde olacak olan budur.
Bu apaçık gerçeği gördükleri halde, basit, sığ çıkar hesaplarıyla gerekeni yapamayan, basiretli davranamayan bütün kurumlar ve siyasi aktörler, gelecek kuşaklar tarafından lanetlenecekler, benzeri görülmemiş bir gafletin, dalaletin ve hıyanetin mümessilleri olarak tarihin karanlık sayfalarında hak ettikleri şekilde anılacaklardır. Milletin onları layık göreceği düzey, Damat Ferit’in dahi daha yüksekte kalacağı bir yer olacaktır.
Güneş Erkul
İlk Kurşun


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.