Ataol Behramoğlu - Fransız Düşünürün Düşündürdükleri
Haziran 07, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU
Bordeaux’da bulunduğum 2003 yılında bu kentteki dostlarım Jacqueline ve kent konseyi başkanı olan eşi Philippe Madrelle çiftinin şimdi adını anımsayamadığım şoförü beni bir gün arabayla bir yere götürürken, sohbetimiz sırasında ve beklemediğim bir anda Tanrı’ya inanıp inanmadığımı sordu…
İkiyüzlülük edip etmemekte bir an duraksadığımı itiraf ederim…
Bu son derece düzgün giyimli, akıllı, ama eninde sonunda halk insanıyla ters düşmekten korkmuştum…
Fakat yine de, azıcık dolambaçlı da olsa, bütün kavramlar gibi Tanrı kavramının da insan aklının ürünü olduğuna ilişkin gerçek düşüncemi söyledim…
Muhatabım aynı şeyi daha da açıklıkla dile getirdi.
Tanrı fikrinin safsatadan başka bir şey olmadığı kanısındaydı…
Konuşmamız bundan sonra felsefi bir yönde değil de, bir Tanrı’nın varlığına inanmakla dünyada sürüp gitmekte olan adaletsizlikler arasındaki bağdaşmazlıklar konusunda devam etti…
Sözünü ettiğim kişi, sıradan bir orta tabaka Fransız yurttaşıydı.
Ve fikir berraklığının, zihin açıklığının nedeni, çok belli ki her Fransız yurttaşı gibi almış olduğu temel eğitimin laik niteliğiyle ilgiliydi…
***
Bunları sevgili Server Tanilli’nin geçen haftaki yazımın da konusunu oluşturan “Din ve Politika” adlı yeni kitabında çevirisi verilen, günümüz Fransız düşünürlerinden M. Gauchet ile yapılıp 2004 yılında L’Histoire dergisinde yayımlanmış bir söyleşi nedeniyle anımsadım.
“Demokraside Din, Laikliğin Güzergâhı” adlı yapıtının çok ses getirdiğini öğrendiğimiz M. Gauchet’in kimi sözleri ve savları bana oldukça tartışmalı ve kimi bakımlardan da yukarıda sözünü ettiğim ortalama Fransız yurttaşının düşüncelerinin gerisinde göründü…
Bizim kimi aydınlarımızın sözlerini ve savlarını da anımsattığı için bu yazıda -olanaklar ölçüsünde- bunlara değinmek istiyorum.
***
Kendisine yöneltilen bir soruya yanıtında M. Gauchet, “ruhban aleyhtarı, Cumhuriyetçi” Fransız laikliğinin, “1970’li yıllardan başlayarak Batılı toplumların büyük çapta liberalleşme hareketi ile gevşemeye uğradığını” söylüyor. “Mücadele laikliği” olarak da tanımladığı bu militan laikliğin bugün artık “dinsel otoriteye karşı” olarak tanımlanmadığını ve bunun bir “evrimleşme” olduğunu ileri sürüyor… Hemen ardından gelen “Böyle bakıldığında laikliğin güncelliğini kaybettiği sonucuna varmış olmuyor musunuz?” sorusuna ise “Evet!” yanıtını yapıştırdıktan sonra sözlerini şöyle sürdürüyor: “Modası geçmişten çok, vazo devrilmiş, parçalanmıştır.(…) Özel, kamusala üstünlüğünü ispatlamıştır. Kamusal, artık özel özgürlüklerin çeşitliliğini dile getirmenin ve bunun düzenlenmesinin bir aracından başka bir şey değildir”…
Bu çok tartışma kaldırır sav ve tanımların ardından kadınların örtünmesinin “gerici bir durum” olup olmadığı konulu soruya verdiği yanıtın en azından giriş cümleleri ise oldukça esnek: “Örtünme bir dinsel işaret mi, yoksa dinsel bir ayrımcılık işareti mi? Bunu çözmek pek kolay değildir…”
***
Yukarıdaki ve söyleşide yer alan başkaca görüşleri gereğince tartışmak için üst üste birkaç yazı yazmak gerekir. Değerli kitabının Türkiye’de laiklik ve türbanla ilgili bölümlerinde Server Tanilli, “örtünme”nin (özelinde “türban”ın) ne olup ne olmadığını olanca açıklığı ve gerçekliği ile irdelemektedir. Fransız düşünürü ise kılı kırk yarar gibi görünürken, bana kalırsa, günün koşullarına pek uygun kaypak düşünceler üretmektedir. Bunlardan kimileri doğru olsa da kimileri tartışmaya çok açıktır. Örneğin söyleşinin şu son cümleleri: “Tarihin sonunda değiliz. Sosyal ve bireysel özgürlüğün ortaya çıkıp kendini kabul ettirmesi; arkasından, kamusal iktidarın zayıflaması; şu yaşadığımız dünyanın karakteristik büyük özellikleri; geçici görünüşler olup nihai gerçekler değildir. Şimdi on yıllarla sayılan süreç, bir an gelecek değişecektir.”
Peki bu değişim nasıl olacak? Kendiliğinden mi? Bütün dünyanın ve bu arada Batı’nın yeni bir ortaçağa sürüklenmekte oluşu karşısında seyirci mi kalınacak? Söyleşide ne bu gibi sorular ne de yanıtlarını görebiliyoruz…
***
Server Tanilli’nin “Din ve Politika”sı Batı ülkelerinde laiklik savaşımının başlangıç tarihlerinden günümüze uzun yol haritasını hem belgesel, hem ansiklopedik, hem irdeleyici bir yaklaşımla okura sunuyor. Kitabın büyük bölümü ise doğaldır ki Türkiye’de laiklik savaşımının süreçleri ve sorunlarıyla ilgili… Gelecek yazım “Din ve Politika”nın bu bölümleriyle ilgili olacak.
Faks: (0212) 343 72 64
Ataol Behramoğlu
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.