Mümtaz Soysal - İletişimin İntiharı
Haziran 04, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
İSTERSENİZ, “İletişim iletişimi nasıl öldürdü” diye de sorabilirsiniz.
Gerçekten, herkesin herkesi şöyle ya da böyle dinlediği bir toplumda, herkes dinlenildiğini bildiği için, söylemek istediğini “dinlenilebilir, ama anlaşılamaz” biçimde, “yalancıktan” konuşmaya, yalan söylemeye başlamaz mı?
Ya da, insanlar hiç konuşmamayı ya da telefonun ve telsizin icadından önce bireyler arasında nasıl iletişim kuruluyor idiyse onu tercih etmezler mi?
Dolayısıyla, iletişim teknolojisindeki şaşırtıcı ilerleme, ister istemez, kendisini yararlanılamaz duruma sokmuş olmuyor mu?
Demek ki, çok değerli bir teknolojiyi yararsızlaştıran beşeri kusurlar üzerinde biraz durmak ve oradan kalkıp doğru sonuçlara varmak gerekiyor.
Yoksa, gerektiğinde binlerce ışık yılı uzaklıktaki âlemlerden görüntüler ve bilgiler aktarabilen, insanlığın düşüncesine inanılmaz ufuklar açan bir harikayı kendi bencil küçüklüklerimiz içine sokmuş olacağız.
Aslında, şimdi telekulaklık amacıyla kullanılan alet edevat çok yeni de değil. Abajurlar içine konan “böcek”ler ya da duvar içlerine gömülen “duyarlı kulaklar” kaç yıldır havaalanlarında satılmakta, merak edenler bunları alıp küçük oyunlarını eskiden beri oynamaktaydılar. Gerçekten yeni olan, bunların teknik açıdan çok daha gelişmişlerinin devreye girmiş olması da değildir.
Yenilik, teknolojik gelişmenin hukuk alanına getirdiği gereksiz yükte. Kişiyi, kişinin özel yaşamını korumak artık son derece zorlaşmış, bu koruma için yaptırım düşünmek neredeyse olanaksızlaşmıştır. O yönde ne düşünülürse düşünülsün, hepsinin anlamsızlaşması teknolojik açıdan kolaylaşmıştır.
Daha da kötüsü, kamu düzeninin sağlanması ya da sürdürülmesi için sorumlu makamların elinde bulunması gereken cihazlar artık sorumsuz çevrelerin elinde kamu görevlilerinin işini zorlaştırmak için kullanılmaktadır.
İnsanlık, böyle çıkmazlarla karşılaştıkça hep felsefeden, etik değerlerden, sık sık da dinlerden medet ummaya başlar. Ne var ki, bu muazzam teknolojik ilerlemeleri gerçekleştiren insanlık, aynı zamanda derin düşünceyi yüzeyselleştiren, yüksek değerleri ucuzlatan, dinsel inançları ikiyüzlü davranışların perdesi durumuna indiren bencilliklerden kendini arındırmayı beceremiyor. Hatta, küreselleşme diye diye yanıltıcı etiketlerle sunulan açgözlü köşe dönmecilikler ilerlemenin motoru olarak bile sunulabiliyor.
Bu açıdan bakınca, iletişimi intihardan korumak ve daha doğru, daha hakça, kısacası daha insanca bir dünyanın yeniden hizmetine sokmak, yine de medyanın, yani insanların beyinlerine uzanan kitlesel iletişim araçlarının görevi olmuyor mu?
Mümtaz Soysal
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.