Erinç Yeldan - ‘Enflasyon Hedeflemesi’ ve Ötesi
Haziran 04, 2008 - ERİNÇ YELDAN
Küresel piyasalarda ham petrol fiyatlarının varil başına 150 dolara yaklaşması ve gıda fiyatlarındaki hızlı sıçramalar sonucunda enflasyon tehdidi yeniden iktisat yazınının ana gündemine oturmuş durumda. Dünya enflasyonist bir sarmala hızla sürüklenirken, aynı zamanda da gelişmiş Batı ekonomilerinde yaşanan durgunluk ve finansal kriz ortamı nedeniyle makro ekonomik istikrarı sağlayacak politika demetinin ne olacağı konusunda tam bir kaos yaşanmakta. Bir yandan enflasyon tehdidine karşı “daraltıcı” politikaların uygulanması konuşulurken, diğer yandan da ekonomileri canlandırıcı genişleyici politikalara gereksinim duyulmakta. Bu şartlar altında “yeni” merkez bankacılığı hedeflerinin neler olması gerektiği sorusu yanıt bekliyor.
Oysa daha birkaç ay öncesine kadar her şey ne kadar basitti; muhafazakâr (ortodoks) iktisat anlayışı “seçeneksiz” olduğunu savladığı “enflasyon hedeflemesi” kavramına sıkı sıkıya sarılmış; merkez bankalarına fiyat istikrarını hedeflemekten başka hiçbir görev tanımayarak, makroekonomik tüm sorunların piyasa “oyuncularının” “rasyonel” ve “akılcı” kararlarıyla kendiliğinden çözüleceği savına kör bir inançla bağlanmıştı.
Ancak 2007’nin sonbahar aylarından bu yana küresel finans piyasalarında yaşanan çalkantılar bir sosyal bilim olarak iktisadın hiçbir dogmaya ve kör inanca sığmayacak kadar zengin olduğunu sergilemekteydi. Gerçek şu ki, kapitalizmin mevcut finansal küreselleşme sürecinde fiyat istikrarını sağlamış olmanın tek başına makro istikrarı sağlamaya yetmeyeceği; döviz ve diğer menkul kıymet piyasalarında istikrar sağlamadan fiyat istikrarının da sağlanamayacağı görüşü haklı çıkmış durumdaydı. Zira sadece fiyat istikrarı ile sınırlandırılmış bulunan bir para politikasının günümüz küresel finans ve döviz piyasalarındaki istikrarsız yapı altında başarılı olma olanağı yoktu.
Bu gerçekler altında sadece enflasyon hedeflemesini gözeten muhafazakâr merkez bankacılığı yerine ne gibi seçenekler geliştirilebilir?
Ortodoks enflasyon hedeflemesi stratejisine almaşık bir seçenek, Arjantin, Meksika ve Brezilya ekonomilerinin 2000 sonrası deneyimlerinden yola çıkarak Roberto Frenkel, Jaime Ros ve Lance Taylor gibi yapısalcı gelenekten gelen iktisatçılar tarafından önerilmektedir. Adı geçen iktisatçılar modern merkez bankacılığının sadece enflasyon hedeflemesi ile sınırlandırılmayarak, bunun da ötesinde, döviz piyasasında sabit ve rekabetçi bir reel kur hedeflemesini de içeren, daha kapsamlı bir para politikası oluşturulmasını önermektedir. Yani, alternatif görüşe göre merkez bankaları sadece fiyat istikrarını değil, döviz fiyatının reel değerini de gözetmelidir. Reel kur hedeflemesinin, bir yandan (ülkemizin de en önemli sorunu haline dönüşmekte olan) cari işlemler açığının oluşmasına engel olurken, diğer yandan da emek yoğun ihracatı özendirerek isşizliğin azaltılmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Dolayısıyla merkez bankaları enflasyonla mücadele hedefinden vazgeçmeden, döviz piyasasında rekabetçi bir reel kuru da hedefleyerek ekonominin acil sorunlarının çözümüne daha aktif olarak katkıda bulunmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için merkez bankaları ekonominin diğer birimleri ile koordineli olarak çalışmalı ve gereğinde sermaye hareketlerini daha aktif olarak yönlendirmeli, spekülatif ve borçlanmayı özendirici unsurlarından arındırmaya çalışmalıdır.
Enflasyon hedeflemesine daha teknik ve soyut düzeyde almaşık bir başka seçenek ise Mark Setterfield ve Louis-Philippe Rochon gibi post-Keynesgil iktisatçılar tarafından geliştirilmiştir.(*) Setterfield ve Rochon, enflasyon hedefinin rastgele bir rakama değil, emek üretkenliğindeki artışa odaklanması gerektiğini önermekte; ve bu hedefin bölüşüm açısından emeğin kazanımlarını sürdürecek ve ulusal gelirden aldığı payı koruyabilecek bir seçenek olduğunu savunmaktadır.
Her iki seçenek de öncelikle analitik bir kurguya dayanmakta ve “yanlışlanabilir” birer önerme olarak “bilimsel” bir araştırmanın asgari koşullarını yerine getirmektedir. Ortodoks neoliberal iktisat yazınının enflasyon hedeflemesi politikalarında kör bir inançla savunulan yıllık yüzde 3 ya da yüzde 4 rakamlarının ise bilimsel hiçbir dayanağı yoktur. İktisat yazını bu tür kör dogmaları çoktan aşmış, küresel finans piyasalarında yaşanan bu yeni kriz dalgası altında merkez bankalarının istikrar aletlerinin neler olması gerektiğini gerçekçi bir şekilde tartışmaya başlamıştır.
______________________
(*) Mark Setterfield ve Louis-Philippe Rochon, “Interest rates, income distribution and monetary policy dominance: Post-Keynesians and the ‘fair rate’ of interest”, Journal of Post Keynesian Economics, 30, 1, 13-42 (2007)
Erinç Yeldan
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.