Orhan Bursalı - Mahalle ve Öğretmen
Haziran 03, 2008 - ORHAN BURSALI
Sosyolog Şerif Mardin, Saidi Nursi üzerine yazdığı, bilimselliği çok çok tartışmalı bir “araştırma metni”nin sahibidir. Gazeteci Ruşen Çakır’la yaptığı bir söyleşide “ortaya attığı” “Mahalle Baskısı” kavramı, a) AKP iktidarı altında yaşanılan sosyal ve siyasi düzenle ve b) AKP’ye karşı olanların duygu ve düşünceleriyle tam örtüşünce siyasi literatüre girdi.
Mardin, bir yıl sonra yine Çakır’la yaptığı söyleşide “Mahalle Baskısı” kavramına açıklık getirmek için bu defa ekranların karşısına çıktı ve bu kavramın AKP’ye “karşı” kullanıma girmesinden ise “rahatsız’ olduğunu açıkladı!
Anlaşılan, bu sonucu görseydi, o lafı etmezdi!?
Mardin’in TV’deki açıklamasında tatmin edici bir şey bulmak zordu; ancak Mardin Cumhuriyet’in felsefi olarak “iyi, güzel, doğru” gibi insana “ruh” ve derin düşünce kazandıracak içerikten yoksun olduğu için, Cumhuriyet öğretmeninin “imam”a yenildiğini ileri sürdü.
Bunlar henüz “eşelenmemiş” iddialardır! “Görüntüler” sanki “örtüşür” gibi durur, ama altından farklı görüntüler çıkar… “İmam” galip midir, “ğretmen” yenilmiş midir… Bunlar salt AKP dönemindeki büyük “baskı”nın oluşturduğu ve ne kadarının kalıcı olduğunun henüz bilinmediği araştırma alanlarıdır.
Ama günümüz Türkiye’sinde gerçekten de imamın öğretmeni yenmesi ve öğretmenin de imamlaştırılması için, öteden beri büyük kurumsal politik baskı söz konusudur…
Bu, Mardin’in ileri sürdüğü gibi, Cumhuriyet’in “iyi, güzel, doğru” yaratamamasından mı kaynaklanıyor, yoksa Cumhuriyet’in sonraki sağcı yöneticilerinin “Genç Cumhuriyet”in içeriğini-ruhunu boşaltmasından ve siyasi İslamı sürekli beslemesinden mi?..
***
1) Prof. Şerif Mardin’in “Mahalle Baskısı” kavramı, aslında yaşadığımız günlere cuk oturdu ve esas kullanım yerini buldu! Mardin, demek ki farkında olmadan günümüzü betimledi! Halkımızın pratik zekâsı, “Osmanlı Mahallesi”ne takılıp kalmadı, “güncel gözlem”le, kavramı, günümüz sosyolojik-siyasal yapısına oturttu! Bu hiç de bir “amaç dışı kullanım” değildir!
“Osmanlı Mahallesi”nin gelişimini sosyologlar incelesin, bugünün köklerini oralarda arasınlar… Ama bugünün “Mahalle Baskısı” siyasal-ideolojik nitelikte bir kültür olarak, ülke çapında bir toplumsal ve siyasal “dönüştürücü” olarak “çalışıyor”!
Siyasal İslamın ülke çapındaki “Büyük Mahalle”si toplumu daha yakından ilgilendiriyor. Devlet, AKP+Fethullah+çeşitli cemaatlerin dinsel karakterli mahallesine dönüştürülüyor.
Bu örgütlü güç, tepeden “çalışarak” ve yerel AKP yönetimleri ve mahallelerinin de desteğiyle, “türbanlı, herkesin namaz kılıp oruç tutmak zorunda olduğu, haremlik selamlıklı, kız-erkek arkadaşlıklarının fetvalarla ve ayrıca eli sopalı sapık güruhların fiilen düzenledikleri”, özetle İslami toplum-devlet kurallarının dayatıldığı ve üstüne üstlük bütün düşüncelerin de 1.3 milyar İslamı bugün Batı’nın pazarı-kölesi durumunda tutan kalıplara dökülmek istendiği, yeni bir “İslam Cumhuriyeti” kuruyor!
Bugünkü durum, sosyoloji hocalarının “İmam öğretmeni yendi” naif tanımlamalarıyla açıklanacak, “Ne yapalım işte…” vurdumduymazlığıyla veya arka planda “saklı” bir “sevinç” ile geçiştirilecek “sosyolojik olgu” değildir… Konu daha çok üstyapısal siyasal bir durumdur ve “din ideolojisi”yle dış güçlerin büyük ölçüde dayatması söz konusudur…
Mardin’i anlaşılan büyük “sosyolojik” kamplaşma ve siyasal ve ideolojik planda giderek büyüyen, yaklaşmakta olan büyük hesaplaşma hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
***
2) Sosyoloji Profesörü Şerif Mardin, zerre kadar tatmin edici olmayan ve yüzeysel bir tanımlama ile, Cumhuriyet’in toplum için “iyi, doğru, güzel” bir düşünce ve ruhu doyuracak bir felsefe yaratamadığını söylüyor, dinin -imam’ın- bugünkü siyasal yükselişini de dolayısıyla buna bağlıyor!
Genç Cumhuriyet’in yarattığı “ruh”, toplum bilimleri sınıflamasına girmiyor mu? Sosyolojinin araştıracağı bir “fenomen” değil midir?
Cumhuriyet’in kurucu felsefesinin yarattığı büyük coşkunun izlerini sürmek ve bunun özgün “sosyolojisini” araştırıp anlamak ve açıklamaya çalışmak yerine, öncelikle Almanya ve Avrupa’nın sosyolojik gelişmelerinin ürünü Kant’vari felsefeleri burada aramak ne kadar doğrudur? Kaldı ki Cumhuriyet’in 1970’lere kadar kuşakları, gerçek anlamda felsefe ile tanışan şanslı insanlarıydı!
Cumhuriyet’in ilk kuşaklarının, öğretmenlerin, mühendislerin, doktorların, kadın özgürlükçülerinin, bilimcilerin, sanatçıların.. öz varlıklarını, ulus, ülke, ulusal devlet yaratma ile bütünleştirmeleri, acaba nasıl bir “sosyolojik” ruhtu ve bu ruh başka hangi ülkelerde böylesine tezahür etti?
3) Bu ruhun “iyi, güzel, doğru” tanımlamaları içinde değerlendirilmemesi acaba hangi tür sosyoloji ve felsefi “bilimlerin” konusudur?
4) Bu “ruh”u kimler ve nasıl yendiler ve yok ettiler, yok etmeyi başardılar?
5) Bu “ruh” acaba gerçekten öldü mü? Yaşıyorsa nasıl ve nerelerdedir?
6) Bu ruh yoktuysa eğer, nasıl oldu da Türkiye Cumhuriyeti bugün 1.3 milyarlık İslam dünyasının en özgün; bilim, sanat, düşünce, spor, hatta politika, edebiyat vs. bakımlardan en gelişmiş, “çağdaş uygarlığa” en yakın ülke konumuna gelebilmiştir?
8) Acaba “bilim” üretimi, bilimsel düşünce, ülkeyi 60 yıldır yöneten sağcı yönetimlerce yaygınlaştırılabilseydi, bugün “imamın yengisi”nden bahsedilebilir miydi?
9) “İmam ruhu”nun egemenliği ile acaba Türkiye nerelerde olacaktır?
Orhan Bursalı
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.