Nilgün Cerrahoğlu - Geriye Bir Şeriat Kaldı!
Haziran 02, 2008 - Genel
Babacan “Müslüman çoğunluk mağdur!” dedi, Erdoğan da arka çıktı ya, internet sitelerinde soran sorana:
“80 bin küsur caminin olduğu bu ülkede insanlara tanınan en büyük özgürlük, dinin Sünni üyelerine tanınan özgürlük… İnsaf edin! 1938’den beri Cumhuriyeti altüst edenler, eğitimin birliğini tuz buz edenlerin yaptığı şikâyete bakın. Daha ne istiyorsunuz?”
“İsteneni” Demirel açıkladı:
“Geriye bir tek şeriat kaldı!”
Abdullah Gül’le, ’95 seçimleri arifesinde yaptığım bir söyleşiyi anımsadım.
Gül siyasette henüz yeni. Ama Refah Partisi Genel Başkan Yardımcılığı’na dek yükselmiş…
“Baştan kesinlikle yasaklayıcı olmayız” demişti: “Zorlama yok bizde. Ama biz Türkiye’de yasakçı bir zihniyetin olduğuna inanıyoruz. Türkiye’de açık-gizli bir İslam düşmanlığı olduğuna inanıyoruz…”
“Nasıl algılıyorsunuz bu düşmanlığı?” diye sorduğumda, “Başörtüsü örneğin…” yanıtıyla karşılık vermiş ve şöyle devam etmişti:
“Düzen Türkiye’de İslamı caminin içine hapsetti. Biz İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz…”
“Menderes’in dediği gibi ‘Türkiye’de İslamın neye uygun olduğu değil, neyin İslama uygun olduğu mu’ tartışılacak?” diye üsteleyince bu soruya da gayet sakin “Evet tabii” yanıtını vermişti…
Camiye hapsolan İslam bizi kesmez…
“İstenilen” baştan beri buydu: “Camiye hapsolan İslamı”, “yaşam tarzına” dönüştürmek…
“Baştan”(!) yasaklayıcı olmadan, usulce bunu yapmak ve -“turiste var, Müslümana yok” çizgisindeki içki yasağında gördüğümüz üzere- İslamın laikliğe değil, laikliğin İslama uygun olup olmadığı tartışmalarının açılacağı noktalara dek ilerlemek….
On üç yıl öncesinin röportajını (10/12/1995) bugünün Türkiye’si üzerinden değerlendirdiğimde, Gül’ün sözlerini AKP icraatlarının “açık manifestosu” olarak algılıyorum.
Refah’tan AKP’ye uzanan süreçte halbuki ne dediler:
“Değiştik! Milli Görüş gömleğini çıkardık. Muhafazakâr demokrat gömlek giydik. Artık ‘din eksenli’, İslamcı bir parti değiliz. Batı’nın Hıristiyan Demokrat partilerini çağrıştıran muhafazakâr demokrat bir partiyiz!”
Batı’nın “Hıristiyan Demokrat partileri”, “Avrupa’nın faşist geçmişiyle” aralarına mesafe koymuş; faşizme bilfiil cephe almış partilerdir. Modern demokratik rejimlere bağlılıkları konusunda kimsenin kuşkusu yoktur…
Refah türevi AKP’nin, Batı’nın “Hıristiyan Demokrat partileriyle” uzak yakın benzerliği olmamasına karşın, tam gaz çalışan propaganda çarkıyla bu palavra Türkiye’ye yedirildi.
Sonunda bakın Gül’ün 1995’te söylediklerine geldik mi gelmedik mi? Gelin hadi “Refah”la “AKP” arasına net çizgi çekin şimdi…
“Şeriat, ibadetin parçası!”
“Düzen İslamı camiye hapsetti!” lafı ne demek?
Bunun gerçek anlamını/açılımını, neden sonra izlediğim bir BBC programında yakalayabildim:
11 Eylül ertesi BBC’de bir açık oturum yapılıyor. Programa İslam âlimleri ve aydınları katılıyor.
Konu şu: “İslam, demokrasiyle bağdaşır mı?”
Konuklar ikiye ayrılıyor.
“Liberaller”, bunun mümkün olduğunu söylüyor. Tarık Ramadan örneğin: “Katı kuralcılık yanlıştır!” diyor: “Şeriatı kalbinizde de yaşayabilirsiniz. Önemli olan, İslamın şümullu mesajını algılamak ve uygulamaktır…“
“Köktenciler”, “Hayır!” diye itiraz ediyorlar: “İslam ülkeleri için şeriattan başka bir düzende yaşamak caiz değildir! Şeriat çünkü iman ve ibadetin ayrılmaz parçasıdır…”
O an beynimde, yıllar öncesinden anımsadığım Gül’ün sözleri yankılanıyor:
“Düzen, İslamı camiye hapsetti!”
Gül vaktiyle demek bu lafı bana böyle bir düşünceyle telaffuz etmişti sonucuna varıyorum: “Şeriat ibadetin parçasıdır!” görüşünde olduğu için, camilerdeki İslam ona yetmiyor…
Demem o ki; “Türkiye’de şu kadar cami var!” diye parmak hesabı yapmak beyhude…
Rakamları ikiye, üçe, beşe katlasınız da yetmeyecek.
AKP’nin lider kadrosu çünkü -“Hıristiyan Demokratlarla” benzerlik bir yana- İslama olabilecek en “köktenci yorumla” yaklaşıyor.
Yılların Demirel’i bunun farkına varmasa, “Müslümanların mağduriyetinden şikâyet edebilmeleri için, geriye bir tek şeriat kalmıştır!” der mi?
Nilgün Cerrahoğlu
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.