İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

Mustafa Kemal Paşa’nın “Gebze” Emri- M. M’den Seyfi Bey Ve “Ah Şu Kuvvacılar”- Damat Ferit’e İngiliz Azarı… - Taylan Sorgun

Haziran 02, 2008 - Genel, TAYLAN SORGUN

Birinci Dünya Savaşı öncesinde kurulan müthiş teşkilat, “Teşkilat-ı Mahsusa” artık isim değiştirmişti. Yeni isimlerle yeni bir teşkilat da ortaya çıkıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçişi ardından “M. M Grubu” kurulmuştu. Bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı’mızın “tarihsel süreci” o büyük ve etkin kuruluş Teşkilat-ı Mahsusa zamanına kadar gider. O Teşkilat-ı Mahsusa’da öyle isimler vardı ki, mesela Hasan Tahsin. O zamanın genç subayları, adı öne çıkmış çok sivil isim Teşkilat-ı Mahsusa’da görev almışlardı… “YENİBAHÇELİ’YE HABER”…

Mustafa Kemal Paşa henüz Anadolu’ya geçmemişti. Teşkilat hazırlıklarını yapıyordu. Yüzbaşı Yenibahçeli Şükrü vardı. O zamanlar isimlerin başına doğdukları bağlı oldukları semtler, şehirlerin de adı verilirdi. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru İttihat ve Terakki Merkez-i Umumi’si, o zaman adına Hücum Taburu denilen birliği İstanbul’a yerleştirmişti. Hücum Taburu bugünkü Komando Birliklerinin ilk adımı idi. Mustafa Kemal Paşa Kasım 1918 sonlarına doğru Yenibahçeli’ye haber gönderdi: “…Beyoğlu merkezine gelsin…” Emir buydu. Ama bir eki vardı: “…Sivil gelsin…” Çünkü işgal devletleri istihbaratları bütün askerleri ve adı bilinen ileri isimleri takip altına almıştı.

“ŞURAYA GİRİVERSEK”…

Mustafa Kemal Paşa’nın gizli karargahı Beyoğlu Havva sokakta bulunan Suriye’den arkadaşı Salih Fansa’nın evi idi. Yakın tarih belgesel araştırmalarımı yaparken o evdeki Mustafa Kemal Paşa’nın çalışma odasını da görmüştüm. Yenibahçeli sivil kıyafet giydi. Lakin içinde rahat değildi. Yanındaki Doktor Fahri’ye “…Yahu artiste döndük. Anlaşılan asker elbisesi bizim derimiz olmuş da haberimiz yok…” dedi. Doktor Fahri kahkahayı basacaktı ki, Yenibahçeli “…Bak doktor bizi maytaba aldın mı bozuştuk gitti…” dedi. O sırada Beyoğlu sokağına girmişlerdi ki pencerelerden dışarı Rumca şarkılar avaz avaz çıkıyordu. Yenibahçeli elini beline uzattı, Doktor Fahri’ye, “…Şuraya bir girivesek de…” dedi. Doktor Fahri “…Olamaz Mustafa Kemal Paşa çağırtmıştır iş çıkarmayalım…” diye onu cayırdı.

“SONRA BOZUŞURUZ”…

Doktor Fahri, Yenibahçeli’yi Fansa’nın sokağının başına bıraktı ve Asmalımescit’te kendisini bekleyen arkadaşlarının yanına döndü Vakit gece idi… Yenibahçeli’yi Mustafa Kemal Paşa üst kattaki odasında karşıladı. Yaveri bir harita getirdi. Mustafa Kemal Paşa elini haritadaki Gebze’nin üzerine koydu. Yenibahçeli’ye “…Burayı bir birlikle tutacaksın. Ben sana emirler göndereceği. Bu boğazdan geçmesin dediklerim geçti mi, geçsin dediklerim geçemedi mi bozuşuruz. İttihatçı yeminin de boşa gider…” dedi. Geç vakte kadar konuştular. Yenibahçeli evden çıktı. Şaşırtmalar vererek Asmalı Mescit’te arkadaşlarına ulaştı. Bir yandan da sivil ceketinin eteğini çekiştiriyordu. Sivile alışamamıştı… “AKIL ERMEZ, LAKİN”…

Yenibahçeli’yi Asmalı Mescit’te bekleyen üç arkadaşı heyecan içindeydiler. Çünkü çağırtan Mustafa Kemal Paşa idi. Yenibahçeli geldi. Kısaca bir söz: “Gebze boğazını tut emri aldık. Lakin ne olacak… Ordu terhiste. İşgal tepemizde lakin emri veren Mustafa Kemal Paşa’dır bir bildiği vardır…” dedi. Hepsi de hayretler içindeydiler. Gebze Boğazı’nı tutmak ne olacaktı ki? Ama aradan zaman geçmişti. Tarih 1919′lara varmıştı. Yenibahçeli’ye Ankara’dan Mustafa Kemal Paşa’dan emirler gelmeye başladı. Gebze boğazı Anadolu’ya, Kuvvacıları, cephaneleri kaçıran istasyon olmuştu. İsmet Paşa, o zaman daha albaydı, Cephelerde paşa olacaktı. Yunus Nadi Bey, Halide Edip ve daha kimler o boğazdan Anadolu’ya kaçırılmaya başlayınca Yenibahçeli o zaman meseleyi anlamıştı…

M. M’DEN SEYFİ…

Esir İstanbul’da Mustafa Kemal Paşa’nın Kuvvası, M. M Grubu, yani bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatımızın ikinci başlangıcı “birincisi Teşkilat-ı Mahsusa” idi, çalışmaya başlamıştı. Çalışma esası, Kuvva esasına bağlanmıştı. O teşkilatın içinde Erkanıharp Yüzbaşısı Seyfi Bey de vardı. O zaman kurmaylara “Erkanıharp” denilirdi. Seyfi Bey Anadolu’ya geçtikten sonra paşalığa kadar yükselecekti. Cephelerde vuruşa vuruşa… VE O GECE…

M. M’den Seyfi Bey emir almıştı ki, “Şık Sezai” denilen bir herif İngiliz istihbaratına çalışmaktadır. Tutulup Kuvva Merkezi’ne götürülecektir. Adama “Şık Sezai” denilmesinin sebebi hep Avrupa kumaşı giymesinden, abartılı süslenmesindendi. Seyfi Bey yanındaki üç Kuvvacı ile herifi takibe aldı. Herif bugünkü İstiklal Caddesi’ndeki Tokatlıyan’daki işbirliği yaptıkları ile buluşacaktı. Buluştu da. Seyfi Bey ve üç kuvvacı Seyfi’nin oturduğu masaya yaklaştılar. “YÜRÜ YANARSIN”…

Seyfi Bey, herifin tepesine dikildi. “…Kalk ve yürü, tek durmadın mı yanarsın…” dedi. Şık Sezai’nin yanındaki İngiliz istihbaratçıları birden ne olduğunu anlamadılar. Davranmaya kalktılar. Ve işte o anda Seyfi Bey’in yanındaki üç Kuvvacı’nın toplu tabancalarının namluları heriflerin alnına dayandı. “Şık Sezai” alınıp Kuvva Merkezi’ne götürülmüştü… “AH BU KUVVACILAR”…

İngiliz Yüksek Komiserliği ertesi günü ayağa kalkmıştı. İşbirlikçi Sadrazam Damat Ferit’i İngiliz Konsolosluğu’na çağırttılar. Sadrazamlık binasına Kuvva kendi adamlarından birisini yerleştirmişti. Ertesi günü, haber geldi ki, İngilizler Sadrazam Damat Ferit’e demediklerini bırakmamışlar. Demişler ki, “…Mustafa Kemal Paşa Anadolu’dadır. Ama Kuvvacı denilen maceraperestler, bozguncular Tokatlıyan’dan adam kaçırıyorlar. Bunların dersini vermek için ne bekliyorsunuz… Biz icab edeni yapıyouz, ama sonra yine başka işler oluyor…” Damat Ferit de öfkelendi. Hemen kendi zaptiyesine emir vermiş. “Kuvvacı buldunuz mu gebertin…” DAYI MAKSUT: “GÖRÜRÜZ”…

Tabii, bu işler Yüzbaşı Dayı Maksut’a da haber verilmiş. Dayı Maksut, Yüzbaşı Celal, Doktor Fahri, Felak Grubu’ndan Yüzbaşı Rasim bu işten söz ederlerken, Dayı Maksut, “…Yahu acaba şu konağını bassak da şu Damat Ferit denilen herifi Anadolu’ya postalasak da hesaba çekseler acep nasıl olur…” demiş. Bunu da kafaya koymuşlar ama, artık hepsi için Anadolu’ya geçme zamanı gelmiş. Ankara’dan gelen emir öyle imiş. YILLAR SONRA…

Babam’ın Tıbbiye’den birkaç sınıf altındaki Doktor Fahri Bey ile birgün Bebek’te yemek yerken bana bunları anlatmıştı. Dayı Maksut Anadolu’ya geçme emrini alınca demiş ki, “…Yanarım yanarım da şu Damat denilen herifi Anadolu’ya postalayamadığıma yanarım…” Sonra da ilave etmiş, “…Bir de yanarım ki, Ali Kemal denilen herifi öteki tarafa gönderemedim… Mustafa Kemal Paşa takibe alınsın daha iyidir… Emrini vermeseydi iş kolaydı da…” Ama, Ali Kemal sonraki zamanda kendi akıbetini zaten yaşamıştı…

VE 29 MAYIS 1919…

Bir Mayıs ayını daha devirdik… Ve de 29 Mayıs 1919 günü, Mustafa Kemal Paşa’dan Anadolu Kuvvası’na Havza’dan tabligatlar yapıldı. Kuvva artık ayaktaydı… Ege Kuvvası, Toroslar Kuvvası, Karadeniz Dağları Kuvvası ilk ateşlere başlamışlardı. Ve de Ayvalık’ta 29 Mayıs 1919 günü emperyalist işgal devletlerine karşı Kuvva mevzerleri “gelişin gibi gidişin de olacak” demeye başlamışlardı. Ve lakin. Şair. Büyük Şair Nazım’ın Kuvva Destanı’nda dediği gibi, o dizelerde belirttiği gibi Ateş’in yanında ihaneti de görecektik. Ama o da yenilmiştir… İyi pazarlar dostlarım…

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS